Enfâl الأنفال
35. Ayet
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ اِلَّا مُكَٓاءً وَتَصْدِيَةًۜ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
Onların Kâbe yanındaki namazları/duaları, alkış ve ıslıktan başka bir şey değildir. (Öyleyse) kâfir olmanız sebebiyle tadın (bakalım) azabı!
Tefsir
Tefhîmü'l-Kur'ân
35- Onların, Beyt(-i Şerif) önündeki duaları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başkası değildir.(28) Artık küfretmekte olduklarınız dolayısıyla tadın azabı.(29) AÇIKLAMA 26. Bu sözler bir dua yahut beddua anlamında değil, bir tehdit ve bir meydan okuma anlamındadır ve asıl kastettiği şudur: Eğer bu gerçekten Allah tarafından gönderilen bir Hak olsaydı, bizim üzerimize gökten taş yağdırmaya ve bizim onu reddetmemize karşılık bize bundan da acıklı bir azap indirmeye kadir olurdu. Bu tür bir olay olmadığına göre, bu gerçek değildir ve Allah tarafından gönderilmemiştir. 27. Onların dua şeklinde bu meydan okumalarına karşılık verilen cevap işte budur. Onlara Hz. Peygamber (s.a) içlerinde yaşarken Mekke döneminde bir azap gönderilmeyeceği söylenmektedir. Çünkü Allah, insanlara, Peygamber onları Hakka davet ettiği sürece kendilerini düzeltmeleri için süre verir ve henüz verdiği süre bitmeden azap göndererek onları düzelme ve doğru yola uyma fırsatından mahrum bırakmaz. İkinci sebep ise, Allah bir topluluğa, içinde eski günahlarına ve sapıklıklarına tevbe eden ve yollarını düzeltmeye çalışan bazı kimseler olduğu sürece azap indirmez. 28. Kafirler daha sonra da şöyle uyarılmaktadırlar: "Siz şimdi bir azap istediğinize göre, ona hazırlanmalısınız. Çünkü sizi ondan kurtaracak hiç birşey yoktur." Kureyşliler, Allah'ın evinin koruyucuları oldukları için, kendilerine hiç bir azabın uğramayacağını sanıyorlardı. Bu yanlış anlama şöyle ortadan kaldırılmaktadır: "Onlar Kabe'nin gerçek koruyucuları değildirler. Çünkü sadece miras, onlara Kabe'nin koruyucusu olma hakkını vermez. Sadece muttaki insanlar, bu kutsal yerin koruyucularıdır. Kureyşliler eğer böyle bir hakka sahip idiyseler bile şimdi o hakkı kaybetmişlerdir. Çünkü onlar gerçek takva sahibi insanların, sadece Allah'a özgü olan bu Ev'e gelmelerini engellemişlerdir. Kureyşliler bu Beyt'in koruyucuları, hizmetçileri ve bekçileri gibi davranmıyor, bilakis onun sahibi ve efendisi gibi davranıyorlardı ve istedikleri kişiyi onu ziyaretten alıkoyuyorlardı. Onların Kabe'de yaptıkları ibadetlere gelince, bunlar mırıldanarak anlamsız sesler çıkartmak ve elleri çırpmaktan öte geçmiyordu, Allah'a bağlılık, O'nu zikretmek ve Allah'a ibadetin gerektirdiği tüm özelliklerden yoksundu. Böyle olduğu halde, onlar hala nasıl Allah'tan lütuf veya O'nun azabına uğramama konusunda bir garanti bekleyebiliyorlar?" 29. Onlara Allah'ın azabının, kendi "cahiliye" düzenlerine ölüm getiren, İslam'a ise hayat veren Bedir savaşındaki yenilgi şeklinde geldiği söylenmektedir. Böylece onların, Allah'ın azabının sadece gökten bir yağmur veya fırtına şeklinde geleceği konusundaki yanlış tasavvurları da ortadan kaldırılmaktadır.