Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali

Ana SayfaSurelerFihristTefsirKur'an DinleYer İmleriNotlar
Giriş Yap
Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali ile Kur'ân'ı Oku, Anla ve Yaşa.

Bizi Takip Edin

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Sureler
  • Kur'an Dinle
  • Tefsir Kitapları
  • Fihrist
  • Arama

Hesap

  • Giriş Yap
  • Kayıt Ol
  • Profilim
  • Yer İmleri
  • Notlarım

Hakkında

  • Hakkımızda
  • Meal Hakkında
  • Takrizler
  • Nasıl Kullanılır
  • Sık Sorulan Sorular
  • Geri Bildirim
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Kitap

  • PDF İndir
  • Sipariş Ver

Mobil Uygulama

Google Play'denİndir
App Store'danİndir
Mobil uygulama hakkında daha fazla →

© Tevhid Meali. Tüm hakları saklıdır.

Gizlilik•Kullanım Şartları•İletişim
Enfâl 25
Enfâl 27
Enfâl Suresine Dön

Enfâl الأنفال

26. Ayet
26Enfâl
وَاذْكُرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَل۪يلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِه۪ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Hatırlayın! Hani siz, sayıca azdınız, yeryüzünde (müstekbirler tarafından) zayıf bırakılmıştınız ve insanların sizi kapıp kaçırmasından korkuyordunuz. (Siz bu hâldeyken) O, sizleri (Medine’de) barındırdı, yardımıyla destekledi ve temiz şeylerle rızıklandırdı ki şükredesiniz.

Tefsir

Tefhîmü'l-Kur'ân

26- Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmışlardınız, insanların sizi kapıp-yakalayıvermelerinden korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. Umulur ki şükredersiniz.(21) AÇIKLAMA 20. "Toplumsal fitne" ile burada, sadece bireylerle sınırlı kalmayan ve aynı anda tüm toplumu saracak denli yaygın olan topluca işlenen kötülükler kastedilmektedir. Böyle bir durumda sadece günahkarlar değil, o günahları işleyenler arasında bulunanlar da Allah'ın azabına uğrarlar. Bu, böyle kötülüklerle çevrilmiş bir hayata katlanmaları nedeniyledir. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için, bir şehri sağlık koşulları açısından ele alalım. Eğer pislik bir kaç yerde yaygınsa, bu pisliğin kötü etkileri sadece o bölge veya bölgelerde görülecektir ve sadece evlerini ve kendilerini temiz tutmayanlar bu pisliğin kötü sonuçlarından etkileneceklerdir. Fakat eğer pislik tüm şehre yayılmışsa ve onu engelleyecek ve sağlıklı koşulları tekrar geri getirecek bir kimse olmazsa, o zaman hava, su ve toprak da kirlenecek ve tüm şehirde salgın bir hastalığa neden olacak denli zehirli olacaktır. Tabii ki bu, pisliği yayanlarla ondan kaçınanları birbirinden ayırmayacak ve o çevrede yaşayan tüm insanları etkileyecektir. Aynı durum ahlaki çöküntü, bozukluk ve müstehcenlik için de söz konusudur. Eğer bu kötülükler bazı kimselerde varsa ve bu iyi insanlar tarafından kontrol altında tutuluyorsa, bunların kötü etkileri sadece onları işleyenlerle sınırlı kalacaktır. Diğer taraftan eğer toplumun vicdanı, kötüyü baskı altında tutamayacak denli zayıfsa ve günahkar, ahlaksız ve sapık insanlar kötülükleri açıktan işleyecek denli cesaret sahibi olabiliyolarsa, işte o zaman bu fitne bir ahlaksızlık salgını haline gelmiş demektir. Böyle olduğundan da kendi iyiliklerini muhafaza eden ve yaygın kötülüklere karşı edilgen bir tavır gösterenler dahil, azaptan kurtulamazlar. Çünkü onlar bu salgın hastalığı durdurmak için hiçbir çaba göstermemişlerdir. Bu şekilde Allah müslümanlara, Hz. Peygamber'in (s.a) gönderiliş amacı olan ve onun çağırdığı ideali oluşturan iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevinin önemini anlatmaktadır: "Bu görevde hem birey, hem de toplum olarak rolünüz vardır. Eğer bu idealin gerçekleşmesi ve kötülüklerin yok edilmesi için samimiyetle çaba harcamazsanız, içinizden bu kötülükleri işleyen, onları yayan veya bireysel olarak bu kötülüklerden uzak bir hayat yaşayanlar arasında hiç bir ayırım gözetilmeksizin hepinizin azaba uğramasına neden olacak bir fitne salgını çıkacaktır. Aynı gerçeğe A'raf: 163-166'da da değinilmişti. Bu İslam'ın genelde tüm insanları ıslah etmek üzere izin verdiği savaşın temel ilkesi olarak da kabul edilebilir. 21. "... umulur ki, şükredersiniz" sözleri ele alındığı çerçeve içinde çok önemlidir. Müslümanlar, sadece Allah onları Mekke'de zayıf durumlarından kurtarıp Medine'nin güvenli ortamına kavuşturduğu ve hayatın güzel ve temiz rızıklarını lutfettiği için şükretmekle kalmamalılar. Onlar aynı zamanda şükürlerini pratikte yaşayarak göstermeli, Allah'a ve Rasulü'ne itaat etmeli ve Allah'a güvenip İslam uğrunda karşılaşılan tüm güçlük, tehlike ve engelleri cesurca göğüsleyerek bu davanın başarıya ulaşması için gayret ve samimiyetle çalışmalıdırlar. Onlar eğer Allah yolunda samimiyetle çaba harcarlarsa, O'nun daha önceden olduğu gibi yine Yardımcı ve Veli'leri olacağına ve kendilerini her tür tehlikeden kurtaracağına inanmalıdırlar. O halde şükür sadece nimeti kabul edip tasdiklemek değildir; o pratikte de görülecek bir şekil olmalıdır. Eğer bir kimse kendisine nimet verenin, lütfunun değerini kabul ettiğini söyler, fakat onu memnun etmek için hiçbir şey yapmaz, ona samimiyetle hizmet etmez, ya da onun gelecekte de aynı lütfu göstereceğinden şüphe ederse, bu şükür değil, nankörlüktür.
Önceki AyetEnfâl 25
Sonraki AyetEnfâl 27
Önceki sayfaya gitmek için sağa kaydırın: Enfâl 25Sonraki sayfaya gitmek için sola kaydırın: Enfâl 27