Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali

Ana SayfaSurelerFihristTefsirKur'an DinleYer İmleriNotlar
Giriş Yap
Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali ile Kur'ân'ı Oku, Anla ve Yaşa.

Bizi Takip Edin

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Sureler
  • Kur'an Dinle
  • Tefsir Kitapları
  • Fihrist
  • Arama

Hesap

  • Giriş Yap
  • Kayıt Ol
  • Profilim
  • Yer İmleri
  • Notlarım

Hakkında

  • Hakkımızda
  • Meal Hakkında
  • Takrizler
  • Nasıl Kullanılır
  • Sık Sorulan Sorular
  • Geri Bildirim
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Kitap

  • PDF İndir
  • Sipariş Ver

Mobil Uygulama

Google Play'denİndir
App Store'danİndir
Mobil uygulama hakkında daha fazla →

© Tevhid Meali. Tüm hakları saklıdır.

Gizlilik•Kullanım Şartları•İletişim
Mumtehine 8
Mumtehine 10
Mumtehine Suresine Dön

Mumtehine الممتحنة

9. Ayet
9Mumtehine
اِنَّمَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلٰٓى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Allah, ancak dininizden ötürü sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş olanları dost edinmenizi yasaklar. Kim de onları veli/dost edinirse işte bunlar, zalimlerin ta kendileridir.
Dipnot

Müşrik oldukları için sevmediğimiz ve berî olduğumuz kâfirler, bizimle inancımızdan dolayı savaşmaz, bizi yurdumuzdan çıkarmaz ya da çıkaranlara yardımcı olmazsa onlara iyilik yapabilir, sosyal anlamda bir diyalog geliştirebiliriz. Allah Resûlü (sav) böyle müşriklere hediye verir, hediye alır, hasta ziyaretinde bulunur, misafirlik davetlerini kabul ederdi.

Tefsir

Tefhîmü'l-Kur'ân

9- Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalim olanların ta kendileridir.(13) AÇIKLAMA 8. Müminlerin, kafirler için fitne (imtihan) kılınması, birkaç şekilde olabilir ve her müminin bundan sakınması gerekir. Bu, kafirlerin müminleri yendikten sonra, hak üzerinde oldukları için müminleri mağlup ettiklerini sanmaları ve "Eğer bunlar (müminler) Allah yolunda olsalardı, biz onları yenemezdik" demeleri şeklinde olabilir. Müminlerin kafirler için imtihan konusu olmalarının bir şekli böyledir. Başka bir şekli ise, kafirlerin aşırı bir baskı ve zulüm uygulamaları sonucunda, Müslümanların din ve ahlakları konusunda onlarla anlaşma yapıp taviz vermek zorunda kalmalarıdır. Böyle bir durum, diğer insanlar için alay olurken, kafirlere de dini ve müminleri zelil etmeye vesile çıkar. Üçüncü bir şekilde şöyle olabilir: "Hak dinin temsilcileri, yüce bir dâvânın elemanları olmalarına rağmen, içinde bulundukları makama yakışmayacak bir şekilde, ahlakî vasıf ve faziletlerden mahrum olurlarsa ve cahiliyye toplumunda yaygın olduğu gibi, diğer insanların düştükleri ahlakî zaaflara düşerlerse, kafirlere fırsat verilmiş olacak ve onlar, "Bu kimselerin ne özellikleri var ki bizden daha şerefli kabul edilsinler" diyebileceklerdir. (İzah için bkz. Yunus an: 83) 9. Yani, Allah'ın huzurunda bulunacağımız gün, O'nun bize lutfedeceğini ve bizi bağışlayacağını ümit ediyoruz. 10. Yani, Allah'ın, bir yandan din davasını öne sürüp, diğer yandan din düşmanlarıyla dostluk edenlerin imanına ihtiyacı yoktur. Allah onlardan müstağnidir. Onların, kendi uluhiyyetini kabul edip-etmemesine muhtaç değildir. O her zaman kendisine hamd edilendir. O'nun hamid sıfatı, bir başkasının kendisine hamdetmesine bağlı değildir. Bir kimsenin Allah'a iman etmesinin, Allah'a bir yararı yoktur, onun imanı sadece kendi menfaati icabıdır. Onlara, Hz. İbrahim ve beraberindekiler gibi, Allah düşmanlarıyla ilişkilerini koparmadıkça, imanları bir yarar sağlamayacaktır. 11. Yukarıdaki ayetlerde, Müslümanlara kendi kafir akrabalarıyla ilişkilerini kesmeleri için telkinde bulunulmuştur. Bu telkine, samimi Müslümanlar hiç tereddütsüz tabi olmuştur. Ancak Allah Teâlâ, anne, baba, kardeş ve akrabalarla ilgiyi kesmenin ne kadar güç olduğunu ve bu tavrın müminlere ne kadar ağır geldiğini biliyordu. Bu yüzden Allah onlara, akrabalarının da Müslüman olacağını ve bugünkü düşmanlığın yarın sevgiye dönüşeceğini müjdeliyerek teselli verdi. Bu ayet nazil olduğunda hiçkimse, bu işin nasıl olacağını düşünemiyordu bile. Ancak bu ayetin nüzulünden daha birkaç hafta bile geçmeden Mekke fetholunmuş, Kureyşliler bölük bölük İslâm'a girmişlerdi. Böylece Müslümanlar da kendilerine verilen ümidin nasıl gerçekleştiğine bizzat şahit olmuşlardı. 12. Bu noktada, "Düşmanca bir tavır takınmayan kafirlere adaletli davranmak elbette makuldür ama sadece onlara mı adaletli davranılacaktır? Diğer kafirlere adaletsizce davranılabilir mi?" gibi sorular bazılarımızın zihnini karıştırabilir. Ancak ayetin siyak ve sibakından da anlaşılacağı üzere, "adalet" kavramı burada özel bir anlam içinde kullanılmıştır. Yani, "Şayet bir kimse size düşmanlık yapmıyorsa, sizin de ona karşı düşmanlık yapmamanız adaletin gereğidir. Düşmanlık yapan ile yapmayanın aynı kefeye konması adaletsizliktir. Size sırf Müslüman olduğunuz için zulmeden, ülkenizi terketmenize neden olan ve daha sonra bile peşinizi bırakmıyan kimselere gelince, onlara karşı şiddetli (sert) bir tavır takınmak sizin hakkınızdır. Ancak size zulmetmemiş olan kafirlerin -ki sizlerin yakın akrabalarıdır- üzerinizde hakları varsa, onlara hakkını eksiksiz ödeyin ve iyilikte bulunun. 13. Önceki ayetlerde kafirlerle ilişkinin kesilmesi emrediliyordu. Ancak bundan kafirler ile her türlü münasebetin koparılması gerektiği gibi yanlış bir anlam çıkabileceğinden, bu ayetlerde onlarla ilişkiyi kesmenin sebebinin kafir olmaları değil, müminlere zulüm ve şiddet uygulamaları olduğu tasrih edilmektedir. Bu bakımdan Müslümanlar, kendilerine karşı düşmanca bir tutum izleyen kafirlerle, izlemeyenlerin arasını ayırmalıdırlar. Müslümanlara bir kötülük yapmamış olan kafirlere iyi davranmak gerekir. Nitekim bunun en güzel açıklaması, Hz. Esma binti Ebu Bekir ile kafir annesi arasındaki olaydır. Hz. Ebu Bekir'in hanımlarından Kuteyle binti Abdüluzza kafirdi ve kocasının hicret etmesinden sonra bile Mekke'de kalmayı tercih etmişti. Hz. Esma ise onun kızıdır. Hudeybiye Antlaşması'ndan sonra Mekke ile Medine arasında gidiş gelişin başlaması üzerine, o da kızını görmek için Medine'ye gelerek, ona birtakım hediyeler getirir. Hz. Esma'nın rivayet ettiğine göre, kendisi Hz. Peygamber'e (s.a) "Annem ile görüşeyim mi" diye sorar ve Hz. Peygamber'de (s.a) kendisine "Evet, ona iyi davran" diye cevap verir. (Müsned-i Ahmed, Müslim, Buharî) Hz. Esma'nın oğlu Abdullah bin Zübeyr bu olayı daha ayrıntılı bir şekilde şöyle anlatır: "Annem (Hz. Esma) annesiyle önce görüşmek istememişti ama daha sonra Hz. Peygamber'in (s.a) izin vermesi üzerine onunla görüştü." (Müsned-i Ahmed, İbn Cerir, İbn Ebi Hatim) Bu olaydan, bir Müslümanın kafir olan anne ve babasına hizmette bulunmasının, kardeşlerine ve akrabalarına yardım etmesinin İslâm düşmanı olmamaları şartıyla caiz olduğu anlaşılmaktadır. Hatta bir Müslüman, Zimmî fakirlere de sadaka verebilir. (Ahkam-ul Kur'an, El-Cassas)
Önceki AyetMumtehine 8
Sonraki AyetMumtehine 10
Önceki sayfaya gitmek için sağa kaydırın: Mumtehine 8Sonraki sayfaya gitmek için sola kaydırın: Mumtehine 10