Tefsîr-i Sa'dî sayfasına dön

Talak Suresi Tefsiri — Abdurrahman b. Nâsır es-Sa’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

12 ayet

1- Ey peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkup sakının. Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında (iddet bitinceye kadar) onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa şüphe yok ki kendisine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki de Allah bu (boşamanın) ardından yeni bir kapı açar. 2- Bu kadınlar iddet sürelerinin sonuna geldiklerinde ya onları iyilikle tutun ya da onlardan iyilikle ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun ve şahitliği de Allah için dosdoğru yapın. İşte bu, Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür. Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, ona bir çıkış yolu ihsan eder. 3- Ve ona hiç ummadığı bir yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter. Şüphesiz Allah dilediğini yerine getirendir. Allah, her şey için bir vakit/ölçü belirlemiştir.

(Medine’de inmiştir. 12 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Yüce Allah peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve mü’minlere hitaben şöyle buyurmaktadır:“Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız” yani boşamak istediğiniz “zaman iddetlerini gözeterek boşayın” yani onları boşamak için meşru olan durumu bekleyin ve Allah’ın emrine riâyet etmeksizin boşama sebebi var olur olmaz hemen boşamaya kalkışmayın. Bilakis onları iddetlerini gözeterek boşayın. Yani kocası, hanımını (hayızdan) temiz iken ve bu temizlik halinde de onunla cima etmeden boşasın. İşte iddetin açık seçik bir şekilde tespit edilebileceği boşama budur. Halbuki hanımını hayız (ay hali) iken boşayacak olursa, boşamanın gerçekleştiği bu hayız hali hesaba kaıtlmaz, bundan dolayı da kadının aleyhine olmak üzere iddet süresi uzar. Aynı şekilde ilişkide bulunduğu bir temizlik halinde onu boşayacak olursa hamile olup olmadığından emin olunamaz ve durum netlik kazanmaz. Hangi iddeti bekleyeceği de açığa çıkmaz. Yüce Allah iddetin sayılmasını da emretmektedir. İddetin sayılması da eğer kadın hayız oluyor ise hayız esas alınarak, hayız olmuyor ise ve hamile de değilse ay hesabı ile tespit edilir. Çünkü iddetin sayılması, Allah’ın hakkını yerine getirmektir. Diğer taraftan boşayan kocanın da bir hakkıdır. Daha sonra onunla evlenecek olan erkeğin de hakkıdır. Nafaka ve benzeri hususlardaki hakkı dolayısı kadının kendisinin de hakkıdır. O nedenle iddetini tespit edecek olursa halini açıkça bilmiş, yerine getirmesi gereken haklarla sahip olduğu haklar bilinmiş olur. İddetin sayılması ile ilgili bu emir, hem kocaya hem de mükellef olması halinde kadına yöneliktir. Kadın mükellef değilse bu mükellefiyet onun velisine aittir. "Rabbiniz olan Allah’tan korkup sakının.” Bütün işlerinizde ve özellikle boşanan hanımların hakkı hususunda O’ndan korkun. "Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında onları evlerinden” iddet süresince “çıkarmayın.” Kocasının kendisini boşarken içinde bulunduğu evde kalsın. “kendileri de çıkmasınlar.” Yani o evlerden dışarı çıkıp gitmeleri onlara caiz değildir. Onların evden çıkarılmalarının yasaklanması, kocanın hanımına iddetini bekleyip tamamlayacağı bir yer hazırlamakla ykümlü oluşundan dolayıdır. Kadının dışarı çıkmasının yasaklanması ise dışarı çıkması halinde kocanın hakkının zayi olacağı ve korunamayacağı dolayısıyladır. Kadının evden çıkma ve çıkarılma yasağı, iddetin tamamlanacağı vakte kadar devam eder. “Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında” yani evden çıkarılmamaları halinde aile halkına zarar verecek türden olup çıkarılmalarını gerektiren ve açıkça çirkin olduğu görülen bir husus söz konusu olmadıkça kadın evden çıkarılamaz. Çirkin fiiller, sözler ve eziyetler çıkarılmasını haklı kılan sebeplere örnektir. İşte bu durumda kadının, kocası tarafından evden çıkarılması caiz olur. Çünkü kendisinin çıkarılmasına sebep, kendisi olmuştur. Zira onun evde barındırılması, onun gönlünü hoş etmek içindir ve ona karşı iyi bir muamele gereğidir. Ancak bu şekilde davranmak sureti ile o, kendisinin zarar görmesine kendisi sebep olmuştur. Ric’î talâk/geri dönme imkanı olan boşamada iddet bekleyen kadının hükmü budur. Bâin/geri dönüş imkanı olmayan boşamanın iddetini bekleyen kadına ise kocasının evinde kalma hakkı yoktur. Çünkü evde kalma hakkı nafakaya tabidir. Nafaka ise ric’î talâk ile boşanmış kadının hakkıdır. Bâin talâk ile boşanmış kadının ise böyle bir hakkı yoktur. "İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır.” O’nun kulları için çizdiği, şeriat olarak tespit ettiği, bağlı kalmalarını ve aşmamalarını istediği sınırlar bunlardır. "Kim Allah’ın sınırlarını” o sınırlarda durmamak suretiyle “aşarsa” yahut gereklerini yerine getirmekte kusur ederse “şüphe yok ki kendisine zulmetmiş olur.” Nefsine hak ettiğini vermemiş, dünya ve âhiretin düzeni demek olan Allah’ın sınırlarını izlememek sureti ile onun nasibini zayi etmiş olur. "Bilemezsin, belki de Allah bu (boşamanın) ardından yeni bir kapı açar.” Yani Allah, iddeti şer’î bir hüküm olarak belirlemiş ve boşamanın sınırını da pek büyük hikmetler dolayısı ile iddete bağlamıştır. Bu hikmetlerden birisi de şudur: Olur ki Yüce Allah, boşayan kocanın kalbinde merhamet ve sevgi yaratır da böylece o boşadığı hanımına geri döner, tekrar onunla geçim yolunu tutar. Bu imkanı da bu iddet süresi içinde bulur. Belki de kadından kaynaklanan ve onun boşanmasını gerektiren sebe, bu iddet süresi içinde ortadan kalkar ve boşama sebebi kalmadığı için de koca ona geri döner. Bu hikmetlerden birisi de kadının bu iddet bekleme süresi içerisinde kocasından gebe olup olmadığının anlaşılmasıdır.
2. “Bu kadınlar iddet sürelerinin sonuna geldiklerinde” yani iddeti tamamen bitirmeleri halinde artık kocanın hanımını nikâhı altında tutmak yahut ondan ayrılmak şeklinde bir seçeneği kalmayacağından dolayı iddetlerinin bitmesi yaklaştığında “ya onları iyilikle tutun” yani onlarla güzel bir şekilde geçinmek, iyi arkadaşlık etmek üzere yanınızda tutun. Zarar vermek ve onlara kötülük edip onların başkasıyla evlenmelerini engellemek maksadı ile tutmayın. Çünkü bu maksatla o kadınları tutmak caiz değildir. “ya da onlardan iyilikle ayrılın.” Karşılıklı olarak kötü sözler söylemeksizin, düşmanlık beslemeksizin, malından bir şey almak maksadı ile onu zorlamaksızın, sakıncalı herhangi bir husus olmaksızın onlardan ayrılın. “İçinizden” hanımlarınızı boşama halinde de onlara dönme halinde de “adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun.” Adaletli müslüman iki erkek buna şahit olsunlar. Çünkü sözü geçen şekilde şahit tutmak sureti ile hem tarafların birbirlerine düşmanlık etme kapısı kapanır, hem de açıklanması gereken hususlardan birisini, onlardan herhangi birisinin saklaması önlenmiş olur. “Şahitliği de” ey şahitler “Allah için dosdoğru yapın.” Fazlasız ve eksiksiz olarak gerçek şekli ile şahitlik edin. Şahitlikte bulunmakla Allah’ın rızasını gözetin. Yakın akrabadır diye akrabalığı gözetmeye, arkadaştır diye onu kayırmaya kalkışmayın. “İşte bu” size sözünü ettiğimiz hükümler ve sınırlar “Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür.” Çünkü Allah’a ve âhiret gününe iman etmek, kişinin Allah’ın öğütlerini tutmasını, dünyada iken âhireti için imkânı dahilinde olan salih amelleri önden göndermesini gerektirir. Halbuki imanın kalbinden uzaklaşıp gittiği kimseler, yaptıkları kötülüklere aldırmazlar. Allah’ın verdiği öğütlere kulak asmazlar. Çünkü onlar için bunu gerektiren bir sebep yoktur. Boşama bazen darlığa, sıkıntı ve kedere düşürdüğünden dolayı Yüce Allah kendisinden korkmayı (takvâyı) emretmekte ve boşama hususunda olsun diğer hususlarda olsun kendisinden korkan kimselere bir kurtuluş ve bir çıkış yolu göstereceği vaadinde bulunmaktadır. Kul, hanımını boşamak isteyip de onu hayız değilken ve onunla ilişkide bulunmadığı bir temizlik halinde bir defa boşamak sureti ile dine uygun olarak boşayacak olursa, onun aleyhine bir sıkıntı söz konusu olmaz. Aksine Yüce Allah, onun için bir kurtuluş ve bir genişlik yaratır. Ona bu sayede boşamaya pişman olması halinde nikâha geri dönme imkânını verir. Âyet-i kerime, her ne kadar boşama ve boşamadan dönme hakkında ise de asıl göz önünde bulundurulması gereken lafzın, umumiliğidir. Allah’tan korkan, bütün hallerinde O’nun rızasını gözeten takva sahibi kimseye Allah, dünya ve âhirette sevap ve mükâfat verir. Ona her türlü zorluk ve sıkıntıdan bir kurtuluş ve çıkış yolu göstermesi de bu mükâfatın bir parçasıdır. Allah’tan korkan takvâlı kimselere Yüce Allah, bir çıkar yol ve bir kurtuluş gösterdiği gibi Allah’tan korkmayan kimseler de kurtulma imkânı bulamayacakları, yüklerinin altından kalkamayacakları oldukça ağır sıkıntıların ve zahmetlerin içine düşerler. Bu hususa boşama örnek verilebilir. Kul, boşamada Allah’tan korkmayacak olur da üç talâkı bir defada vermek gibi haram şekillerde boşamada bulunacak olursa onun, telafi etme imkânını bulamayacağı ve içinden çıkamayacağı bir pişmanlık ile karşıkarşıya kalması kaçınılmazdır.
3. “Ve ona hiç ummadığı bir yerden rızık verir.” Allah, takvâ sahibi olan kimseye ummadığı ve aklına gelmeyen bir yerden rızkını gönderir. “Kim” din ve dünyası hususunda kendisine faydalı olacak şeyleri elde etmek ve zarar verecek şeyleri de önlemek gibi hususlarda Allah’a güvenmek sureti ile din ve dünyası hakkında “Allah’a tevekkül ederse” ve bu işlerin kolaylaştırılması noktasında O’na güvenirse “O, ona yeter.” Allah’a tevekkül ettiği hususta Allah ona yeter. Eğer iş, hiçbir şeye muhtaç olmayan, gücü her şeye yeten Azîz ve Rahîm olan Allah’ın himayesine bırakılacak olursa hiç şüphesiz ki O, kula her şeyden daha yakındır. Ama bazen ilâhî hikmet, o işin uygun olan vakte ertelenmesini gerektirebilir. Bundan dolayı da Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz ki Allah dilediğini yerine getirendir.” O’nun kaza ve kaderinin gereği mutlaka tahakkuk eder. Ama “Allah, her şey için” ilerisine geçemeyeceği ve erkene de alınamayacağı belli “bir vakit/ölçü belirlemiştir.”

1- Ey peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkup sakının. Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında (iddet bitinceye kadar) onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa şüphe yok ki kendisine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki de Allah bu (boşamanın) ardından yeni bir kapı açar. 2- Bu kadınlar iddet sürelerinin sonuna geldiklerinde ya onları iyilikle tutun ya da onlardan iyilikle ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun ve şahitliği de Allah için dosdoğru yapın. İşte bu, Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür. Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, ona bir çıkış yolu ihsan eder. 3- Ve ona hiç ummadığı bir yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter. Şüphesiz Allah dilediğini yerine getirendir. Allah, her şey için bir vakit/ölçü belirlemiştir.

(Medine’de inmiştir. 12 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Yüce Allah peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve mü’minlere hitaben şöyle buyurmaktadır:“Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız” yani boşamak istediğiniz “zaman iddetlerini gözeterek boşayın” yani onları boşamak için meşru olan durumu bekleyin ve Allah’ın emrine riâyet etmeksizin boşama sebebi var olur olmaz hemen boşamaya kalkışmayın. Bilakis onları iddetlerini gözeterek boşayın. Yani kocası, hanımını (hayızdan) temiz iken ve bu temizlik halinde de onunla cima etmeden boşasın. İşte iddetin açık seçik bir şekilde tespit edilebileceği boşama budur. Halbuki hanımını hayız (ay hali) iken boşayacak olursa, boşamanın gerçekleştiği bu hayız hali hesaba kaıtlmaz, bundan dolayı da kadının aleyhine olmak üzere iddet süresi uzar. Aynı şekilde ilişkide bulunduğu bir temizlik halinde onu boşayacak olursa hamile olup olmadığından emin olunamaz ve durum netlik kazanmaz. Hangi iddeti bekleyeceği de açığa çıkmaz. Yüce Allah iddetin sayılmasını da emretmektedir. İddetin sayılması da eğer kadın hayız oluyor ise hayız esas alınarak, hayız olmuyor ise ve hamile de değilse ay hesabı ile tespit edilir. Çünkü iddetin sayılması, Allah’ın hakkını yerine getirmektir. Diğer taraftan boşayan kocanın da bir hakkıdır. Daha sonra onunla evlenecek olan erkeğin de hakkıdır. Nafaka ve benzeri hususlardaki hakkı dolayısı kadının kendisinin de hakkıdır. O nedenle iddetini tespit edecek olursa halini açıkça bilmiş, yerine getirmesi gereken haklarla sahip olduğu haklar bilinmiş olur. İddetin sayılması ile ilgili bu emir, hem kocaya hem de mükellef olması halinde kadına yöneliktir. Kadın mükellef değilse bu mükellefiyet onun velisine aittir. "Rabbiniz olan Allah’tan korkup sakının.” Bütün işlerinizde ve özellikle boşanan hanımların hakkı hususunda O’ndan korkun. "Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında onları evlerinden” iddet süresince “çıkarmayın.” Kocasının kendisini boşarken içinde bulunduğu evde kalsın. “kendileri de çıkmasınlar.” Yani o evlerden dışarı çıkıp gitmeleri onlara caiz değildir. Onların evden çıkarılmalarının yasaklanması, kocanın hanımına iddetini bekleyip tamamlayacağı bir yer hazırlamakla ykümlü oluşundan dolayıdır. Kadının dışarı çıkmasının yasaklanması ise dışarı çıkması halinde kocanın hakkının zayi olacağı ve korunamayacağı dolayısıyladır. Kadının evden çıkma ve çıkarılma yasağı, iddetin tamamlanacağı vakte kadar devam eder. “Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında” yani evden çıkarılmamaları halinde aile halkına zarar verecek türden olup çıkarılmalarını gerektiren ve açıkça çirkin olduğu görülen bir husus söz konusu olmadıkça kadın evden çıkarılamaz. Çirkin fiiller, sözler ve eziyetler çıkarılmasını haklı kılan sebeplere örnektir. İşte bu durumda kadının, kocası tarafından evden çıkarılması caiz olur. Çünkü kendisinin çıkarılmasına sebep, kendisi olmuştur. Zira onun evde barındırılması, onun gönlünü hoş etmek içindir ve ona karşı iyi bir muamele gereğidir. Ancak bu şekilde davranmak sureti ile o, kendisinin zarar görmesine kendisi sebep olmuştur. Ric’î talâk/geri dönme imkanı olan boşamada iddet bekleyen kadının hükmü budur. Bâin/geri dönüş imkanı olmayan boşamanın iddetini bekleyen kadına ise kocasının evinde kalma hakkı yoktur. Çünkü evde kalma hakkı nafakaya tabidir. Nafaka ise ric’î talâk ile boşanmış kadının hakkıdır. Bâin talâk ile boşanmış kadının ise böyle bir hakkı yoktur. "İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır.” O’nun kulları için çizdiği, şeriat olarak tespit ettiği, bağlı kalmalarını ve aşmamalarını istediği sınırlar bunlardır. "Kim Allah’ın sınırlarını” o sınırlarda durmamak suretiyle “aşarsa” yahut gereklerini yerine getirmekte kusur ederse “şüphe yok ki kendisine zulmetmiş olur.” Nefsine hak ettiğini vermemiş, dünya ve âhiretin düzeni demek olan Allah’ın sınırlarını izlememek sureti ile onun nasibini zayi etmiş olur. "Bilemezsin, belki de Allah bu (boşamanın) ardından yeni bir kapı açar.” Yani Allah, iddeti şer’î bir hüküm olarak belirlemiş ve boşamanın sınırını da pek büyük hikmetler dolayısı ile iddete bağlamıştır. Bu hikmetlerden birisi de şudur: Olur ki Yüce Allah, boşayan kocanın kalbinde merhamet ve sevgi yaratır da böylece o boşadığı hanımına geri döner, tekrar onunla geçim yolunu tutar. Bu imkanı da bu iddet süresi içinde bulur. Belki de kadından kaynaklanan ve onun boşanmasını gerektiren sebe, bu iddet süresi içinde ortadan kalkar ve boşama sebebi kalmadığı için de koca ona geri döner. Bu hikmetlerden birisi de kadının bu iddet bekleme süresi içerisinde kocasından gebe olup olmadığının anlaşılmasıdır.
2. “Bu kadınlar iddet sürelerinin sonuna geldiklerinde” yani iddeti tamamen bitirmeleri halinde artık kocanın hanımını nikâhı altında tutmak yahut ondan ayrılmak şeklinde bir seçeneği kalmayacağından dolayı iddetlerinin bitmesi yaklaştığında “ya onları iyilikle tutun” yani onlarla güzel bir şekilde geçinmek, iyi arkadaşlık etmek üzere yanınızda tutun. Zarar vermek ve onlara kötülük edip onların başkasıyla evlenmelerini engellemek maksadı ile tutmayın. Çünkü bu maksatla o kadınları tutmak caiz değildir. “ya da onlardan iyilikle ayrılın.” Karşılıklı olarak kötü sözler söylemeksizin, düşmanlık beslemeksizin, malından bir şey almak maksadı ile onu zorlamaksızın, sakıncalı herhangi bir husus olmaksızın onlardan ayrılın. “İçinizden” hanımlarınızı boşama halinde de onlara dönme halinde de “adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun.” Adaletli müslüman iki erkek buna şahit olsunlar. Çünkü sözü geçen şekilde şahit tutmak sureti ile hem tarafların birbirlerine düşmanlık etme kapısı kapanır, hem de açıklanması gereken hususlardan birisini, onlardan herhangi birisinin saklaması önlenmiş olur. “Şahitliği de” ey şahitler “Allah için dosdoğru yapın.” Fazlasız ve eksiksiz olarak gerçek şekli ile şahitlik edin. Şahitlikte bulunmakla Allah’ın rızasını gözetin. Yakın akrabadır diye akrabalığı gözetmeye, arkadaştır diye onu kayırmaya kalkışmayın. “İşte bu” size sözünü ettiğimiz hükümler ve sınırlar “Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür.” Çünkü Allah’a ve âhiret gününe iman etmek, kişinin Allah’ın öğütlerini tutmasını, dünyada iken âhireti için imkânı dahilinde olan salih amelleri önden göndermesini gerektirir. Halbuki imanın kalbinden uzaklaşıp gittiği kimseler, yaptıkları kötülüklere aldırmazlar. Allah’ın verdiği öğütlere kulak asmazlar. Çünkü onlar için bunu gerektiren bir sebep yoktur. Boşama bazen darlığa, sıkıntı ve kedere düşürdüğünden dolayı Yüce Allah kendisinden korkmayı (takvâyı) emretmekte ve boşama hususunda olsun diğer hususlarda olsun kendisinden korkan kimselere bir kurtuluş ve bir çıkış yolu göstereceği vaadinde bulunmaktadır. Kul, hanımını boşamak isteyip de onu hayız değilken ve onunla ilişkide bulunmadığı bir temizlik halinde bir defa boşamak sureti ile dine uygun olarak boşayacak olursa, onun aleyhine bir sıkıntı söz konusu olmaz. Aksine Yüce Allah, onun için bir kurtuluş ve bir genişlik yaratır. Ona bu sayede boşamaya pişman olması halinde nikâha geri dönme imkânını verir. Âyet-i kerime, her ne kadar boşama ve boşamadan dönme hakkında ise de asıl göz önünde bulundurulması gereken lafzın, umumiliğidir. Allah’tan korkan, bütün hallerinde O’nun rızasını gözeten takva sahibi kimseye Allah, dünya ve âhirette sevap ve mükâfat verir. Ona her türlü zorluk ve sıkıntıdan bir kurtuluş ve çıkış yolu göstermesi de bu mükâfatın bir parçasıdır. Allah’tan korkan takvâlı kimselere Yüce Allah, bir çıkar yol ve bir kurtuluş gösterdiği gibi Allah’tan korkmayan kimseler de kurtulma imkânı bulamayacakları, yüklerinin altından kalkamayacakları oldukça ağır sıkıntıların ve zahmetlerin içine düşerler. Bu hususa boşama örnek verilebilir. Kul, boşamada Allah’tan korkmayacak olur da üç talâkı bir defada vermek gibi haram şekillerde boşamada bulunacak olursa onun, telafi etme imkânını bulamayacağı ve içinden çıkamayacağı bir pişmanlık ile karşıkarşıya kalması kaçınılmazdır.
3. “Ve ona hiç ummadığı bir yerden rızık verir.” Allah, takvâ sahibi olan kimseye ummadığı ve aklına gelmeyen bir yerden rızkını gönderir. “Kim” din ve dünyası hususunda kendisine faydalı olacak şeyleri elde etmek ve zarar verecek şeyleri de önlemek gibi hususlarda Allah’a güvenmek sureti ile din ve dünyası hakkında “Allah’a tevekkül ederse” ve bu işlerin kolaylaştırılması noktasında O’na güvenirse “O, ona yeter.” Allah’a tevekkül ettiği hususta Allah ona yeter. Eğer iş, hiçbir şeye muhtaç olmayan, gücü her şeye yeten Azîz ve Rahîm olan Allah’ın himayesine bırakılacak olursa hiç şüphesiz ki O, kula her şeyden daha yakındır. Ama bazen ilâhî hikmet, o işin uygun olan vakte ertelenmesini gerektirebilir. Bundan dolayı da Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz ki Allah dilediğini yerine getirendir.” O’nun kaza ve kaderinin gereği mutlaka tahakkuk eder. Ama “Allah, her şey için” ilerisine geçemeyeceği ve erkene de alınamayacağı belli “bir vakit/ölçü belirlemiştir.”

1- Ey peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkup sakının. Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında (iddet bitinceye kadar) onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa şüphe yok ki kendisine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki de Allah bu (boşamanın) ardından yeni bir kapı açar. 2- Bu kadınlar iddet sürelerinin sonuna geldiklerinde ya onları iyilikle tutun ya da onlardan iyilikle ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun ve şahitliği de Allah için dosdoğru yapın. İşte bu, Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür. Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, ona bir çıkış yolu ihsan eder. 3- Ve ona hiç ummadığı bir yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter. Şüphesiz Allah dilediğini yerine getirendir. Allah, her şey için bir vakit/ölçü belirlemiştir.

(Medine’de inmiştir. 12 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Yüce Allah peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve mü’minlere hitaben şöyle buyurmaktadır:“Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız” yani boşamak istediğiniz “zaman iddetlerini gözeterek boşayın” yani onları boşamak için meşru olan durumu bekleyin ve Allah’ın emrine riâyet etmeksizin boşama sebebi var olur olmaz hemen boşamaya kalkışmayın. Bilakis onları iddetlerini gözeterek boşayın. Yani kocası, hanımını (hayızdan) temiz iken ve bu temizlik halinde de onunla cima etmeden boşasın. İşte iddetin açık seçik bir şekilde tespit edilebileceği boşama budur. Halbuki hanımını hayız (ay hali) iken boşayacak olursa, boşamanın gerçekleştiği bu hayız hali hesaba kaıtlmaz, bundan dolayı da kadının aleyhine olmak üzere iddet süresi uzar. Aynı şekilde ilişkide bulunduğu bir temizlik halinde onu boşayacak olursa hamile olup olmadığından emin olunamaz ve durum netlik kazanmaz. Hangi iddeti bekleyeceği de açığa çıkmaz. Yüce Allah iddetin sayılmasını da emretmektedir. İddetin sayılması da eğer kadın hayız oluyor ise hayız esas alınarak, hayız olmuyor ise ve hamile de değilse ay hesabı ile tespit edilir. Çünkü iddetin sayılması, Allah’ın hakkını yerine getirmektir. Diğer taraftan boşayan kocanın da bir hakkıdır. Daha sonra onunla evlenecek olan erkeğin de hakkıdır. Nafaka ve benzeri hususlardaki hakkı dolayısı kadının kendisinin de hakkıdır. O nedenle iddetini tespit edecek olursa halini açıkça bilmiş, yerine getirmesi gereken haklarla sahip olduğu haklar bilinmiş olur. İddetin sayılması ile ilgili bu emir, hem kocaya hem de mükellef olması halinde kadına yöneliktir. Kadın mükellef değilse bu mükellefiyet onun velisine aittir. "Rabbiniz olan Allah’tan korkup sakının.” Bütün işlerinizde ve özellikle boşanan hanımların hakkı hususunda O’ndan korkun. "Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında onları evlerinden” iddet süresince “çıkarmayın.” Kocasının kendisini boşarken içinde bulunduğu evde kalsın. “kendileri de çıkmasınlar.” Yani o evlerden dışarı çıkıp gitmeleri onlara caiz değildir. Onların evden çıkarılmalarının yasaklanması, kocanın hanımına iddetini bekleyip tamamlayacağı bir yer hazırlamakla ykümlü oluşundan dolayıdır. Kadının dışarı çıkmasının yasaklanması ise dışarı çıkması halinde kocanın hakkının zayi olacağı ve korunamayacağı dolayısıyladır. Kadının evden çıkma ve çıkarılma yasağı, iddetin tamamlanacağı vakte kadar devam eder. “Apaçık bir hayasızlıkta bulunmaları dışında” yani evden çıkarılmamaları halinde aile halkına zarar verecek türden olup çıkarılmalarını gerektiren ve açıkça çirkin olduğu görülen bir husus söz konusu olmadıkça kadın evden çıkarılamaz. Çirkin fiiller, sözler ve eziyetler çıkarılmasını haklı kılan sebeplere örnektir. İşte bu durumda kadının, kocası tarafından evden çıkarılması caiz olur. Çünkü kendisinin çıkarılmasına sebep, kendisi olmuştur. Zira onun evde barındırılması, onun gönlünü hoş etmek içindir ve ona karşı iyi bir muamele gereğidir. Ancak bu şekilde davranmak sureti ile o, kendisinin zarar görmesine kendisi sebep olmuştur. Ric’î talâk/geri dönme imkanı olan boşamada iddet bekleyen kadının hükmü budur. Bâin/geri dönüş imkanı olmayan boşamanın iddetini bekleyen kadına ise kocasının evinde kalma hakkı yoktur. Çünkü evde kalma hakkı nafakaya tabidir. Nafaka ise ric’î talâk ile boşanmış kadının hakkıdır. Bâin talâk ile boşanmış kadının ise böyle bir hakkı yoktur. "İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır.” O’nun kulları için çizdiği, şeriat olarak tespit ettiği, bağlı kalmalarını ve aşmamalarını istediği sınırlar bunlardır. "Kim Allah’ın sınırlarını” o sınırlarda durmamak suretiyle “aşarsa” yahut gereklerini yerine getirmekte kusur ederse “şüphe yok ki kendisine zulmetmiş olur.” Nefsine hak ettiğini vermemiş, dünya ve âhiretin düzeni demek olan Allah’ın sınırlarını izlememek sureti ile onun nasibini zayi etmiş olur. "Bilemezsin, belki de Allah bu (boşamanın) ardından yeni bir kapı açar.” Yani Allah, iddeti şer’î bir hüküm olarak belirlemiş ve boşamanın sınırını da pek büyük hikmetler dolayısı ile iddete bağlamıştır. Bu hikmetlerden birisi de şudur: Olur ki Yüce Allah, boşayan kocanın kalbinde merhamet ve sevgi yaratır da böylece o boşadığı hanımına geri döner, tekrar onunla geçim yolunu tutar. Bu imkanı da bu iddet süresi içinde bulur. Belki de kadından kaynaklanan ve onun boşanmasını gerektiren sebe, bu iddet süresi içinde ortadan kalkar ve boşama sebebi kalmadığı için de koca ona geri döner. Bu hikmetlerden birisi de kadının bu iddet bekleme süresi içerisinde kocasından gebe olup olmadığının anlaşılmasıdır.
2. “Bu kadınlar iddet sürelerinin sonuna geldiklerinde” yani iddeti tamamen bitirmeleri halinde artık kocanın hanımını nikâhı altında tutmak yahut ondan ayrılmak şeklinde bir seçeneği kalmayacağından dolayı iddetlerinin bitmesi yaklaştığında “ya onları iyilikle tutun” yani onlarla güzel bir şekilde geçinmek, iyi arkadaşlık etmek üzere yanınızda tutun. Zarar vermek ve onlara kötülük edip onların başkasıyla evlenmelerini engellemek maksadı ile tutmayın. Çünkü bu maksatla o kadınları tutmak caiz değildir. “ya da onlardan iyilikle ayrılın.” Karşılıklı olarak kötü sözler söylemeksizin, düşmanlık beslemeksizin, malından bir şey almak maksadı ile onu zorlamaksızın, sakıncalı herhangi bir husus olmaksızın onlardan ayrılın. “İçinizden” hanımlarınızı boşama halinde de onlara dönme halinde de “adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun.” Adaletli müslüman iki erkek buna şahit olsunlar. Çünkü sözü geçen şekilde şahit tutmak sureti ile hem tarafların birbirlerine düşmanlık etme kapısı kapanır, hem de açıklanması gereken hususlardan birisini, onlardan herhangi birisinin saklaması önlenmiş olur. “Şahitliği de” ey şahitler “Allah için dosdoğru yapın.” Fazlasız ve eksiksiz olarak gerçek şekli ile şahitlik edin. Şahitlikte bulunmakla Allah’ın rızasını gözetin. Yakın akrabadır diye akrabalığı gözetmeye, arkadaştır diye onu kayırmaya kalkışmayın. “İşte bu” size sözünü ettiğimiz hükümler ve sınırlar “Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür.” Çünkü Allah’a ve âhiret gününe iman etmek, kişinin Allah’ın öğütlerini tutmasını, dünyada iken âhireti için imkânı dahilinde olan salih amelleri önden göndermesini gerektirir. Halbuki imanın kalbinden uzaklaşıp gittiği kimseler, yaptıkları kötülüklere aldırmazlar. Allah’ın verdiği öğütlere kulak asmazlar. Çünkü onlar için bunu gerektiren bir sebep yoktur. Boşama bazen darlığa, sıkıntı ve kedere düşürdüğünden dolayı Yüce Allah kendisinden korkmayı (takvâyı) emretmekte ve boşama hususunda olsun diğer hususlarda olsun kendisinden korkan kimselere bir kurtuluş ve bir çıkış yolu göstereceği vaadinde bulunmaktadır. Kul, hanımını boşamak isteyip de onu hayız değilken ve onunla ilişkide bulunmadığı bir temizlik halinde bir defa boşamak sureti ile dine uygun olarak boşayacak olursa, onun aleyhine bir sıkıntı söz konusu olmaz. Aksine Yüce Allah, onun için bir kurtuluş ve bir genişlik yaratır. Ona bu sayede boşamaya pişman olması halinde nikâha geri dönme imkânını verir. Âyet-i kerime, her ne kadar boşama ve boşamadan dönme hakkında ise de asıl göz önünde bulundurulması gereken lafzın, umumiliğidir. Allah’tan korkan, bütün hallerinde O’nun rızasını gözeten takva sahibi kimseye Allah, dünya ve âhirette sevap ve mükâfat verir. Ona her türlü zorluk ve sıkıntıdan bir kurtuluş ve çıkış yolu göstermesi de bu mükâfatın bir parçasıdır. Allah’tan korkan takvâlı kimselere Yüce Allah, bir çıkar yol ve bir kurtuluş gösterdiği gibi Allah’tan korkmayan kimseler de kurtulma imkânı bulamayacakları, yüklerinin altından kalkamayacakları oldukça ağır sıkıntıların ve zahmetlerin içine düşerler. Bu hususa boşama örnek verilebilir. Kul, boşamada Allah’tan korkmayacak olur da üç talâkı bir defada vermek gibi haram şekillerde boşamada bulunacak olursa onun, telafi etme imkânını bulamayacağı ve içinden çıkamayacağı bir pişmanlık ile karşıkarşıya kalması kaçınılmazdır.
3. “Ve ona hiç ummadığı bir yerden rızık verir.” Allah, takvâ sahibi olan kimseye ummadığı ve aklına gelmeyen bir yerden rızkını gönderir. “Kim” din ve dünyası hususunda kendisine faydalı olacak şeyleri elde etmek ve zarar verecek şeyleri de önlemek gibi hususlarda Allah’a güvenmek sureti ile din ve dünyası hakkında “Allah’a tevekkül ederse” ve bu işlerin kolaylaştırılması noktasında O’na güvenirse “O, ona yeter.” Allah’a tevekkül ettiği hususta Allah ona yeter. Eğer iş, hiçbir şeye muhtaç olmayan, gücü her şeye yeten Azîz ve Rahîm olan Allah’ın himayesine bırakılacak olursa hiç şüphesiz ki O, kula her şeyden daha yakındır. Ama bazen ilâhî hikmet, o işin uygun olan vakte ertelenmesini gerektirebilir. Bundan dolayı da Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz ki Allah dilediğini yerine getirendir.” O’nun kaza ve kaderinin gereği mutlaka tahakkuk eder. Ama “Allah, her şey için” ilerisine geçemeyeceği ve erkene de alınamayacağı belli “bir vakit/ölçü belirlemiştir.”

4- Kadınlarınız içinde hayızdan kesilmiş olanlarla hayız olmayanların (iddetleri) hakkında şüphe ederseniz (bilin ki) onların iddeti üç aydır. Hamile olanların (iddet bitiş) süreleri ise doğum yapmalarıdır. Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, ona işinde bir kolaylık verir. 5- İşte bu, Allah’ın size indirdiği emridir. Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, onun kötülüklerini örter ve ona büyük bir mükâfat verir.

4. Yüce Allah, emrolunan şekli ile boşamanın kadınların iddetleri göz önüne alınarak olacağını belirttikten sonra iddeti söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Kadınlarınız içinde hayızdan kesilmiş olanlarla” önceleri hayız (ay hali) oluyorken daha sonra yaşlılıkları yahut da başka bir sebep dolayısı ile hayızdan kesilen ve tekrar hayız olma imkânı kalmamış kadınlarla “hayız olmayanların” henüz hayız olmaya başlamamış küçükler yahut da büluğ yaşına gelmiş olduğu halde hiç hayız olmayan kadınların iddeti “hakkında şüphe ederseniz” bu süre “üç aydır.” Her bir ay, bir defa hayız olma dönemine denk kabul edilmiştir. Hiç hayız olmayan baliğ kadınlar da hayızdan kesilmiş kadınlar gibi üç ay iddet beklerler. Hayız olan kadınların iddetini ise Yüce Allah: “Boşanan kadınlar kendiliklerinden üç hayız süresi beklerler”(el-Bakara, 2/238) buyruğunda söz konusu etmiştir. "Hamile olanların (iddet bitiş) süreleri ise doğum yapmalarıdır.” Yani karınlarında bir ya da birden çok ne kadar çocuk varsa hepsini doğurmalarıdır. Bu durumda ne ay hesabı ile ne de başka esasa göre iddet hesap edilmez. “Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, ona işinde bir kolaylık verir.” İşleri ve her zoru ona kolaylaştırır.
5. “İşte bu” Allah’ın size açıklamış olduğu hüküm “Allah’ın size indirdiği emridir.” Üzerlerinde yürüyesiniz, arkalarında gidesiniz ve ta’zim edesiniz diye size bu emirleri vermiştir. "Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, onun kötülüklerini örter ve ona büyük bir mükâfat verir.” Yani istenmeyen şeyleri ondan uzaklaştırır ve arzuladığı şeyleri ona nasip eder.

4- Kadınlarınız içinde hayızdan kesilmiş olanlarla hayız olmayanların (iddetleri) hakkında şüphe ederseniz (bilin ki) onların iddeti üç aydır. Hamile olanların (iddet bitiş) süreleri ise doğum yapmalarıdır. Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, ona işinde bir kolaylık verir. 5- İşte bu, Allah’ın size indirdiği emridir. Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, onun kötülüklerini örter ve ona büyük bir mükâfat verir.

4. Yüce Allah, emrolunan şekli ile boşamanın kadınların iddetleri göz önüne alınarak olacağını belirttikten sonra iddeti söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Kadınlarınız içinde hayızdan kesilmiş olanlarla” önceleri hayız (ay hali) oluyorken daha sonra yaşlılıkları yahut da başka bir sebep dolayısı ile hayızdan kesilen ve tekrar hayız olma imkânı kalmamış kadınlarla “hayız olmayanların” henüz hayız olmaya başlamamış küçükler yahut da büluğ yaşına gelmiş olduğu halde hiç hayız olmayan kadınların iddeti “hakkında şüphe ederseniz” bu süre “üç aydır.” Her bir ay, bir defa hayız olma dönemine denk kabul edilmiştir. Hiç hayız olmayan baliğ kadınlar da hayızdan kesilmiş kadınlar gibi üç ay iddet beklerler. Hayız olan kadınların iddetini ise Yüce Allah: “Boşanan kadınlar kendiliklerinden üç hayız süresi beklerler”(el-Bakara, 2/238) buyruğunda söz konusu etmiştir. "Hamile olanların (iddet bitiş) süreleri ise doğum yapmalarıdır.” Yani karınlarında bir ya da birden çok ne kadar çocuk varsa hepsini doğurmalarıdır. Bu durumda ne ay hesabı ile ne de başka esasa göre iddet hesap edilmez. “Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, ona işinde bir kolaylık verir.” İşleri ve her zoru ona kolaylaştırır.
5. “İşte bu” Allah’ın size açıklamış olduğu hüküm “Allah’ın size indirdiği emridir.” Üzerlerinde yürüyesiniz, arkalarında gidesiniz ve ta’zim edesiniz diye size bu emirleri vermiştir. "Kim Allah’a karşı takvalı olursa O, onun kötülüklerini örter ve ona büyük bir mükâfat verir.” Yani istenmeyen şeyleri ondan uzaklaştırır ve arzuladığı şeyleri ona nasip eder.

6- O (boşanan) kadınları imkanınız yettiği ölçüde oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıntıya düşürmek için onlara zarar verecek bir şey yapmayın. Eğer onlar hamile iseler doğum yapıncaya kadar onların nafakasını temin edin. Eğer onlar sizin için (bebeği) emzirirlerse onlara ücretlerini verin. Aranızda güzel ve meşru bir şekilde anlaşın. Eğer (anlaşmada) güçlük yaşarsanız o halde (bebeği) babası için başka bir kadın emzirir. 7- Bolluk içinde olan bolluğuna uygun nafaka versin. Rızkı dar olan kimse de Allah’ın kendisine verdiği kadarıyla nafakayı temin etsin. Allah, hiç kimseyi ona verdiği (imkandan) fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah, güçlüğün arkasından bir kolaylık ihsan edecektir.

6. Yüce Allah, boşanan kadınların evlerinden çıkarılmalarını daha önceki buyruklarında yasaklamıştı. Burada da onları evlerde barındırmayı emretmekte ve bu barındırmayı maruf çerçevesi içerisinde yapmakla takdir etmektedir. Bu da kocanın imkanının bolluğu ve darlığına göre (toplumda) kendisinin ve boşadığı hanımın benzeri konumdakilerin içinde kaldığı bir meskendir. "Onları sıkıntıya düşürmek için onlara zarar verecek bir şey yapmayın.” Yani meskenlerinde kaldıkları sırada usanıp da iddetleri tamamlanmadan önce evden çıkıp gitsinler diye söz veya fiillerinizle onlara zarar vermeyin. Bu durumda onları evlerinden siz çıkarmış olursunuz. Özetle Yüce Allah, kadınların evlerinden çıkartılmalarını yasakladığı gibi onlara da kendiliklerinden çıkmayı yasaklamıştır. Onlara zarar gelmeyecek ve zora girmeyecekleri bir şekilde mesken haklaırnın sağlanmasını da emretmiştir. Bu da örfe bağlı olarak belirlenecek bir husustur. “Eğer onlar” yani boşanan kadınlar “hamile iseler doğum yapıncaya kadar onların nafakasını temin edin.” Bu hüküm, kadının bain talâk ile boşanması halinde çocuk içindir. Eğer ric’î talâk ile boşanmışsa hem kadının kendisi için hem de çocuk içindir. Doğum yapıncaya kadar nafaka verilmeye devam edilir. Doğum yaptıkları takdirde kadınlar çocuklarını ya emzirirler yahut emzirmezler. "Eğer onlar sizin için (bebeği) emzirirlerse onlara” eğer miktarı tespit edilmiş ise tesbit edilmiş olan “ücretlerini verin.” Aksi takdirde örfte emzirme ücreti neyse o verilir. "Aranızda güzel ve meşru bir şekilde (maruf ile) anlaşın.” Eşlerden her birisi de onlardan başkaları da diğerine marufu emretsin. Maruf, dünya ve âhirette faydalı ve maslahata uygun her bir husustur. Marufu emretmekten gaflete düşmekten dolayı Allah’tan başkasının bilemediği pek çok zararlar ve kötülükler meydana gelir. Marufun emredilmesi ise din ve takvâ üzere yardımlaşmak demektir. Zira böyle durumlarda genelde şöyle olur: İddet sırasında eşlerin ayrılması halinde özellikle de çocukları olmuşsa çoğunlukla boşama ile birlikte kadına ve çocuğa nafaka verme konusunda anlaşmazlık ve tartışma ortaya çıkar. Boşanmalar da çoğu zaman bir nefretle birlikte gerçekleşir. Bunun ise pek çok olumsuz etkileri vardır. O bakımdan eşlerden her birisine maruf ile hareket etmesi, güzel geçinmesi ve anlaşmazlık çıkarmaması emredilir ve bu hususta ona öğüt verilir. "Eğer” eşler çocuklarını boşanan hanımın emzirmesi hususunda aralarında “anlaşmada güçlük yaşarsanız o halde” çocuğu o kadından “başka bir kadın emzirir.” Zira (Süt anneye) vereceğinizi meşru bir şekilde teslim etmeniz şartı ile size bir vebal yoktur.”(el-Bakara, 2/233) Bu, çocuğun annesinden başkasının memesini alması halinde böyledir. Şâyet annesinden başkasının memesini kabul etmez ise artık annesi, onu emzirmek zorundadır. Bu onun görevi olur, kabul etmeyecek olursa buna mecbur edilir. Eğer miktarı belli bir ücret üzerinde babası ile ittifak etmeyecek olurlarsa örfte emzirme ücreti neyse ona o verilir. Bu husus, âyet-i kerimenin manasından anlaşılmaktadır. Şöyle ki çocuk hamilelik süresi içinde annesinin karnındadır ve oradan çıkması söz konusu değildir. Bu durumda Yüce Allah, çocuğun nafakasını vermeyi velisine yüklemiştir. Çocuk dünyaya geldikten sonra annesinden de annesinin dışındaki kimselerden de beslenmesi mümkündür ki Yüce Allah da bu iki hususu mubah kılmıştır. Eğer annesinden başkasından beslenmesi imkânsız olursa o takdirde çocuk annesinin karnında gibi sayılır ve bu durumda annesi yoluyla gıdasının temin edilmesi, tek çare olur.
7. Yüce Allah nafakanın miktarını kocanın durumuna göre belirleyerek şöyle buyurmaktadır:“Bolluk içinde olan bolluğuna uygun nafaka versin.” Yani zengin olan kimse zenginliğine göre nafaka versin. Fakirler gibi nafaka vermeye kalkışmasın. "Rızkı dar olan” eli dar olan “kimse de Allah’ın kendisine verdiği” rızık “kadarıyla nafakayı temin etsin. Allah, hiç kimseyi ona verdiği (imkandan) fazlasıyla yükümlü tutmaz.” Bu da ilâhî hikmet ve rahmete uygundur. Çünkü herkese uygun olanı emretmiş, zorluk çekenin yükünü hafifleterek onu, ona verdiğinden başkası ile mükellef tutmayacağını belirtmiştir. Yüce Allah, gerek nafaka, gerek başka hususlarda hiçbir kimseyi takatinden fazlası ile mükellef tutmaz. “Allah güçlüğün arkasından bir kolaylık ihsan edecektir.” Bu, darlık ve zorluk içinde olanlara bir müjdedir. Yüce Allah, kısa zaman içerisinde sıkıntılarını ortadan kaldırıp zorluklarını gidereceğini müjdelemektedir. “Çünkü güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”(el-İnşirâh, 94/5-6)

6- O (boşanan) kadınları imkanınız yettiği ölçüde oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıntıya düşürmek için onlara zarar verecek bir şey yapmayın. Eğer onlar hamile iseler doğum yapıncaya kadar onların nafakasını temin edin. Eğer onlar sizin için (bebeği) emzirirlerse onlara ücretlerini verin. Aranızda güzel ve meşru bir şekilde anlaşın. Eğer (anlaşmada) güçlük yaşarsanız o halde (bebeği) babası için başka bir kadın emzirir. 7- Bolluk içinde olan bolluğuna uygun nafaka versin. Rızkı dar olan kimse de Allah’ın kendisine verdiği kadarıyla nafakayı temin etsin. Allah, hiç kimseyi ona verdiği (imkandan) fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah, güçlüğün arkasından bir kolaylık ihsan edecektir.

6. Yüce Allah, boşanan kadınların evlerinden çıkarılmalarını daha önceki buyruklarında yasaklamıştı. Burada da onları evlerde barındırmayı emretmekte ve bu barındırmayı maruf çerçevesi içerisinde yapmakla takdir etmektedir. Bu da kocanın imkanının bolluğu ve darlığına göre (toplumda) kendisinin ve boşadığı hanımın benzeri konumdakilerin içinde kaldığı bir meskendir. "Onları sıkıntıya düşürmek için onlara zarar verecek bir şey yapmayın.” Yani meskenlerinde kaldıkları sırada usanıp da iddetleri tamamlanmadan önce evden çıkıp gitsinler diye söz veya fiillerinizle onlara zarar vermeyin. Bu durumda onları evlerinden siz çıkarmış olursunuz. Özetle Yüce Allah, kadınların evlerinden çıkartılmalarını yasakladığı gibi onlara da kendiliklerinden çıkmayı yasaklamıştır. Onlara zarar gelmeyecek ve zora girmeyecekleri bir şekilde mesken haklaırnın sağlanmasını da emretmiştir. Bu da örfe bağlı olarak belirlenecek bir husustur. “Eğer onlar” yani boşanan kadınlar “hamile iseler doğum yapıncaya kadar onların nafakasını temin edin.” Bu hüküm, kadının bain talâk ile boşanması halinde çocuk içindir. Eğer ric’î talâk ile boşanmışsa hem kadının kendisi için hem de çocuk içindir. Doğum yapıncaya kadar nafaka verilmeye devam edilir. Doğum yaptıkları takdirde kadınlar çocuklarını ya emzirirler yahut emzirmezler. "Eğer onlar sizin için (bebeği) emzirirlerse onlara” eğer miktarı tespit edilmiş ise tesbit edilmiş olan “ücretlerini verin.” Aksi takdirde örfte emzirme ücreti neyse o verilir. "Aranızda güzel ve meşru bir şekilde (maruf ile) anlaşın.” Eşlerden her birisi de onlardan başkaları da diğerine marufu emretsin. Maruf, dünya ve âhirette faydalı ve maslahata uygun her bir husustur. Marufu emretmekten gaflete düşmekten dolayı Allah’tan başkasının bilemediği pek çok zararlar ve kötülükler meydana gelir. Marufun emredilmesi ise din ve takvâ üzere yardımlaşmak demektir. Zira böyle durumlarda genelde şöyle olur: İddet sırasında eşlerin ayrılması halinde özellikle de çocukları olmuşsa çoğunlukla boşama ile birlikte kadına ve çocuğa nafaka verme konusunda anlaşmazlık ve tartışma ortaya çıkar. Boşanmalar da çoğu zaman bir nefretle birlikte gerçekleşir. Bunun ise pek çok olumsuz etkileri vardır. O bakımdan eşlerden her birisine maruf ile hareket etmesi, güzel geçinmesi ve anlaşmazlık çıkarmaması emredilir ve bu hususta ona öğüt verilir. "Eğer” eşler çocuklarını boşanan hanımın emzirmesi hususunda aralarında “anlaşmada güçlük yaşarsanız o halde” çocuğu o kadından “başka bir kadın emzirir.” Zira (Süt anneye) vereceğinizi meşru bir şekilde teslim etmeniz şartı ile size bir vebal yoktur.”(el-Bakara, 2/233) Bu, çocuğun annesinden başkasının memesini alması halinde böyledir. Şâyet annesinden başkasının memesini kabul etmez ise artık annesi, onu emzirmek zorundadır. Bu onun görevi olur, kabul etmeyecek olursa buna mecbur edilir. Eğer miktarı belli bir ücret üzerinde babası ile ittifak etmeyecek olurlarsa örfte emzirme ücreti neyse ona o verilir. Bu husus, âyet-i kerimenin manasından anlaşılmaktadır. Şöyle ki çocuk hamilelik süresi içinde annesinin karnındadır ve oradan çıkması söz konusu değildir. Bu durumda Yüce Allah, çocuğun nafakasını vermeyi velisine yüklemiştir. Çocuk dünyaya geldikten sonra annesinden de annesinin dışındaki kimselerden de beslenmesi mümkündür ki Yüce Allah da bu iki hususu mubah kılmıştır. Eğer annesinden başkasından beslenmesi imkânsız olursa o takdirde çocuk annesinin karnında gibi sayılır ve bu durumda annesi yoluyla gıdasının temin edilmesi, tek çare olur.
7. Yüce Allah nafakanın miktarını kocanın durumuna göre belirleyerek şöyle buyurmaktadır:“Bolluk içinde olan bolluğuna uygun nafaka versin.” Yani zengin olan kimse zenginliğine göre nafaka versin. Fakirler gibi nafaka vermeye kalkışmasın. "Rızkı dar olan” eli dar olan “kimse de Allah’ın kendisine verdiği” rızık “kadarıyla nafakayı temin etsin. Allah, hiç kimseyi ona verdiği (imkandan) fazlasıyla yükümlü tutmaz.” Bu da ilâhî hikmet ve rahmete uygundur. Çünkü herkese uygun olanı emretmiş, zorluk çekenin yükünü hafifleterek onu, ona verdiğinden başkası ile mükellef tutmayacağını belirtmiştir. Yüce Allah, gerek nafaka, gerek başka hususlarda hiçbir kimseyi takatinden fazlası ile mükellef tutmaz. “Allah güçlüğün arkasından bir kolaylık ihsan edecektir.” Bu, darlık ve zorluk içinde olanlara bir müjdedir. Yüce Allah, kısa zaman içerisinde sıkıntılarını ortadan kaldırıp zorluklarını gidereceğini müjdelemektedir. “Çünkü güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”(el-İnşirâh, 94/5-6)

8- Rabbinin ve peygamberlerinin emrine başkaldırıp azan nice ülke vardı ki Biz, onları çetin bir hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azaba uğrattık. 9- Böylece onlar yaptıklarının cezasını (dünyada) tatmış oldular. Yaptıklarının sonu da hüsrân oldu. 10- Allah onlar için (ahirette de) çok şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının! Gerçek şu ki Allah, size bir Zikir indirmiştir. 11- İman edip salih ameller işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için de Allah’ın apaçık/açıklayıcı ayetlerini size okuyan bir peygamber (göndermiştir). Kim Allah’a iman edip salih amel işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder. 12- Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır. Buyruğu/hükmü bunlar arasında iner durur ki böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve yine Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu bilesiniz.

8-10. Yüce Allah, azgın ümmetleri ve peygamberleri yalanlayan nesilleri helâk ettiğini, onlara pek çetin bir hesaba ve çok can yakıcı bir azaba uğradıklarını, onların sayıca çok ve güçlü olmalarının kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını haber vermekte ve kötü amellerinin gereği olarak onlara azabı tattırdığını bildirmektedir. Dünya azabının yanı sıra Allah, âhirette de onlara çok çetin bir azap hazırlamıştır. "O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının!” Ey Allah’ın âyetlerini, ibretli takdir ve hükümlerini anlayıp kavrayan akıl sahipleri! Geçmiş kavimleri yalanlamış olmaları sebebi ile helâk eden, hiç şüphesiz onlardan sonra onlar gibi olanları da helâk eder. Çünkü her iki kesim arasında herhangi bir fark yoktur.

11. Yüce Allah daha sonra mü’min kullarına kendilerine indirmiş olduğu Kitabı hatırlatmakta, ondan öğüt almalarını emretmektedir. O, bu Kitabını Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e insanlığı cahilliğin, küfrün ve isyanın karanlıklarından ilmin, imanın ve itaatin nuruna/aydınlığına çıkartmak için indirmiştir. İnsanlardan kimisi ona iman ederken kimisi de ona iman etmemiştir ki “Kim Allah’a iman edip” farz ve müstehab türünden “salih ameller işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar.” Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği pek çok ebedi nimetler vardır. "Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder.” Buna karşılık Allah’a ve peygamberlerine iman etmeyenler cehennemliktirler ve onlar da orada ebediyen kalacaklardır.
12. Daha sonra Yüce Allah gökleri, yeri ve onlarda bulunan her şeyi, yedi kat yeri ve onlarda bulunanları, hem de bunlar arasında bulunanları yaratmış olduğunu haber vermektedir. Ayrıca O buyruğunu/hükmünü de indirmiştir ki bunlar şeriatler ve dinî hükümler demektir. O, bunları kullara öğüt vermek için peygamberlerine vahyetmiştir. Yine kâinatı ve yaratıkların işlerini çekip çevirdiği kevnî ve kaderî buyrukları/hükümleri de bu şekilde inmektedir. Bütün bunlar ise kulları kendisini tanısınlar, O’nun hem kudretinin hem de ilminin her şeyi kuşattığını bilsinler diyedir. Onlar Rablerini en güzel isimleri ile ve mukaddes vasıfları ile bilip tanıyacak olurlarsa, O’na ibadet ederler, O’nu severler ve O’na karşı görevlerini yerine getirirler. İşte yaratmaktan ve buyrukları indirmekteki amaç da budur: Allah’ı bilmek ve O’na ibadet etmek. İlahî tevfike mazhar olan Allah’ın salih kulları bunları yerine getirirken yüz çeviren zalimler, bu görevi yerine getirmekten kaçınmışlardır.

Talâk Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.

***

8- Rabbinin ve peygamberlerinin emrine başkaldırıp azan nice ülke vardı ki Biz, onları çetin bir hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azaba uğrattık. 9- Böylece onlar yaptıklarının cezasını (dünyada) tatmış oldular. Yaptıklarının sonu da hüsrân oldu. 10- Allah onlar için (ahirette de) çok şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının! Gerçek şu ki Allah, size bir Zikir indirmiştir. 11- İman edip salih ameller işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için de Allah’ın apaçık/açıklayıcı ayetlerini size okuyan bir peygamber (göndermiştir). Kim Allah’a iman edip salih amel işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder. 12- Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır. Buyruğu/hükmü bunlar arasında iner durur ki böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve yine Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu bilesiniz.

8-10. Yüce Allah, azgın ümmetleri ve peygamberleri yalanlayan nesilleri helâk ettiğini, onlara pek çetin bir hesaba ve çok can yakıcı bir azaba uğradıklarını, onların sayıca çok ve güçlü olmalarının kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını haber vermekte ve kötü amellerinin gereği olarak onlara azabı tattırdığını bildirmektedir. Dünya azabının yanı sıra Allah, âhirette de onlara çok çetin bir azap hazırlamıştır. "O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının!” Ey Allah’ın âyetlerini, ibretli takdir ve hükümlerini anlayıp kavrayan akıl sahipleri! Geçmiş kavimleri yalanlamış olmaları sebebi ile helâk eden, hiç şüphesiz onlardan sonra onlar gibi olanları da helâk eder. Çünkü her iki kesim arasında herhangi bir fark yoktur.

11. Yüce Allah daha sonra mü’min kullarına kendilerine indirmiş olduğu Kitabı hatırlatmakta, ondan öğüt almalarını emretmektedir. O, bu Kitabını Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e insanlığı cahilliğin, küfrün ve isyanın karanlıklarından ilmin, imanın ve itaatin nuruna/aydınlığına çıkartmak için indirmiştir. İnsanlardan kimisi ona iman ederken kimisi de ona iman etmemiştir ki “Kim Allah’a iman edip” farz ve müstehab türünden “salih ameller işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar.” Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği pek çok ebedi nimetler vardır. "Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder.” Buna karşılık Allah’a ve peygamberlerine iman etmeyenler cehennemliktirler ve onlar da orada ebediyen kalacaklardır.
12. Daha sonra Yüce Allah gökleri, yeri ve onlarda bulunan her şeyi, yedi kat yeri ve onlarda bulunanları, hem de bunlar arasında bulunanları yaratmış olduğunu haber vermektedir. Ayrıca O buyruğunu/hükmünü de indirmiştir ki bunlar şeriatler ve dinî hükümler demektir. O, bunları kullara öğüt vermek için peygamberlerine vahyetmiştir. Yine kâinatı ve yaratıkların işlerini çekip çevirdiği kevnî ve kaderî buyrukları/hükümleri de bu şekilde inmektedir. Bütün bunlar ise kulları kendisini tanısınlar, O’nun hem kudretinin hem de ilminin her şeyi kuşattığını bilsinler diyedir. Onlar Rablerini en güzel isimleri ile ve mukaddes vasıfları ile bilip tanıyacak olurlarsa, O’na ibadet ederler, O’nu severler ve O’na karşı görevlerini yerine getirirler. İşte yaratmaktan ve buyrukları indirmekteki amaç da budur: Allah’ı bilmek ve O’na ibadet etmek. İlahî tevfike mazhar olan Allah’ın salih kulları bunları yerine getirirken yüz çeviren zalimler, bu görevi yerine getirmekten kaçınmışlardır.

Talâk Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.

***

8- Rabbinin ve peygamberlerinin emrine başkaldırıp azan nice ülke vardı ki Biz, onları çetin bir hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azaba uğrattık. 9- Böylece onlar yaptıklarının cezasını (dünyada) tatmış oldular. Yaptıklarının sonu da hüsrân oldu. 10- Allah onlar için (ahirette de) çok şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının! Gerçek şu ki Allah, size bir Zikir indirmiştir. 11- İman edip salih ameller işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için de Allah’ın apaçık/açıklayıcı ayetlerini size okuyan bir peygamber (göndermiştir). Kim Allah’a iman edip salih amel işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder. 12- Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır. Buyruğu/hükmü bunlar arasında iner durur ki böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve yine Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu bilesiniz.

8-10. Yüce Allah, azgın ümmetleri ve peygamberleri yalanlayan nesilleri helâk ettiğini, onlara pek çetin bir hesaba ve çok can yakıcı bir azaba uğradıklarını, onların sayıca çok ve güçlü olmalarının kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını haber vermekte ve kötü amellerinin gereği olarak onlara azabı tattırdığını bildirmektedir. Dünya azabının yanı sıra Allah, âhirette de onlara çok çetin bir azap hazırlamıştır. "O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının!” Ey Allah’ın âyetlerini, ibretli takdir ve hükümlerini anlayıp kavrayan akıl sahipleri! Geçmiş kavimleri yalanlamış olmaları sebebi ile helâk eden, hiç şüphesiz onlardan sonra onlar gibi olanları da helâk eder. Çünkü her iki kesim arasında herhangi bir fark yoktur.

11. Yüce Allah daha sonra mü’min kullarına kendilerine indirmiş olduğu Kitabı hatırlatmakta, ondan öğüt almalarını emretmektedir. O, bu Kitabını Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e insanlığı cahilliğin, küfrün ve isyanın karanlıklarından ilmin, imanın ve itaatin nuruna/aydınlığına çıkartmak için indirmiştir. İnsanlardan kimisi ona iman ederken kimisi de ona iman etmemiştir ki “Kim Allah’a iman edip” farz ve müstehab türünden “salih ameller işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar.” Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği pek çok ebedi nimetler vardır. "Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder.” Buna karşılık Allah’a ve peygamberlerine iman etmeyenler cehennemliktirler ve onlar da orada ebediyen kalacaklardır.
12. Daha sonra Yüce Allah gökleri, yeri ve onlarda bulunan her şeyi, yedi kat yeri ve onlarda bulunanları, hem de bunlar arasında bulunanları yaratmış olduğunu haber vermektedir. Ayrıca O buyruğunu/hükmünü de indirmiştir ki bunlar şeriatler ve dinî hükümler demektir. O, bunları kullara öğüt vermek için peygamberlerine vahyetmiştir. Yine kâinatı ve yaratıkların işlerini çekip çevirdiği kevnî ve kaderî buyrukları/hükümleri de bu şekilde inmektedir. Bütün bunlar ise kulları kendisini tanısınlar, O’nun hem kudretinin hem de ilminin her şeyi kuşattığını bilsinler diyedir. Onlar Rablerini en güzel isimleri ile ve mukaddes vasıfları ile bilip tanıyacak olurlarsa, O’na ibadet ederler, O’nu severler ve O’na karşı görevlerini yerine getirirler. İşte yaratmaktan ve buyrukları indirmekteki amaç da budur: Allah’ı bilmek ve O’na ibadet etmek. İlahî tevfike mazhar olan Allah’ın salih kulları bunları yerine getirirken yüz çeviren zalimler, bu görevi yerine getirmekten kaçınmışlardır.

Talâk Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.

***

8- Rabbinin ve peygamberlerinin emrine başkaldırıp azan nice ülke vardı ki Biz, onları çetin bir hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azaba uğrattık. 9- Böylece onlar yaptıklarının cezasını (dünyada) tatmış oldular. Yaptıklarının sonu da hüsrân oldu. 10- Allah onlar için (ahirette de) çok şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının! Gerçek şu ki Allah, size bir Zikir indirmiştir. 11- İman edip salih ameller işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için de Allah’ın apaçık/açıklayıcı ayetlerini size okuyan bir peygamber (göndermiştir). Kim Allah’a iman edip salih amel işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder. 12- Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır. Buyruğu/hükmü bunlar arasında iner durur ki böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve yine Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu bilesiniz.

8-10. Yüce Allah, azgın ümmetleri ve peygamberleri yalanlayan nesilleri helâk ettiğini, onlara pek çetin bir hesaba ve çok can yakıcı bir azaba uğradıklarını, onların sayıca çok ve güçlü olmalarının kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını haber vermekte ve kötü amellerinin gereği olarak onlara azabı tattırdığını bildirmektedir. Dünya azabının yanı sıra Allah, âhirette de onlara çok çetin bir azap hazırlamıştır. "O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının!” Ey Allah’ın âyetlerini, ibretli takdir ve hükümlerini anlayıp kavrayan akıl sahipleri! Geçmiş kavimleri yalanlamış olmaları sebebi ile helâk eden, hiç şüphesiz onlardan sonra onlar gibi olanları da helâk eder. Çünkü her iki kesim arasında herhangi bir fark yoktur.

11. Yüce Allah daha sonra mü’min kullarına kendilerine indirmiş olduğu Kitabı hatırlatmakta, ondan öğüt almalarını emretmektedir. O, bu Kitabını Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e insanlığı cahilliğin, küfrün ve isyanın karanlıklarından ilmin, imanın ve itaatin nuruna/aydınlığına çıkartmak için indirmiştir. İnsanlardan kimisi ona iman ederken kimisi de ona iman etmemiştir ki “Kim Allah’a iman edip” farz ve müstehab türünden “salih ameller işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar.” Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği pek çok ebedi nimetler vardır. "Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder.” Buna karşılık Allah’a ve peygamberlerine iman etmeyenler cehennemliktirler ve onlar da orada ebediyen kalacaklardır.
12. Daha sonra Yüce Allah gökleri, yeri ve onlarda bulunan her şeyi, yedi kat yeri ve onlarda bulunanları, hem de bunlar arasında bulunanları yaratmış olduğunu haber vermektedir. Ayrıca O buyruğunu/hükmünü de indirmiştir ki bunlar şeriatler ve dinî hükümler demektir. O, bunları kullara öğüt vermek için peygamberlerine vahyetmiştir. Yine kâinatı ve yaratıkların işlerini çekip çevirdiği kevnî ve kaderî buyrukları/hükümleri de bu şekilde inmektedir. Bütün bunlar ise kulları kendisini tanısınlar, O’nun hem kudretinin hem de ilminin her şeyi kuşattığını bilsinler diyedir. Onlar Rablerini en güzel isimleri ile ve mukaddes vasıfları ile bilip tanıyacak olurlarsa, O’na ibadet ederler, O’nu severler ve O’na karşı görevlerini yerine getirirler. İşte yaratmaktan ve buyrukları indirmekteki amaç da budur: Allah’ı bilmek ve O’na ibadet etmek. İlahî tevfike mazhar olan Allah’ın salih kulları bunları yerine getirirken yüz çeviren zalimler, bu görevi yerine getirmekten kaçınmışlardır.

Talâk Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.

***

8- Rabbinin ve peygamberlerinin emrine başkaldırıp azan nice ülke vardı ki Biz, onları çetin bir hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azaba uğrattık. 9- Böylece onlar yaptıklarının cezasını (dünyada) tatmış oldular. Yaptıklarının sonu da hüsrân oldu. 10- Allah onlar için (ahirette de) çok şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının! Gerçek şu ki Allah, size bir Zikir indirmiştir. 11- İman edip salih ameller işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için de Allah’ın apaçık/açıklayıcı ayetlerini size okuyan bir peygamber (göndermiştir). Kim Allah’a iman edip salih amel işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder. 12- Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır. Buyruğu/hükmü bunlar arasında iner durur ki böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve yine Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu bilesiniz.

8-10. Yüce Allah, azgın ümmetleri ve peygamberleri yalanlayan nesilleri helâk ettiğini, onlara pek çetin bir hesaba ve çok can yakıcı bir azaba uğradıklarını, onların sayıca çok ve güçlü olmalarının kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını haber vermekte ve kötü amellerinin gereği olarak onlara azabı tattırdığını bildirmektedir. Dünya azabının yanı sıra Allah, âhirette de onlara çok çetin bir azap hazırlamıştır. "O halde ey iman eden akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının!” Ey Allah’ın âyetlerini, ibretli takdir ve hükümlerini anlayıp kavrayan akıl sahipleri! Geçmiş kavimleri yalanlamış olmaları sebebi ile helâk eden, hiç şüphesiz onlardan sonra onlar gibi olanları da helâk eder. Çünkü her iki kesim arasında herhangi bir fark yoktur.

11. Yüce Allah daha sonra mü’min kullarına kendilerine indirmiş olduğu Kitabı hatırlatmakta, ondan öğüt almalarını emretmektedir. O, bu Kitabını Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e insanlığı cahilliğin, küfrün ve isyanın karanlıklarından ilmin, imanın ve itaatin nuruna/aydınlığına çıkartmak için indirmiştir. İnsanlardan kimisi ona iman ederken kimisi de ona iman etmemiştir ki “Kim Allah’a iman edip” farz ve müstehab türünden “salih ameller işlerse O, onu içinde ebediyen kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar.” Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği pek çok ebedi nimetler vardır. "Allah ona pek güzel rızıklar ihsan eder.” Buna karşılık Allah’a ve peygamberlerine iman etmeyenler cehennemliktirler ve onlar da orada ebediyen kalacaklardır.
12. Daha sonra Yüce Allah gökleri, yeri ve onlarda bulunan her şeyi, yedi kat yeri ve onlarda bulunanları, hem de bunlar arasında bulunanları yaratmış olduğunu haber vermektedir. Ayrıca O buyruğunu/hükmünü de indirmiştir ki bunlar şeriatler ve dinî hükümler demektir. O, bunları kullara öğüt vermek için peygamberlerine vahyetmiştir. Yine kâinatı ve yaratıkların işlerini çekip çevirdiği kevnî ve kaderî buyrukları/hükümleri de bu şekilde inmektedir. Bütün bunlar ise kulları kendisini tanısınlar, O’nun hem kudretinin hem de ilminin her şeyi kuşattığını bilsinler diyedir. Onlar Rablerini en güzel isimleri ile ve mukaddes vasıfları ile bilip tanıyacak olurlarsa, O’na ibadet ederler, O’nu severler ve O’na karşı görevlerini yerine getirirler. İşte yaratmaktan ve buyrukları indirmekteki amaç da budur: Allah’ı bilmek ve O’na ibadet etmek. İlahî tevfike mazhar olan Allah’ın salih kulları bunları yerine getirirken yüz çeviren zalimler, bu görevi yerine getirmekten kaçınmışlardır.

Talâk Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.

***