Âl-i İmrân آل عمران
148. Ayet
فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟
(Dualarına karşılık) Allah, onlara dünya sevabını ve ahiret sevabının en güzelini verdi. Allah, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları sever.
Tefsir
Tefhîmü'l-Kur'ân
148- Böylece Allah, dünya sevabını da, ahiret sevabının güzelliğini de onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever. AÇIKLAMA 104. Burada müslümanlara ölüm korkusundan kaçmanın anlamsız olduğu öğütleniyor. Çünkü hiç kimse Allah'ın belirlediği zamandan bir dakika bile önce veya belirlenen zamandan bir dakika bile fazla yaşayamaz. Bu nedenle insanın dikkat etmesi gereken konu, ölümden nasıl kaçılacağı değil, bu dünyada kendisine verilen zamanı nasıl en iyi bir şekilde değerlendirebileceği olmalıdır. Önemli olan nokta şudur: İnsan kendisine verilen zamanı bu dünya hayatı için mi, yoksa ölümden sonraki hayat için mi harcayacaktır? 105. Sevap nedir? Sevap, bir amelin karşılığıdır. Dünyadaki sevap ile insanın amellerinin karşılığını dünyada elde etmesi; ahiret'teki sevap ile de, bu dünyadaki amellerinin karşılığını ahiret'te sürekli bulması kastedilmektedir. Yapılan her işin sonucu, yapan kişiyi kaçınılmaz bir şekilde takip ettiği için, İslâmî hayat görüşünde en önemli nokta, hayat için sarfedilen çabaların bu dünyanın geçici zevk ve çıkarları uğruna mı, yoksa ahiret'in son bulmayan zevkleri uğruna mı harcandığı konusudur. Bu soruya verilen cevap, kişinin iyi veya kötü olma konusundaki ahlâkî tutumunu belirler. 106. "Şükreden kullar", an: 105'de ortaya konulan soruya doğru cevabı verdikleri için Allah'ın mükâfatını kazanan kimselerdir. Allah, onlara bu dünyanın sınırlı hayatının ötesinde sonsuz ve sınırsız bir hayatın varolduğunu ve bu dünyada yapılanların karşılığının, sadece bu dünya ile sınırlı olmayıp, kişiyi ahiret'e kadar takip ettiğini bildirmişti. Bu nedenle, Allah'ın öbür dünyada iyi amellerin karşılığını vereceği sözüne güvenen ve sonuçlarının bu dünyada ortaya çıkıp çıkmamasına veya sonucunun olumsuz olmasına aldırmaksızın bu amelleri işlemeye devam eden kişi, gerçekten şükreden bir kuldur. Diğer taraftan zamanlarını, paralarını ve enerjilerini bu dünyada "olumlu" bir sonuç oluşturması tahmin edilmeyen hiçbir şeye harcamayan kimseler ise, şükretmeyen, nankör kullardır. Onlar şükretmezler; çünkü onlar, Allah'ın, bu dünyada yapılanların ahiret'te karşılığının verileceğini bildiren sözünü doğru değerlendirmemişlerdir. 107. Yani, "Onlar, sayıca düşmanlarından az ve teçhizat yönünden zayıf olmalarına rağmen, bâtıla tapanlara boyun eğmemişlerdir."