Tefsîr-i Sa'dî sayfasına dön

Nâziât Suresi Tefsiri — Abdurrahman b. Nâsır es-Sa’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

46 ayetSayfa 2 / 2

27- Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa göğü mü? Onu O bina etti; 28- Onu yükseltip kusursuz yaptı. 29- Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı. 30- Bundan sonra da yeri yayıp döşedi. 31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. 32- Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi. 33- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

27-28. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah’ın bedenleri tekrar yaratacağını uzak görenlere açıkça anlaşılan bir delili göstererek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! “Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa” pek büyük olan, yaratılışı itibari ile güçlü ve gözleri kamaştıracak kadar yüce ve yüksek olan “göğü mü? Onu O” Allah “bina etti. Onu yükseltip kusursuz” yani yapısını da şeklini de akıllara hayret verecek, zihinleri durduracak şekilde sağlam ve mükemmel “yaptı.” 29. “Gecesini karanlık yaptı” ve karanlık semânın dört bir yanını kuşatıp yeryüzünü de kararttı. "Gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı.” Güneşi doğdurmak sureti ile orada pek büyük bir aydınlığı ortaya çıkardı. İnsanlar da din ve dünya maslahatlarını görmek için etrafa yayıldı. 30. “Bundan” gökleri yarattıktan “sonra da yeri yayıp döşedi.” Onun faydalı zenginliklerini yaratıp düzenledi. Bu faydaları da şu buyruklarıyla açıklamaktadır: 31-33. “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi.” Onları yere sabit kıldı. Buna göre âyet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı gibi yerin döşenmesi, göklerin yaratılışından sonradır. Bizzat yerin yaratılması ise göklerin yaratılmasından öncedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: Siz, yeri iki günde yaratan Allah’ı gerçekten inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir... Sonra duman halinde bulunan semâya yöneldi de... böylece onları yedi gök olmak üzere iki günde yarattı.”(Fussilet, 41/9-12) İşte bunca muazzam büyüklükteki gökleri, göklerdeki aydınlık yıldızları ve gök cisimlerini, üstü toprakla örtülü kesif yeri, orada bulunan mahlukatın zorunlu ihtiyaçlarını ve faydalarına olacak şeyleri yaratan, hiç şüphesiz mükellef varlıkları da ölümden sonra tekrar diriltecektir ve amellerinin karşılıklarını onlara verecektir. Kim bu dünyada iyilik işlerse ona iyilik yani cennet vardır. Kim de kötülük işlerse artık o, kendinden başkasını kınamasın.
Bundan dolayı Yüce Allah, daha sonra Kıyametin kopuşunu ve arkasından da amellerin karşılığının verileceğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.
37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.
40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için) bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.
37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.
40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için) bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.
37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.
40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için) bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.
37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.
40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için) bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.
37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.
40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için) bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.
37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.
40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için) bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.
37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.
40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için) bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.
37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.
40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için) bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

42- Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. 43- Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin? 44- Ona dair nihaî bilgi ancak Rabbine aittir. 45- Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. 46- Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) ancak bir akşam yahut kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanacaklardır.

42. Yani işi yokuşa süren, öldükten sonra dirilişi yalanlayan kimseler “sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını” ne zaman kopacağını “soruyorlar.” Yüce Allah da onlara şu buyruğu ile cevap vermektedir: 43. “Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin?” Hem onu bu şekilde söz konusu etmenin ve ne zaman geleceğini bilmenin sana faydası ne, onlara faydası ne? Bunun hiçbir sonucu yoktur. Bundan dolayı kulların Kıyametin kopma vaktini bilmelerinde dinî ve dünyevî herhangi bir maslahatları bulunmadığından, aksine onların maslahatı bunun onlardan saklı tutulmasında bulunduğundan dolayı Yüce Allah, ona dair bilgiyi bütün yaratıklardan gizlemiş ve onun bilgisini yalnızca kendisine mahsus kılmıştır. Bu nedenle de şöyle buyurmaktadır: 44. “Ona dair nihai bilgi ancak Rabbine aittir.” Onun bilgisi nihai olarak Ona aittir. Nitekim bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Sana Kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin yanındadır, onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz.”(el-A’râf, 7/187)
45-46. “Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.” Senin korkutup uyarmaların, ancak Kıyamet’in geleceğinden korkan ve Allah’ın huzuruna çıkmaktan endişe duyan kimselere fayda sağlar. İşte bunlar için önemli olan, Kıyamet için hazırlanmak ve o gün için gereken amelleri yapmaktır. Ona iman etmeyenlere gelince onlara aldırış edilmez ve onların işi yokuşa sürmelerine önem verilmez. Çünkü onların bu şekilde işi yokuşa sürmelerinin amacı, onu yalanlamaktır ve inattır. Böyle bir duruma varan bir kimsenin de bu gibi sorularına cevap vermek abestir. Bu durumda ancak “ahkemu’l-hakimîn (Hüküm verenlerin en güzeli, en sağlam, en hikmetli hüküm veren Yüce Allah) bundan tenzih edilir.

Nâziât Sûresi’nin tefsiri -Allah’ın yardımı ve tevfiki ile- burada sona ermektedir.

***

42- Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. 43- Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin? 44- Ona dair nihaî bilgi ancak Rabbine aittir. 45- Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. 46- Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) ancak bir akşam yahut kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanacaklardır.

42. Yani işi yokuşa süren, öldükten sonra dirilişi yalanlayan kimseler “sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını” ne zaman kopacağını “soruyorlar.” Yüce Allah da onlara şu buyruğu ile cevap vermektedir: 43. “Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin?” Hem onu bu şekilde söz konusu etmenin ve ne zaman geleceğini bilmenin sana faydası ne, onlara faydası ne? Bunun hiçbir sonucu yoktur. Bundan dolayı kulların Kıyametin kopma vaktini bilmelerinde dinî ve dünyevî herhangi bir maslahatları bulunmadığından, aksine onların maslahatı bunun onlardan saklı tutulmasında bulunduğundan dolayı Yüce Allah, ona dair bilgiyi bütün yaratıklardan gizlemiş ve onun bilgisini yalnızca kendisine mahsus kılmıştır. Bu nedenle de şöyle buyurmaktadır: 44. “Ona dair nihai bilgi ancak Rabbine aittir.” Onun bilgisi nihai olarak Ona aittir. Nitekim bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Sana Kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin yanındadır, onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz.”(el-A’râf, 7/187)
45-46. “Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.” Senin korkutup uyarmaların, ancak Kıyamet’in geleceğinden korkan ve Allah’ın huzuruna çıkmaktan endişe duyan kimselere fayda sağlar. İşte bunlar için önemli olan, Kıyamet için hazırlanmak ve o gün için gereken amelleri yapmaktır. Ona iman etmeyenlere gelince onlara aldırış edilmez ve onların işi yokuşa sürmelerine önem verilmez. Çünkü onların bu şekilde işi yokuşa sürmelerinin amacı, onu yalanlamaktır ve inattır. Böyle bir duruma varan bir kimsenin de bu gibi sorularına cevap vermek abestir. Bu durumda ancak “ahkemu’l-hakimîn (Hüküm verenlerin en güzeli, en sağlam, en hikmetli hüküm veren Yüce Allah) bundan tenzih edilir.

Nâziât Sûresi’nin tefsiri -Allah’ın yardımı ve tevfiki ile- burada sona ermektedir.

***

42- Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. 43- Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin? 44- Ona dair nihaî bilgi ancak Rabbine aittir. 45- Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. 46- Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) ancak bir akşam yahut kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanacaklardır.

42. Yani işi yokuşa süren, öldükten sonra dirilişi yalanlayan kimseler “sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını” ne zaman kopacağını “soruyorlar.” Yüce Allah da onlara şu buyruğu ile cevap vermektedir: 43. “Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin?” Hem onu bu şekilde söz konusu etmenin ve ne zaman geleceğini bilmenin sana faydası ne, onlara faydası ne? Bunun hiçbir sonucu yoktur. Bundan dolayı kulların Kıyametin kopma vaktini bilmelerinde dinî ve dünyevî herhangi bir maslahatları bulunmadığından, aksine onların maslahatı bunun onlardan saklı tutulmasında bulunduğundan dolayı Yüce Allah, ona dair bilgiyi bütün yaratıklardan gizlemiş ve onun bilgisini yalnızca kendisine mahsus kılmıştır. Bu nedenle de şöyle buyurmaktadır: 44. “Ona dair nihai bilgi ancak Rabbine aittir.” Onun bilgisi nihai olarak Ona aittir. Nitekim bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Sana Kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin yanındadır, onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz.”(el-A’râf, 7/187)
45-46. “Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.” Senin korkutup uyarmaların, ancak Kıyamet’in geleceğinden korkan ve Allah’ın huzuruna çıkmaktan endişe duyan kimselere fayda sağlar. İşte bunlar için önemli olan, Kıyamet için hazırlanmak ve o gün için gereken amelleri yapmaktır. Ona iman etmeyenlere gelince onlara aldırış edilmez ve onların işi yokuşa sürmelerine önem verilmez. Çünkü onların bu şekilde işi yokuşa sürmelerinin amacı, onu yalanlamaktır ve inattır. Böyle bir duruma varan bir kimsenin de bu gibi sorularına cevap vermek abestir. Bu durumda ancak “ahkemu’l-hakimîn (Hüküm verenlerin en güzeli, en sağlam, en hikmetli hüküm veren Yüce Allah) bundan tenzih edilir.

Nâziât Sûresi’nin tefsiri -Allah’ın yardımı ve tevfiki ile- burada sona ermektedir.

***

42- Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. 43- Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin? 44- Ona dair nihaî bilgi ancak Rabbine aittir. 45- Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. 46- Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) ancak bir akşam yahut kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanacaklardır.

42. Yani işi yokuşa süren, öldükten sonra dirilişi yalanlayan kimseler “sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını” ne zaman kopacağını “soruyorlar.” Yüce Allah da onlara şu buyruğu ile cevap vermektedir: 43. “Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin?” Hem onu bu şekilde söz konusu etmenin ve ne zaman geleceğini bilmenin sana faydası ne, onlara faydası ne? Bunun hiçbir sonucu yoktur. Bundan dolayı kulların Kıyametin kopma vaktini bilmelerinde dinî ve dünyevî herhangi bir maslahatları bulunmadığından, aksine onların maslahatı bunun onlardan saklı tutulmasında bulunduğundan dolayı Yüce Allah, ona dair bilgiyi bütün yaratıklardan gizlemiş ve onun bilgisini yalnızca kendisine mahsus kılmıştır. Bu nedenle de şöyle buyurmaktadır: 44. “Ona dair nihai bilgi ancak Rabbine aittir.” Onun bilgisi nihai olarak Ona aittir. Nitekim bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Sana Kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin yanındadır, onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz.”(el-A’râf, 7/187)
45-46. “Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.” Senin korkutup uyarmaların, ancak Kıyamet’in geleceğinden korkan ve Allah’ın huzuruna çıkmaktan endişe duyan kimselere fayda sağlar. İşte bunlar için önemli olan, Kıyamet için hazırlanmak ve o gün için gereken amelleri yapmaktır. Ona iman etmeyenlere gelince onlara aldırış edilmez ve onların işi yokuşa sürmelerine önem verilmez. Çünkü onların bu şekilde işi yokuşa sürmelerinin amacı, onu yalanlamaktır ve inattır. Böyle bir duruma varan bir kimsenin de bu gibi sorularına cevap vermek abestir. Bu durumda ancak “ahkemu’l-hakimîn (Hüküm verenlerin en güzeli, en sağlam, en hikmetli hüküm veren Yüce Allah) bundan tenzih edilir.

Nâziât Sûresi’nin tefsiri -Allah’ın yardımı ve tevfiki ile- burada sona ermektedir.

***

42- Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. 43- Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin? 44- Ona dair nihaî bilgi ancak Rabbine aittir. 45- Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. 46- Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) ancak bir akşam yahut kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanacaklardır.

42. Yani işi yokuşa süren, öldükten sonra dirilişi yalanlayan kimseler “sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını” ne zaman kopacağını “soruyorlar.” Yüce Allah da onlara şu buyruğu ile cevap vermektedir: 43. “Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin?” Hem onu bu şekilde söz konusu etmenin ve ne zaman geleceğini bilmenin sana faydası ne, onlara faydası ne? Bunun hiçbir sonucu yoktur. Bundan dolayı kulların Kıyametin kopma vaktini bilmelerinde dinî ve dünyevî herhangi bir maslahatları bulunmadığından, aksine onların maslahatı bunun onlardan saklı tutulmasında bulunduğundan dolayı Yüce Allah, ona dair bilgiyi bütün yaratıklardan gizlemiş ve onun bilgisini yalnızca kendisine mahsus kılmıştır. Bu nedenle de şöyle buyurmaktadır: 44. “Ona dair nihai bilgi ancak Rabbine aittir.” Onun bilgisi nihai olarak Ona aittir. Nitekim bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Sana Kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin yanındadır, onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz.”(el-A’râf, 7/187)
45-46. “Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.” Senin korkutup uyarmaların, ancak Kıyamet’in geleceğinden korkan ve Allah’ın huzuruna çıkmaktan endişe duyan kimselere fayda sağlar. İşte bunlar için önemli olan, Kıyamet için hazırlanmak ve o gün için gereken amelleri yapmaktır. Ona iman etmeyenlere gelince onlara aldırış edilmez ve onların işi yokuşa sürmelerine önem verilmez. Çünkü onların bu şekilde işi yokuşa sürmelerinin amacı, onu yalanlamaktır ve inattır. Böyle bir duruma varan bir kimsenin de bu gibi sorularına cevap vermek abestir. Bu durumda ancak “ahkemu’l-hakimîn (Hüküm verenlerin en güzeli, en sağlam, en hikmetli hüküm veren Yüce Allah) bundan tenzih edilir.

Nâziât Sûresi’nin tefsiri -Allah’ın yardımı ve tevfiki ile- burada sona ermektedir.

***