(Hatırlayın!) Hani biz demiştik ki: “Bu beldeye girin. Ondan bolca ve dilediğiniz yerden yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve ‘Hıttatun/Günahlarımızı dök.’ deyin. Biz de (emre itaatiniz karşılığında) hatalarınızı bağışlayalım. (Şu da var ki) muhsinlere/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlara ihsanlarımızı arttıracağız.”
Zalim olanlar, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla (“Günahlarımızı dök.” anlamındaki “Hıttatun.” ifadesini “buğday” anlamına gelen “hıntatun” kelimesiyle) değiştirdiler. Biz de bu fasıklıklarına karşılık zalimlerin üzerine gökten bir azap indirdik.
(Hatırlayın!) Hani Mûsâ kavmi için su talep etmişti. Dedik ki: “Asanı taşa vur.” (Asanın taşa değmesiyle) sular fışkırmış ve on iki pınar/çeşme oluşmuştu. Onlardan her bir topluluk kendilerine ait olan kaynağı bilmişti. Allah’ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.
(Hatırlayın!) Hani, “Ey Mûsâ! (Sadece kudret helvası ve bıldırcın eti yiyerek) bir tek yiyeceğe katlanamayacağız. Rabbine dua et de bize yeryüzünün bitirdiklerinden; baklasından, salatalığından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.” dediniz. Mûsâ dedi ki: “En hayırlı olanı bu değersiz olanlarla mı değiştiriyorsunuz? Şehre inin, orada istedikleriniz vardır.” (Bu nankörlüklerinden sonra) onlara alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu ve Allah’ın gazabına uğradılar. Bu (ceza), Allah’ın ayetlerine karşı kâfir olmaları ve peygamberlerini haksız yere öldürmeleri sebebiyledir. Bu (ceza), isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir.
(Hatırlayın!) Hani bir zamanlar sizden söz almış ve Tûr Dağı’nı tepenizde yükseltmiştik. (Ve demiştik ki:) “Size verdiğimiz (Kitab’a) kuvvetle yapışın ve içindeki (öğütleri) hatırlayın ki sakınıp korunabilesiniz.”
(Bu sözünüzden) sonra (yine) yüz çevirdiniz. Allah’ın sizin üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
Andolsun, içinizden Cumartesi Yasağı konusunda haddi aşanları biliyordunuz. Biz onlara, “Alçak/Aşağılık maymunlar olun!” dedik.
Bu (cezayı) kendilerinden önce ve sonra gelecek olanlara ibretlik bir ceza, muttakiler için de bir öğüt kıldık.
(Hatırlayın!) Hani Mûsâ kavmine demişti ki: “Allah, bir inek/sığır kesmenizi emrediyor.” Demişlerdi ki: “Bizimle alay mı ediyorsun?” Mûsâ, “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” demişti.
Demişlerdi ki: “Bizim için Rabbine dua et de o ineğin sıfatlarını bize açıklasın.” Dedi ki: “(Allah) buyurdu ki: ‘O ne yaşlı ne de körpe, bu ikisi arasında (orta yaşta) bir inektir. (Bu açıklama üzerine artık) emrolunduğunuz şeyi yapın.’ ”
Demişlerdi ki: “Bizim için Rabbine dua et de bize onun rengini açıklasın.” Dedi ki: “(Allah) buyurdu ki: ‘O, bakanlara (huzur verip) ferahlatan, rengi parlak, sapsarı bir inektir.’ ”
Demişlerdi ki: “Bizim için Rabbine dua et de bize onun mahiyetini açıklasın. (Şu âna kadar anlattıkların nedeniyle) inek, kafamızı karıştırdı. Şayet Allah dilerse (ineği bulma konusunda) elbette doğru olanı yaparız.”
Dedi ki: “Allah buyuruyor ki: ‘Tarla sürme ve ekin sulama işinde çalıştırılmamış, kusursuz, üzerinde benek olmayan bir inektir/boğadır.’ ” (Onlar,) “Şimdi doğruyu söyledin.” dediler ve ineği/boğayı kestiler. Fakat neredeyse onu kesmeyeceklerdi.
(Hatırlayın!) Hani siz bir insan öldürmüş ve birbirinizi suçlamıştınız. Allah sizin gizleyip sakladıklarınızı açığa çıkarandır.
“Hayvanın bir parçasıyla cesede vurun.” diye emrettik. (O da dile gelip katilini söyledi.) İşte böylece Allah, ölüleri diriltip ayetlerini sizlere gösterir ki akledesiniz.
Bu olaydan sonra kalpleriniz katılaştı. Kalpleriniz taş gibi, hatta taştan da katıdır. Oysa öyle taşlar vardır ki ondan nehirler fışkırır. Öylesi vardır ki yarılır ve içinden su çıkar. Öylesi de vardır ki Allah’ın korkusundan yuvarlanır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
İçlerinden bir grubun, Allah’ın kelamını dinleyip iyice anladıktan sonra, bile bile tahrif ediyor olmalarına rağmen size inanacaklarını mı umuyorsunuz?
İman edenlerle karşılaştıklarında, “İman ettik.” derler. Kendi aralarında baş başa kaldıklarında ise şöyle derler: “Ne diye Allah’ın size açtığı sırları onlara anlatıyorsunuz? Allah katında aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi? Akletmez misiniz?”
(Yoksa onlar) gizlediklerini ve açıktan yaptıklarını Allah’ın bildiğini bilmiyorlar mı?
Onların içinden Kitab’ı bilmeyen ümmiler vardır. (Kitab’a dair) birtakım emâniyyeye/kuruntuya/kulaktan dolma bilgiye sahiptir ve onlar yalnızca zannetmektelerdir.
Az bir dünyalık elde etmek için elleriyle kitap yazan, sonra da, “Bu, Allah’ın katındandır.” diyenlere yazıklar olsun. Elleriyle yazdıklarından ötürü yazıklar olsun onlara! (Uydurdukları kitaplar için, “Allah tarafından yazdırıldı.” diyerek) elde ettikleri kazançtan ötürü de yazıklar olsun onlara.
Dediler ki: “Sayılı günler dışında ateş bize dokunmayacaktır.” De ki: “Allah katından (bu konuya dair) bir söz mü aldınız? (Şayet öyleyse) Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?”
(Hayır, öyle değil!) Bilakis, kim bir günah işler ve günahı onu her yönden kuşatırsa bunlar ateşin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.
İman edip salih amel işleyenler ise işte onlar cennetin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.
(Hatırlayın!) Hani biz İsrâîloğullarından, “Yalnızca Allah’a ibadet edin, anne babaya, yakın akrabaya, yetimlere ve miskinlere/ihtiyaç sahibi yoksullara iyilik yapın. İnsanlara güzel söz söyleyin. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç sözünüzden döndünüz ve hâlâ yüz çevirmeye devam etmektesiniz.
(Hatırlayın!) Hani sizden, “Birbirinizin kanını dökmeyin ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın.” diye söz almıştık. Sonra sizler (verdiğiniz sözü) ikrar ettiniz ve hâlâ da (bu sözü verdiğinize) şahitlik etmektesiniz.
Sonra sizler (söz vermenize rağmen) birbirinizi öldürüyor, bir kısmınız bir kısmınızı yurtlarından çıkarıyor, günah ve haddi aşmada onların aleyhine yardımlaşıyorsunuz. (Dindaşlarınız) size esir olarak geldiğinde onları yurtlarından çıkarmak size haram kılınmasına rağmen (serbest bırakma karşılığında) fidye alıyorsunuz. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil rüsva olmaktan başka bir şey değildir. Ahiret Günü’nde de azabın en çetinine uğrayacaklardır. Allah sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.
Bunlar öyle kimselerdir ki ahiretlerini dünya hayatı karşılığında satmışlardır. Onlardan azap hafifletilmeyecek, onlara yardım da edilmeyecektir.
Andolsun ki Mûsâ’ya Kitab’ı verdik ve onun ardından peş peşe resûller gönderdik. Meryem oğlu Îsâ’ya da apaçık deliller verdik ve onu Rûhu’l Kudus’le (Cibrîl’le) destekledik. Resûl, hevanıza uygun olmayan bir şey getirdiğinde her seferinde büyüklenecek, (o resûllerin) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını öldürecek misiniz?
Dediler ki: “Kalplerimiz, (senin anlattıklarına karşı) kılıflıdır/kapalıdır.” (Hayır, öyle değil!) Bilakis, Allah küfürleri nedeniyle onlara lanet etmiştir. (Bu nedenle) pek az iman ederler.
Allah katından onlara, yanlarındaki (Tevrât’ı) doğrulayıcı Kitap geldiği zaman -oysa daha önceleri kâfirlere karşı (bu kitapla) zafer kazanmayı umuyorlardı- işte bildikleri o şey kendilerine gelince onu inkâr ettiler. Allah’ın laneti kâfirlerin üzerine olsun.
Allah’ın, dilediği kuluna fazlından (lütuf olarak) indirdiği Kitab’ı kıskançlık/azgınlık yaparak inkâr etmeleri, kendileri için satın aldıkları ne kötü şeydir! (Böyle yapmakla) gazap üstüne gazaba uğradılar. (Ahirette de) kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.
Onlara, “Allah’ın indirdiğine iman edin.” denildiği zaman derler ki: “Biz, bize indirilene iman ederiz.” Yanlarında olanı doğrulayıp hak olmasına rağmen onun arkasından geleni (Kur’ân’ı) inkâr ederler. De ki: “Madem inanıyordunuz öyleyse bundan önce ne diye Allah’ın nebilerini öldürdünüz?”
Andolsun ki Mûsâ size apaçık delillerle geldi. Sonra sizler onun ardından buzağıyı (ilah) edindiniz. İşte sizler böyle zalimlersiniz.
(Hatırlayın!) Hani sizden söz almış ve Tûr Dağı’nı tepenizde yükseltmiştik. “Size verdiğimiz (Kitab’a) kuvvetle yapışın ve söz dinleyin.” demiştik. Demişlerdi ki: “İşittik ve isyan ettik.” Küfürleri sebebiyle buzağı sevgisi onların kalplerine içirilmişti/kalpleri buzağı sevgisiyle dolup taşmıştı. De ki: “Şayet müminseniz, imanınız size ne kötü bir şey emrediyor!”
De ki: “Şayet Allah indinde ahiret hayatı insanlara değil, yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğruysanız ölümü temenni edin (bakalım)!”
Elleriyle (yapıp) takdim ettiklerinden dolayı ölümü hiçbir zaman temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri bilmektedir.
Andolsun ki onları dünya hayatına karşı en istekli/hırslı olanlar olarak bulacaksın. (Öyle ki) dünyaya müşriklerden bile daha düşkünlerdir. Onlardan her biri bin sene yaşamak ister. Onlara bu kadar ömür verilmesi onları azaptan kurtaracak değildir. Allah onların yaptıklarını görendir.
De ki: “Kim Cibrîl’e düşmanlık ederse (bilsin ki) önünde olan (Kitapları) doğrulayıcı, müminlere hidayet kaynağı ve müjde olan (Kur’ân’ı) Allah’ın izniyle senin kalbine indiren odur.”
Kim de Allah’a, meleklerine, resûllerine, Cibrîl’e ve Mikail’e düşmanlık ederse şüphesiz ki Allah, kâfirlerin düşmanıdır.
Andolsun ki sana apaçık ayetler indirdik. (O ayetleri) fasıklardan başkası inkâr etmez.
Her söz verdiklerinde onlardan bir grup sözünü bozmadı mı? (Hayır, öyle değil!) Aslında onların çoğu iman etmezler.
Allah katından, yanlarında olan Kitab’ı doğrulayan bir resûl kendilerine geldiğinde, kendilerine Kitap verilenlerden bir grup bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitabı’nı sırtlarının gerisine attılar.
Sor (bakalım) İsrâîloğullarına, onlara nice açık ayetler vermişizdir. Kim de kendisine geldikten sonra Allah’ın nimetlerini değiştirirse şüphesiz ki Allah, cezası çetin olandır.
Her nerede bulunurlarsa (bulunsunlar) -Allah’ın ahdine ve insanların emanına sığınanlar hariç- üzerlerine zillet (damgası) vurulmuş, Allah’ın gazabına uğramış ve üzerlerine yoksulluk damgası vurulmuştur. Bu (ceza), onların Allah’ın ayetlerine karşı kâfir olmaları ve nebileri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. Bu (ceza), onların isyanları ve haddi aşmaları sebebiyledir.
Allah, düşmanlarınızı en iyi bilendir. (Düşmanlarınıza karşı size) dost olarak da Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter.
Yahudi olanlardan bazısı, kelimeleri kondukları yerden (asıl manalarının dışında kullanarak) tahrif ediyorlar. Dillerini geveleyerek ve dine hakaret ederek “İşittik ve isyan ettik.”, “İşit işitmez olası!” ve “Râinâ!” diyorlar. Şayet onlar “İşittik ve itaat ettik.”, “İşit ve bizi gözet!” deselerdi onlar için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri nedeniyle onlara lanet etti. (Bu nedenle) pek azı iman eder.
Ehl-i Kitap (olanlar) üzerlerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Bu isteklerine şaşırma!) Şüphesiz ki Mûsâ’dan, bundan daha büyük bir şey istemişlerdi. Dediler ki: “Allah’ı bize (çıplak gözle görecek şekilde) açıkça göster.” Zulümleri nedeniyle onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık deliller geldikten sonra buzağıyı (ilah) edindiler. Bu (suçlarını da) bağışladık. Ve Mûsâ’ya apaçık bir delil verdik.
Tûr Dağı’nı (Allah’a vermiş oldukları) sözleri sebebiyle tepelerine yükselttik. Onlara, “Kapıdan secde ederek girin.” dedik. Onlara, “Cumartesi (Avlanma) Yasağı’nı çiğnemeyin.” dedik. Ve onlardan sağlam bir söz aldık.
Sözlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerine karşı kâfir olmaları, haksız yere nebileri öldürmeleri ve “Kalplerimiz (hak ve hakikate karşı) kapalıdır.” demeleri (nedeniyle onları cezalandırdık). (Hayır, öyle değil!) Bilakis, Allah küfürleri sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. (Bu nedenle) pek azı iman eder.
Küfürleri ve Meryem hakkındaki büyük iftiraları nedeniyle de (onları cezalandırdık).
“Allah’ın Resûlü Meryem oğlu Îsâ Mesîh’i öldürdük.” demeleri nedeniyle de (onları cezalandırdık). (Oysa) onu öldürmediler, onu asmadılar, (astıkları kişi Îsâ’ya) benzetildi. Şüphesiz ki (Îsâ hakkında) tartışanlar, ondan dolayı şüphe içerisindelerdir. Zanna uymak dışında onun hakkında hiçbir bilgiye sahip değillerdir. Kesinlikle onu öldürmediler.
(Sandıkları gibi değil!) Bilakis Allah, onu kendisine yükseltti. Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.
Ehl-i Kitab’ın tamamı ölümünden önce mutlaka ona iman edecektir. (Hem Îsâ da) Kıyamet Günü onların aleyhine şahitlikte bulunacaktır.
Yahudi olanların zulümleri ve birçok kişiyi Allah’ın yolundan alıkoymaları sebebiyle (daha önceden) helal kılınmış temiz yiyecekleri onlara haram kıldık.
Yasaklandıkları hâlde faiz ve insanların mallarını batıl yollarla yemeleri nedeniyle… Onlardan kâfir olanlar için can yakıcı bir azap hazırladık.
Fakat onlardan ilimde derinleşenler ve müminler, sana ve senden önce indirilene iman ederler. Namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edenler… Onlara büyük bir ecir vereceğiz.
Andolsun ki Allah, İsrâîloğullarından söz almıştı ve onların arasından on iki temsilci tayin etmiştik. Allah demişti ki: “Şüphesiz ki ben, sizinle beraberim. Şayet namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, resûllerime iman eder, onları destekler ve Allah’a güzel bir borç verirseniz sizin kusurlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Sizden her kim bundan sonra küfre girerse elbette, dosdoğru yoldan sapmış olur.”
Sözlerini bozmaları sebebiyle onlara lanet ettik ve kalplerini katılaştırdık. Kelimeleri yerinden oynatarak tahrif ediyorlar. (Ayrıca) emrolunduklarından paylarına düşen (ameli) terk ettiler. Onların azı hariç sürekli olarak onlardan ihanet görürsün. (Buna rağmen) affet ve hoş gör. (Çünkü) Allah, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları sever.
“Şüphesiz ki bizler, Hristiyanız.” diyen kimselerden kesin bir söz aldık. Emrolunduklarından paylarına düşen (ameli) terk ettiler. (Ceza olarak) kıyamete kadar aralarında sürüp gidecek bir düşmanlık ve kinle (onları birbirlerine düşürdük). Allah, yaptıklarını onlara haber verecektir.
(Hatırlayın!) Hani Mûsâ kavmine demişti ki: “Ey Kavmim! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Sizlerin içinden nebiler göndermiş, sizleri hükümdar yapmış ve âlemlerden kimseye vermediği (hayır ve güzellikleri) size vermiştir.”
“Ey Kavmim! Allah’ın size yazdığı mukaddes topraklara girin, (kaçmak için) arkanızı dönmeyin. (O hâlde) hüsrana uğrayanlar olarak geri dönersiniz.”
Dediler ki: “Ey Mûsâ! Orada çok güçlü bir topluluk vardır. Onlar çıkmadan biz oraya girmeyeceğiz. Şayet çıkarlarsa elbette biz gireriz.”
(Allah’tan) korkanlardan, Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi dedi ki: “Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girerseniz şüphesiz ki sizler, galipsiniz. Şayet müminseniz yalnızca Allah’a tevekkül edin.”
Dediler ki: “Ey Mûsâ! (O güçlü topluluk) orada olduğu müddetçe ebediyen oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidip savaşın. Biz burada bekliyor olacağız.”
Dedi ki: “Rabbim! Ben sadece kendime ve kardeşime söz geçirebilirim/ikimizden sorumluyum. Fasık olan (bu) kavim ile bizim aramızı ayır.”
Dedi ki: “Şüphesiz ki o (topraklar), kırk yıl boyunca onlara haramdır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolanırlar. Fasık topluluğa üzülme!”
Bundan dolayı İsrâîloğullarına (şöyle) yazdık: Kim bir nefsi başka bir nefse ya da yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmaksızın öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim de (meşru bir sebep olmadığı için öldürmeyi terk ederek) onu ihya ederse bütün insanlığı ihya etmiş gibi olur. Andolsun ki resûllerimiz apaçık delillerle onlara geldi. Bundan sonra onların birçoğu, bunun ardından yeryüzünde taşkınlık etmektedir.
Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrât yanlarında olmasına rağmen seni nasıl hakem tayin ediyorlar? (Seni hakem tayin ettikten) sonra da (verdiğin hüküm işlerine gelmediği için) yüz çeviriyorlar. Onlar kesinlikle iman etmemişlerdir.
Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına/arzularına uyma! Allah’ın sana indirdiği bazı (hükümlerde) seni fitneye düşürmelerinden sakın. Şayet yüz çevirirlerse bil ki Allah, onları bazı günahları nedeniyle cezalandırmak istiyor. Şüphesiz ki insanlardan birçoğu fasıktır.
Yoksa cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar? Yakinen inanmış bir kavim için kim Allah’tan daha güzel hüküm sahibi olabilir?
Andolsun ki İsrâîloğullarından söz aldık ve onlara resûller gönderdik. Her ne zaman bir resûl hevalarına/arzularına uymayan bir şeyle onlara geldiyse bir grubu yalanladılar, bir grubu da öldürdüler.
(Peygamberleri yalanlayıp öldürdüklerinde başlarına dinî ve dünyevi musibetlerin) fitne olmayacağını sandılar. Körleşip sağırlaştı. Sonra (Allah yeni bir peygamber göndererek tevbe imkânı sundu ve tevbe edenlerin) tevbesini kabul etti. Sonra onların çoğu (yine) körleşip sağırlaştılar. Allah, onların yaptıklarını görendir.
İsrâîloğullarından kâfir olanlar, Dâvûd’un ve Meryem oğlu Îsâ’nın dilinden lanetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir.
Şayet Allah’a, Nebi’ye ve ona indirilene inanmış olsalardı onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu fasıktır.
Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunların sırtlarına ve bağırsaklarına yapışan, kemiğe karışan dışındaki iç yağları da haram kıldık. Onları taşkınlıklarından ötürü böyle cezalandırdık. Şüphesiz ki biz, doğru sözlülerdeniz.
Şayet seni yalanlayacak olurlarsa de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. O’nun azabı, suçlu günahkâr topluluktan geri çevrilmez.”
Şüphesiz ki buzağıyı (ilah) edinenlere Rabblerinden bir gazap ve dünya hayatında zillet erişecektir. Biz (şirk koşarak Allah’a) iftira edenleri böyle cezalandırırız işte!
Mûsâ, tayin edilen randevu için kavminden yetmiş kişiyi seçmişti. (“Allah’ı açıktan görmeden iman etmeyiz.” sözlerine ceza olarak) onları şiddetli bir sarsıntı yakalayınca demişti ki: “Rabbim! Dileseydin bundan önce bunları da beni de helak ederdin. İçimizdeki sefihlerin/kıt akıllıların yaptığından dolayı bizi helak mı edeceksin? O, senin sınamandan başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırır, dilediğini de hidayet edersin. Sen, bizim velimizsin/dostumuzsun. Bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın.”
Onlara, “Bu beldeye yerleşin, orada dilediğiniz yerden yiyin. ‘Hıttatun/Günahlarımızı dök.’ deyin. Kapıdan secde ederek girin ki biz de hatalarınızı bağışlayalım. Muhsinlere/Kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlara (ihsanlarımızı) arttıracağız.” denildi.
(Ancak) onlardan zalim olanlar, kendilerine söylenen sözü başkasıyla (“Günahlarımızı dök.” anlamındaki “Hıttatun.” kelimesini “buğday” anlamına gelen “hıntatun” ile) değiştirdiler. Biz de zulümlerine karşılık gökten bir azap saldık üzerlerine.
Onlara deniz kıyısındaki (o sahil) kasabasının durumunu da sor. Hani onlar Cumartesi Günü’nde (Avlanma Yasağı’nı çiğneyerek) haddi aşmışlardı. Cumartesi Yasağı’na uyduklarında balıklar her taraftan akın ediyordu. Yasağa uymadıklarında ise gelmiyordu. İşte biz, fasıklıkları nedeniyle onları böyle imtihan ediyorduk.
Onlardan bir topluluk, “Allah’ın helak edeceği ya da çetin bir azaba çarptıracağı kimselere ne diye öğüt veriyorsunuz?” dediği zaman, “Rabbinize sunacağımız bir mazeretimiz olsun ve umulur ki korkup sakınırlar.” demişlerdi.
Kendilerine hatırlatılanı unuttukları vakit, kötülükten alıkoyanları kurtarmış, zalimleri ise fasıklıkları sebebiyle zorlu bir azapla yakalayıvermiştik.
Yasaklandıkları şeyi yapmakta diretince, “Alçak/Aşağılık maymunlar olun!” demiştik.
O zaman Rabbin, kıyamete kadar onlara işkencenin en kötüsünü reva görecek birilerini göndereceğini/musallat edeceğini bildirdi. Şüphesiz ki Rabbinin cezalandırması pek çabuktur. Şüphesiz ki O, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr ve (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.
Onları yeryüzünde topluluklar hâlinde böldük. İçlerinde salih kimseler olduğu gibi böyle olmayanlar da vardır. (Takva ve salihliğe) dönerler diye onları iyilik ve kötülükle imtihan ettik.
Sonra onların yerine Kitab’a da mirasçı olan bir topluluk geçti. Dünya malının değersiz olanını alıyor ve “(Ne de olsa) günahlarımız bağışlanacak.” diyorlardı. (Güya tevbe etmelerine rağmen) değersiz bir dünya malı geldiğinde yine onu alıyorlar. Oysa Allah’a karşı yalnızca hak olanı söyleyeceklerine dair onlardan Kitap sözü alınmamış mıydı? Kitab’ın içindekileri de sürekli okuyanlardı hâlbuki. Ahiret yurdu korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz?
(Hatırlayın!) Hani bir zamanlar (Tûr) Dağı’nı bir gölgelik gibi tepelerinde yükseltmiştik de onun tepelerine düşeceğini sanmışlardı. (O sırada onlara şöyle öğüt vermiştik:) “Size verdiğimize kuvvetle yapışın ve içindekileri hatırlayın ki korkup sakınasınız.”
Onlara, ayetlerimizi verdiğimiz kişinin durumunu anlat. O, ayetlerimizden sıyrılmış, (derken) şeytan onu kendisine uydurmuş ve (bütün bunların neticesinde) azgınlardan olmuştu.
Şayet biz isteseydik onu (kendisine verdiğimiz ilim ve deliller sayesinde) yüceltirdik. Fakat o, dünyaya meyletti ve hevasına/arzusuna uydu. Onun misali, üzerine gitsen de dili dışarıda soluyan, kendi hâline terk etsen de dili dışarıda soluyan köpek gibidir. Bu, ayetlerimizi yalanlayan topluluğun misalidir. İyice düşünsünler diye kıssaları anlat.
Ayetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendilerine zulmetmekte olanların misali ne kötüdür!
Allah kimi hidayet ederse o, hidayeti bulmuştur. Kimi de saptırırsa bunlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
Yahudilere, daha önce sana anlattığımız şeyleri haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmetmekteydiler.
Kitap’ta İsrâîloğullarına şu hükmü de verdik: Hiç şüphesiz, yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve büyük bir kibirle azgınlaşacaksınız.
İki vaadden biri olan (ilk bozgunculuk zamanı) geldiğinde, üzerinize çok güçlü kullarımızı göndeririz. İnlerinize kadar girip sizi yoklarlar. Bu, mutlaka olacak bir şeydi.
Sonra (bu kullarımıza karşı) tekrardan size üstünlük verdik/veririz. Sizi mallar ve evlatlarla destekledik ve sayı bakımından sizi fazlalaştırdık.
Şayet (bu güç ve imkânı hayra kullanarak) iyilik yaparsanız, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük yaparsanız da kendinize zarar vermiş olursunuz. Diğer (ikinci) vaat geldiğinde, yüzlerinizi kötü hâle getirsinler, ilkinde olduğu gibi mescide girsinler ve ele geçirdikleri alanları yerle bir etsinler (diye üzerinize güçlü kullarımızı göndeririz).
Umulur ki Rabbiniz, size merhamet eder. Şayet (bozgunculuğa) dönerseniz, biz de (güçlü kullarımızı üzerinize göndermeye) döneriz. Biz, cehennemi kâfirler için hapishane/zindan kılmışızdır.
“Kavmini bırakıp aceleyle (bize gelmenin) nedeni nedir ey Mûsâ?”
Demişti ki: “Onlar benim peşimde (onları bıraktığım hâl üzereler). Rabbim sana aceleyle geldim ki benden razı olasın.”
Buyurmuştu ki: “Şüphesiz ki biz, senden sonra kavmini (dinlerinde) imtihan ettik ve Samiri onları saptırdı.”
Mûsâ öfkeli ve üzgün bir hâlde kavmine dönmüş ve “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel vaadde bulunmadı mı? Ne o, yoksa size verilen süre uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizin gazabı size vacip olsun istediniz de ondan mı bana verdiğiniz sözden döndünüz?”
Dediler ki: “Sana verdiğimiz sözden irademizle dönmedik. Biz (Firavun ve kavminin) ziynet eşyalarını yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık, aynı şekilde Samiri de attı.”
Onlara buzağı suretinde böğüren bir heykel çıkarmış ve “İşte sizin de Mûsâ’nın da ilahı budur. Fakat (Mûsâ) unuttu.” demişti.
Ona (bir şey dediklerinde) kendilerine cevap vermediğini, onlar için bir fayda sağlamadığını ve zararı da defedemediğini görmüyorlar mı?
Andolsun ki daha önce Hârûn şöyle demişti: “Kavmim! Siz ancak bununla fitneye düşürüldünüz. Şüphesiz ki sizin Rabbiniz Er-Rahmân’dır. Bana uyun ve emrime itaat edin.”
Demişlerdi ki: “Mûsâ geri dönünceye kadar, onun başında beklemeye devam edeceğiz.”
Demişti ki: “Ey Hârûn! Onların saptığını gördüğün hâlde, seni (bir şeyler yapmaktan) alıkoyan nedir?”
“Niye peşimden gelmedin? Yoksa emrime karşı mı geldin?”
(Hârûn:) “Ey anamın oğlu! Sakalımı saçımı çekiştirme! ‘İsrâîloğullarını böldün, sözümü dinlemedin.’ demenden korktum.” demişti.
Dedi ki: “Senin durumun nedir/Neden böyle bir şey yaptın ey Samiri?”
Dedi ki: “Onların görmediğini gördüm. Elçinin/Meleğin izinden bir avuç aldım ve attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”
Dedi ki: “Haydi git/Defol! Sen hayat boyunca ‘La misas! (Kimse bana dokunmasın, ben de kimseye dokunmayayım.)’ diyeceksin. Ve senin asla şaşmayacak (helak olacağın) bir zamanın vardır. Şimdi de sürekli başında beklediğin ilahına bak! Andolsun ki onu yakacak, sonra da (küllerini) denize savuracağız.”
Şayet seni yalanlıyorlarsa hiç şüphesiz, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd Kavimleri de yalanlamışlardı.
İbrâhîm ve Lût’un kavmi de…
Medyen halkı da… Mûsâ da yalanlanmıştı. Kâfirlere mühlet vermiş sonra da onları (azapla) yakalayıvermiştim. Nasılmış (onların yalanlamalarını) inkâr edişim?
(Hatırlayın!) Hani Mûsâ kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Benim, Allah tarafından size (gönderilen) bir resûl olduğumu bildiğiniz hâlde, niye bana eziyet ediyorsunuz?” Onlar sapınca, Allah da kalplerini saptırdı. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet etmez.