(Hatırlayın!) Hani Rabbi, İbrâhîm’i bazı kelimelerle/olaylarla imtihan etmişti de İbrâhîm imtihanı (başarıyla) tamamlamıştı. (Allah) demişti ki: “Seni insanlara imam yapacağım.” (İbrâhîm) demişti ki: “Soyumdan gelenleri de (imam yap).” (Allah) demişti ki: “Benim bu sözüm zalimler için geçerli değildir.”
(Hatırlayın!) Hani biz evi/Kâbe’yi insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir bölge kılmıştık. Ve onlara, “İbrâhîm’in makamını (namaz kılacağınız) bir namazgâh edinin.” (diye emretmiştik.) İbrâhîm ve İsmâîl’e, “Benim evimi tavaf edenler, itikâfta kalanlar, rükû ve secde edenler için temizleyin.” diye emretmiştik.
(Hatırlayın!) Hani İbrâhîm demişti ki: “Rabbim! Burayı güvenli bir yerleşim yeri kıl ve buranın ahalisinden Allah’a ve ahirete iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır.” (Allah) dedi ki: “Kâfir olan kimseleri de az bir müddet faydalandırır, sonra da ateş azabına çaresiz katlanmak zorunda bırakırım. (Ateş azabını barındıran cehennem) ne kötü bir varış yeridir!”
(Hatırlayın!) Hani İbrâhîm ve İsmâîl, Kâbe’nin temellerini yükseltiyor, (bir yandan da şöyle dua ediyorlardı:) “Rabbimiz bu ameli bizden kabul buyur. Şüphesiz ki sen, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semî’ ve (her şeyi bilen) El-Alîm’sin.”
Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki kul ve soyumuz içinden de sadece sana teslim olan bir ümmet kıl! Nasıl ibadet/hac edeceğimizi bize göster! Tevbelerimizi kabul et. Şüphesiz ki sen, (tevbeye muvaffak kılan, tevbeleri çokça kabul eden) Et-Tevvâb ve (kullarına karşı en merhametli olan) Er-Rahîm’sin.
Rabbimiz! Onların arasından kendilerine senin ayetlerini okuyan, Kitab’ı ve hikmeti öğreten ve onları arındıran bir resûl gönder. Şüphesiz ki sen, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’sin.
İbrâhîm’in milletinden sefihten başkası yüz çevirir mi? Andolsun ki biz onu dünyada seçtik ve o, ahirette de salihlerdendir.
Rabbi ona, “Teslim ol!” dediğinde, “Âlemlerin Rabbi olan (Allah’a) teslim oldum.” dedi.
İbrâhîm, (İslam’ı) oğullarına vasiyet etti. Ya’kûb da böyle yaptı: “Ey evlatlarım! Allah sizin için (İslam) dinini seçti! Yalnızca Müslimler/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kullar olarak can verin!”
Yoksa siz, Ya’kûb’a ölüm geldiğinde orada hazır mı bulunuyordunuz? O, oğullarına demişti ki: “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” Demişlerdi ki: “Senin İlah’ına; babaların İbrâhîm, İsmâîl ve İshâk’ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz ve biz O’na teslim olanlardanız.”
Dediler ki: “Yahudi ve Hristiyan olun ki hidayete eresiniz.” De ki: “(Hayır, öyle değil!) Bilakis, (asıl hidayet,) hanîf olan İbrâhîm’in yoludur. Ve o, müşriklerden de değildi.”
Deyin ki: “Bizler Allah’a; bize indirilene; İbrâhîm, İsmâîl, İshâk, Ya’kûb ve torunlarına indirilene; Mûsâ’ya ve Îsâ’ya verilene ve nebilere Rabblerinden verilenlere iman ettik. Onların arasını ayırmaksızın (hepsine iman ederiz.) Ve biz, Allah’a teslim olanlarız.”
Yoksa siz İbrâhîm, İsmâîl, İshâk, Ya’kûb ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduğunu mu söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” Yanında Allah katından (bir bilgi olduğu hâlde) şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
Allah’ın kendisine mülk vermesi sebebiyle Rabbi hakkında İbrâhîm’le tartışanı görmedin mi? Hani İbrâhîm demişti ki: “Benim Rabbim diriltir ve öldürür.” Demişti ki: “Ben de diriltip öldürürüm.” (Bu cevap üzerine) İbrâhîm demişti ki: “Allah Güneş’i doğudan getirir, sen de batıdan getir (bakalım).” (Bu hüccet karşısında) kâfir afalladı. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
(Hatırlayın!) Hani İbrâhîm, “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.” demişti. (Allah) demişti ki: “İnanmadın mı?” Demişti ki: “Hayır! Elbette inanıyorum. Fakat kalbimin mutmain olmasını (istiyorum).” Demişti ki: “Dört tane kuş al. Onları kendine alıştır. Sonra onlardan her bir parçayı bir dağın üzerine koy. Daha sonra onları çağır, sana koşarak gelirler. Bil ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.”
Şüphesiz ki Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrâhîm ailesini ve İmrân ailesini âlemlerin içinden seçmiştir/üstün kılmıştır.
Ey Ehl-i Kitap! Tevrât ve İncîl, ondan/İbrâhîm’den sonra indirilmiş olmasına rağmen neden İbrâhîm hakkında (“O Yahudi miydi, yoksa Hristiyan mıydı?” diye) tartışıp duruyorsunuz? Akletmez misiniz?
Bilginiz olan konuda tartışmanız anlaşılır da ne diye bilginiz olmayan konuda tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
İbrâhîm, Yahudi değildi. Hristiyan da değildi. Hanîf bir Müslim’di. O, müşriklerden de değildi.
Şüphesiz ki insanlar arasından İbrâhîm’e en yakın olanlar, (tevhid konusunda) onun (yoluna) uyanlar; bu nebi ve (ona) iman edenlerdir. Allah, müminlerin velisidir/dostudur.
De ki: “Biz Allah’a; bize indirilene; İbrâhîm, İsmâîl, İshâk, Ya’kûb ve torunlarına indirilene; Mûsâ’ya, Îsâ’ya ve (diğer) nebilere Rabbleri tarafından verilen (vahye) iman ettik. Onlardan hiçbirinin arasını ayırmayız. Ve biz, O’na teslim olanlarız.”
De ki: “Allah doğru söyledi. Hanîf olarak İbrâhîm’in dinine uyun. O, müşriklerden değildi.”
Onun içinde apaçık ayetler ve İbrâhîm’in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyettedir. Ona yol bulanlara/güç yetirenlere (Allah’ın hakkı olarak) evi haccetmeleri farzdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz ki Allah, âlemlere ihtiyacı olmayandır.
(Hatırlayın!) Hani İbrâhîm, babası Azer’e demişti ki: “Putları ilah mı ediniyorsun? Şüphesiz ki ben, senin ve kavminin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu düşünüyorum.”
Yakinen iman edenlerden olsun diye İbrâhîm’e göklerin ve yerin melekutunu (insanı hayrete düşüren ayetlerini) gösteriyorduk.
Bu, kavmine karşı İbrâhîm’e verdiğimiz hüccetimiz/delilimizdir. Dilediğimizin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm ve (her şeyi bilen) Alîm’dir.
İbrâhîm’in korkusu gidip, müjde hâli ağır basınca, Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyulmuştu.
Çünkü İbrâhîm yumuşak huylu (ince kalpli, duygusal), çokça “ah” çeken ve (Allah’a) yönelen biriydi.
(Elçilerimiz:) “Ey İbrâhîm! (O kavimle ilgili) tartışmayı bırak. Çünkü Rabbinin (onlarla ilgili) hükmü gelmiştir. Ve şüphesiz ki onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelecektir.” (dediler.)
“İşte böylece Rabbin seni seçecek, sözlerin yorumunu/rüya tabirini sana öğretecek, daha önce ataların İbrâhîm ve İshâk’a (nimetini) tamamladığı gibi sana ve Ya’kûb ailesine de nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki Rabbin, (her şeyi bilen) Alîm ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.”
“Babalarım olan İbrâhîm, İshâk ve Ya’kûb’un dinine uydum. Bizim herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmamız söz konusu dahi olamaz. Bu hem bize hem de insanlara Allah’ın lütuf ve ihsanındandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.”
Onlara İbrâhîm’in misafirlerini de haber ver.
Hiç kuşkusuz İbrâhîm, tek başına bir ümmetti. Gönülden Allah’a kulluk yapan, (şirki terk edip dini Allah’a halis kılan bir) hanîfti. Müşriklerden de değildi/olmadı.
(Allah’ın) nimetlerine şükreden biriydi. (Allah) onu seçti ve dosdoğru yola iletti.
Ona dünyada güzellik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.
Sonra da sana, “Hanîf olarak İbrâhîm’in milletine uy!” diye vahyettik. O, müşriklerden değildi.
Hani biz, peygamberlerden; senden, Nûh’tan, İbrâhîm’den, Mûsâ’dan, Meryem oğlu Îsâ’dan söz almıştık. Biz, onlardan pekiştirilmiş sağlam bir söz almıştık.
Kullarımızdan kuvvet ve basiret sahibi olan İbrâhîm, İshâk ve Ya’kûb’u da an!
“Dini (tevhidle) ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm, Mûsâ ve Îsâ’ya emrettiğimizi sizin için dinde şeriat kıldık. Müşrikleri kendisine davet ettiğin (tevhid) onlara ağır geldi. Allah dilediği kulunu (tevhid ve ayrılıksız din için) seçer ve O’na yönelenleri hidayete erdirir.
Andolsun ki Nûh’u ve İbrâhîm’i de gönderdik ve her ikisinin zürriyetlerine peygamberliği ve Kitab’ı verdik. Onlardan kimisi hidayet ehlidir. Onların çoğu ise fasıklardır.
Sizin için İbrâhîm’de ve onunla birlikte olan (müminlerde/resûllerde) güzel bir örneklik vardır. Hani onlar, kavimlerine demişlerdi ki: “Biz, sizden ve Allah’ın dışında ibadet ettiklerinizden berîyiz/uzağız. Sizi tekfir ettik (üzerinde bulunduğunuz yolu ve sizi reddettik). Bizimle sizin aranızda, tek olan Allah’a iman edinceye kadar, ebedî bir düşmanlık ve ebedî bir kin baş göstermiştir.” İbrâhîm’in babasına söylediği, “Senin için Allah’tan bağışlanma dileyeceğim. (Ama) Allah’a karşı sana hiçbir faydam olmaz.” sözü müstesna. Rabbimiz! Yalnızca sana tevekkül ettik, yalnızca sana yöneldik ve dönüşümüz de yalnızca sanadır.