Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali

Ana SayfaSurelerFihristTefsirKur'an DinleYer İmleriNotlar
Giriş Yap
Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali ile Kur'ân'ı Oku, Anla ve Yaşa.

Bizi Takip Edin

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Sureler
  • Kur'an Dinle
  • Tefsir Kitapları
  • Fihrist
  • Arama

Hesap

  • Giriş Yap
  • Kayıt Ol
  • Profilim
  • Yer İmleri
  • Notlarım

Hakkında

  • Hakkımızda
  • Meal Hakkında
  • Takrizler
  • Nasıl Kullanılır
  • Sık Sorulan Sorular
  • Geri Bildirim
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Kitap

  • PDF İndir
  • Sipariş Ver

Mobil Uygulama

Google Play'denİndir
App Store'danİndir
Mobil uygulama hakkında daha fazla →

© Tevhid Meali. Tüm hakları saklıdır.

Gizlilik•Kullanım Şartları•İletişim
Munâfikûn 2
Munâfikûn 4
Munâfikûn Suresine Dön

Munâfikûn المنافقون

3. Ayet
3Munâfikûn
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
Bu, onların iman edip sonra kâfir olmaları nedeniyledir. Onların kalpleri mühürlendi, onlar anlamazlar.

Tefsir

Tefhîmü'l-Kur'ân

3- Bu, onların iman etmeleri sonra küfretmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerine damga vurulmuştur, artık onlar kavrayamazlar.(4) AÇIKLAMA 2. Yani mümin olduklarına yemin ediyorlar ve Müslümanlar öfkelenerek kendilerine düşman muamelesi yapmasınlar diye bu yeminlerini kendilerine kalkan olarak kullanıyorlar. Burada kullanılan "Yemin" ile, münafıkların mümin olduklarını gösterme amacıyla ettikleri yemin kastolunuyor. Yanısıra bu yemin, onların münafıklık yaparlarken yakalandıklarında, bunu nifak olsun diye yapmadıklarına Müslümanları inandırmak için ettikleri yemin de olabilir. Yine Abdullah İbn Ubey'in, Zeyd bin Erkam'ın sözlerini yalanlamak için yapmış olduğu yemin de olabilir bu. Ayrıca zikrettiğim bu tüm ihtimallerin yanısıra, Allah Teâlâ, "şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın Rasulüdür" sözünü de yemin olarak kabul etmiş olabilir. Bu son ihtimalden ötürü, bir husus üzerine şehadet eden kimsenin, şehadeti yemin olarak kabul edilebilir mi, edilemez mi şeklinde fakihler arasında tartışma çıkmıştır. İmam Ebu Hanife ve onun İmam Zufer dışındaki talebeleri, Süfyan Sevri, İmam Evzai, bu şehadeti şer'i istilahtaki yemin olarak anlamışlardır. Ancak İmam Züfer aksi kanaattedir. İmam Malik'ten birincisi bunun mutlak yemin olduğu şeklinde, diğeri şehadet edilirken yemin niyeti varsa yemin, yoksa şehadettir; yahut Allah'ı şahit tutarak şehadet etmişse yemin, değilse yine şehadettir, şeklinde iki görüş rivayet edilmiştir. İmam Şafii ise, "bir kimse Allah'ı şahit tutarak şehadet ederse, bu şehadeti yemin olarak addedilir. Ancak o kimsenin niyetinin de yemin etmek olması şartıyla," demektedir. (Ahkamu'l-Kur'an, El-Cassas; Ahkamu'l-Kur'an, İbnu'l-Arabi) 3. "Fesaddu an sebilillah" iki anlama da gelebilir. Birincisi, "Onlar kendi nefislerini Allah yolundan alıkoyarlar"; İkincisi, "Onlar başkalarını Allah yolundan alıkoyarlar." Biz tercümemizde bu iki anlamı da gösterdik. Birinci anlamıyla; onlar bu tür yeminler yoluyla, Müslüman toplum içinde yerlerini korumak istiyorlar ve böylece iman ettiklerini iddia etmelerine rağmen imanın mükellefiyetlerini yerine getirmek ve Allah'a ve Rasulü'ne itatten kaçınmak için, bu yeminleri kendilerine kolaylık sağlıyordu. İkinci anlamıyla; onlar bu tür yeminler arkasında gizlenmek suretiyle, İslâm toplumu içinde fesad yayabiliyor ve Müslümanların sırlarını düşmanlara aktarabiliyorlardı. Ayrıca, bir yandan henüz İslâm'ı kabul etmemiş olan kimselere yanlış bilgiler vererek bu kimselerin İslâm'a girmelerini engellerken diğer yandan yeminlerini sıradan Müslümanlar arasında şüphe sokmak için bir vasıta olarak kullanıyorlardı. Bu bakımdan, bunu ancak kendilerini Müslüman saflarda bir Müslümanmış gibi göstererek yapabilirler, asıl kimliklerini açığa vurarak yapamazlardı. 4. "Onlar inandılar" yani iman iddiasında bulunarak Müslümanların içine girdiler. "Sonra inkar ettiler"; Kalpten inanmayıp, eski küfürlerinde devam etmekle birlikte, zahiren inandıklarını söylediler. Yani onlar iyice düşünerek ve planlı bir şekilde davranarak açıkça İslâm'a girmemişler ve aynı zamanda açıkça küfür yolunu da tutmamışlardır. Ve böylece münafıkça bir tavır izlemeleri dolayısıyla da, Allah onların kalplerini mühürlemiş, onlara sadık bir Müslüman, şerefli bir insan olmayı nasip etmemiştir. Onlarda da hakikati kavrama yeteneği kalmayıp, ahlaki duyguları tamamen silinmiştir. Çünkü böyle bir yolda yürüdükleri, yani gece gündüz sözleri ve davranışları arasında çelişkilerle yaşadıkları için, bu değerlerinden mahrum olmuşlar ve bu zilleti kendileri tercih etmişlerdir. Bu ayet, Allah'ın kalpleri mühürleme hususunda inzal ettiği birçok ayetten birisidir. Onlar mecburen münafık olmuş da değildir. Gerçekte, onlar mümin olduklarını söylemelerine rağmen, küfür yolunda ısrar etmiş ve bu yüzden de Allah'ın kalplerini mühürlemiş olduğu kimselerdendir. Çünkü onlar kendileri için münafıklığı tercih etmiş ve Allah da onlara bu ahlâki rezilliği nasip etmiştir.
Önceki AyetMunâfikûn 2
Sonraki AyetMunâfikûn 4
Önceki sayfaya gitmek için sağa kaydırın: Munâfikûn 2Sonraki sayfaya gitmek için sola kaydırın: Munâfikûn 4