Beyyine البينة
8. Ayet
جَزَٓاؤُ۬هُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ
Onların, Rabbleri katındaki mükâfatları, içlerinde ebedî kalacakları ve altından ırmaklar akan Adn Cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da (Allah’tan) razı olmuşlardır. Bu, Rabbinden korkan kimse içindir.
Tefsir
Tefhîmü'l-Kur'ân
8- Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu,(11) Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir. AÇIKLAMA 4. Burada Rasulullah'ın risaleti için açık bir delil vardır. Nübüvvetten önce ve sonraki hayatın ümmî olan Rasulullah'ın buna rağmen Kur'an gibi bir kitap ileri sürmesi, onun talimatı ve sözlerinin etkisi ile iman edenlerin hayatlarında büyük bir inkılâb meydana gelmesi, ileri sürdüğü akidenin makul olması, temiz ibadetler, son derece ahlâkî ve insanî, hayat için en iyi usul ve emirleri tebliğ etmesi, Rasulullah'ın söz ve fiillerinin birbiriyle tutarlı olması, ona karşı yürütülen her çeşit düşmanlık ve zorluklara rağmen İslâm davetini gayet azimli sürdürmesi gibi unsurlar, onun Allah'ın Rasulü olduğuna açıkça işaret etmektedir. 5. Lugat itibarıyla "sayfa"nın manası, yazılmış yapraklardır. Ama Kur'an'ı Kerim'de ıstılah olarak, peygamberlere inzal edilen kitaplar için kullanılır. "Pak sayfalar"dan kasıt, kendisine batıllık ve sapıklık bulaşmamış olan kitaplardır. İnsan Kitab-ı Mudaddes'i ve diğer dinlere ait kitapları incelediğinde içindeki bazı doğru şeylerle birlikte Hak'ka ve akl-ı selime ters, ahlâki bakımdan düşük şeyleri görür ve bunu Kur'an ile mukayese ederse bunun önemini daha iyi anlar. O kitapları okuduktan sonra insan Kur'an-ı Kerim'in ne kadar yüce ve temiz bir kitap olduğunu anlar. 6. Yani Ehl-i Kitabın bundan önce çeşitli sapıklıklara düşerek sayısız fırkalara bölünmesinin nedeni, Allah'ın hidayeti geldikten sonra bu sapıklığa düşmüşlerdir. Onun için, bu sapıklıktan kendileri sorumludurlar. Çünkü Allah'ın hücceti tamamlanmıştır. Şimdi ise o sayfalar temiz kalmamıştır. Onların kitapları doğru ve halis talimatları haiz değildir. Bu nedenle Allah (c.c.) bir peygamber gönderip onlara apaçık delil göstermiştir. Bu vasıtayla onlara temiz ve doğru talimatı taşıyan apaçık delil göndererek üzerlerindeki hüccetini tekrar tamamlamıştır. Bundan sonra aralarında fırkalaşmaya devam ederlerse bunun sorumluluğu kendilerine aittir. Onlar Allah'a karşı bir hüccet getiremiyeceklerdir. Bu Kur'an-ı Kerim'in bir çok yerinde ifade edilmiştir. Mesela Bakara 213, 253, Al-i İmran 19, Maide 44-50, Yunus 93, Şura 13-15, Casiye 16-18. Bunun yanısıra bu ayetlere ait açıklama notlarına da bakılırsa konu daha iyi anlaşılır. 7. Yani Rasulüllah'ın getirdiği dinin talimatlarını aynen Ehl-i Kitaba gelen peygamberlerin kitapları da taşımaktaydı. Şimdikilerin kendi dinlerine soktukları batıl akide ve fasit ameller onlara emredilmemişti. Sahih ve doğru din her zaman halisçe Allah'a itaat etmek, O'nunla birlikte hiç bir şeyi ibadette ortak etmemek, her şeyden yüz çevirerek yalnızca Allah'a tapmak, O'na itaat etmek, namazı kılmak ve zekatı vermektir. (Bkz. A'raf 19, Yunus 108-109, Rum 43-47, Zümer 3-4) Bu ayette "Dinu'l-kayyıma" deyimi kullanılmıştır. Bazı müfessirler bunu "Dinu'l milletu'l kayyıma", yani doğru yol üzerinde olan milletin dini, şeklinde anlamışlardır. Bazıları ise bunun mevsufunu sıfata mübalağa ile izafe ederler. "Allame" ve "Fahhame"nin mübalağa için kullanıldığı gibi, onların verdiği anlam ile bizim tercümemiz aynıdır. 8. Buradaki "Küfr"den kasıt, Hz. Muhammed'e (s.a) inanmayı inkar etmektir. Yani müşrikler ve Ehl-i Kitap, Rasulullah'a risalet geldikten sonra onu inkar etmişlerdir. Oysa açık delil olarak Rasulullah'ın doğru talimatı taşıyan sayfaları onlara okunmaktaydı. Bunların sonu ileride beyan edilmiştir. 9. Yani Allah'ın mahlukatı arasında ondan daha kötü mahluk yoktur. Hatta hayvanlardan da düşüktür. Çünkü hayvanlara akıl ve irade verilmemiştir. Bunlar akıl ve irade sahibi olmalarına rağmen haktan yüz çevirmektedirler. 10. Yani Allah'ın bütün mahlukatından, hatta meleklerden bile efdal ve şereflidir. Çünkü meleklere itaatsizlik yapma iradesi verilmemiştir. Bu insan ise (ehl-i iman) irade verilmesine rağmen itaat etmiştir. 11. Diğer bir ifade ile Allah'tan korkarak yaşayan, Allah'ın vereceği cezayı hesaba katıp adım atan ve Allah'ın rızasını küçümsemeden hareket eden için Allah (c.c.) katında bu mükafaat vardır. BEYYİNE SURESİNİN SONU