Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali

Ana SayfaSurelerFihristTefsirKur'an DinleYer İmleriNotlar
Giriş Yap
Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali ile Kur'ân'ı Oku, Anla ve Yaşa.

Bizi Takip Edin

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Sureler
  • Kur'an Dinle
  • Tefsir Kitapları
  • Fihrist
  • Arama

Hesap

  • Giriş Yap
  • Kayıt Ol
  • Profilim
  • Yer İmleri
  • Notlarım

Hakkında

  • Hakkımızda
  • Meal Hakkında
  • Takrizler
  • Nasıl Kullanılır
  • Sık Sorulan Sorular
  • Geri Bildirim
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Kitap

  • PDF İndir
  • Sipariş Ver

Mobil Uygulama

Google Play'denİndir
App Store'danİndir
Mobil uygulama hakkında daha fazla →

© Tevhid Meali. Tüm hakları saklıdır.

Gizlilik•Kullanım Şartları•İletişim
Necm 34
Necm 36
Necm Suresine Dön

Necm النجم

35. Ayet
35Necm
اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى
Yoksa gaybın ilmi yanındadır da, o mu (gerçekleri) görüyor?

Tefsir

Tefhîmü'l-Kur'ân

35- Gaybın ilmi onun yanındadır da o mu görüyor?(35) AÇIKLAMA 23. Yani, onların "melekler Allah'ın kızlarıdır" şeklindeki inançları hiçbir bilgiye dayanmaz. Onlarınki sadece zandır. İşte onlar bu zan ve vehim ile hareket ederek, meleklere tapmakta, kurban kesmekte ve onlara yalvarıp yakarmaktadırlar. 24. 'Zikr' birkaç anlama gelebilir. a) Kur'an okumak, b) Nasihat, öğüt, c) Allah'ın adının anılması. Yani onlar, Allah'ın adının bile anılmasını istemezler. 25. Yani, dünyanın zevk ve sefasından başka birşey düşünmeyen bir adamdan hayır gelmez. Dolayısıyla sen bu kimselerle uğraşarak vaktini boşuna harcama. Böylesine Allah'tan uzak olanlarla uğraşacağına, Allah'ın zikrini dinlemek isteyenlerle ilgilen. 26. Bu ara cümlesiyle, bir önceki ayet açıklanıyor. 27. Yani, bu maddi dünyadan başka birşey ile ilgilenmediklerinden onlarla uğraşmaya bile değmez. 28. Yani, kimin doğru yolda (hidayet üzere) olduğunu, kimin yanlış yolda (dalâlette) olduğunu ancak Allah bilir. Çünkü her şeyi bilen sadece O'dur. Dolayısıyla seni dalâlet içinde olmakla suçlamaları sonucu değiştirmez. Şayet kendileri dalâlette olmakta ısrar ederlerse, bu onların bileceği bir iştir. Sen onlarla tartışarak vaktini ziyan etme ve tebliğ çalışmalarını sürdür. Kimin Hak üzerinde, kimin bâtıl üzerinde olduğuna ancak Allah karar verecektir. 29. Burada ara cümlesiyle yapılan açıklamadan sonra, konu hiç kesilmeden devam etmektedir adeta. "Onları kendi haline bırakın, Allah onlara yaptıklarının karşılığını verecektir." 30. İzah için bkz. Nisa an: 53 31. İzah çin bkz. En'am an: 130, Nahl an: 89. 32. "İllallahümme", az miktarda, hafif tesir ve bir şeyin yanında az bir zaman durmak, anlamlarına gelir. Örneğin, "ellememe bi'l-mekan" (o bir mekanda biraz durdu) , "ellememe bi't-taam' (o azıcık yedi) , "bihi lememun" (aklen biraz dengesiz) . Dolayısıyla bu kelime, kişinin bir fiili yapmamakla birlikte yapacak noktaya kadar gelmesini ifade eder. Ferra, şöyle bir cümleyi bedevilerden duyduğunu nakleder: "Darebe ma lememe'l-katlu" (öyle vurdu ki az kalsın ölecekti) . Yani, o şahıs bu fiili az kalsın yapacaktı. Müfessirler bu ifadeyi küçük günah olarak anlamışlardır. Bazıları, bir kimsenin büyük günahları işleyecek noktaya gelmiş olmasına rağmen bu cürümü işlememiş olması ya da son safhayı gerçekleştirmemesi şeklinde yorumlarlar. Bazıları, az bir zaman günah işleyen kimsenin sonradan günahlarından vazgeçmesi anlamına geldiğini söylerler. Bazıları ise günah işlemeyi düşünüp yapmak niyetinde olan kimsenin, bu cürümü fiilen yapmaması şeklinde anlaşılabileceği kanatindedirler. Bu ifade üzerinde sahabe ve tabiundan bazı rivayetleri nakletmeyi uygun bulduk. Zeyd b. Eslem ve İbn Zeyd, İbn Abbas'ın bu ifadeyi "Kişinin İslâm'a girmeden önce işlediği günahlar" anlamında yorumladığını naklederler. İbn Abbas'ın yukarıda zikrettiğimiz görüşü ile, "bu kişinin bir fuhuş veya büyük günah işledikten sonra hemen tövbe etmesi (vazgeçmesi) dir." şeklindeki diğer bir görüşü, Ebu Hureyre, Abdullah bin Amr bin el-As, Mücahid, Hasan Basri ve Ebu Salih'den de rivayet edilmiştir. İbn Mes'ud, Mesruk ve Şa'bi ile ayrıca Ebu Hüreyre ve İbn Abbas'dan güvenilir senetlerle, bu ifadenin "Bir kimsenin büyük günah işlemeye yaklaşması, hatta ilk safhayı geçtikten sonra hemen vazgeçmiş olması" anlamına geldiği rivayet edilir. Sözgelimi bir şahsın hırsızlık yapmak niyetiyle yola çıkıp sonra vazgeçmesi veya bir kadına yaklaşıp, sonra zina etmekten kaçınması gibi. Abdullah b. Zübeyr, İkrime ve Dahhak, "Bu ifade ile kendisi hakkında dünyada bir müeyyide tayin edilmemiş ve ahirette de karşılığında ceza verileceği haberi bulunmayan küçük günahların kastolunduğunu" söylerler. Said b. Müseyyeb, bu ifadenin, "fiilen işlenmeyen kötü düşünceler" anlamına geldiğini söyler. Yukarıda, sahabe ve tabiun tarafından yapılmış çeşitli yorumları naklettik. Nitekim ulemanın ve fakihlerin çoğunluğu da aynı görüştedirler. Nisa Suresi'nin 31. ayetinde, günahlar açık bir şekilde ikiye ayrılmıştır. Kebair (büyük günahlar) , Seğair (küçük günahlar) . Sözkonusu ayet, fuhuş ve büyük günahlardan sakınanların, küçük günahlarının affolunacağını bildirerek, insanlara ümit vermektedir. Fakat buna rağmen bazı alimler, hiç bir günahın küçük olamayacağını söylemişlerdir. Çünkü onlara göre, Allah indinde masiyet kendi başına büyük bir günah demektir. Ancak İmam Gazzali, "Kebair (büyük günah) ve Seğair (küçük günah) arasında fark vardır ve bu gerçeği reddetmek mümkün değildir. Çünkü dinin ana kaynaklarında bu fark açıkça belirtilmiştir.' demektedir. Büyük ve küçük günahlar arasındaki farka gelince, Kur'an ve Sünnet'te açıkça yasaklanan her günahın, büyük günah olduğu kesindir. Ayrıca Allah'ın ve Hz. Peygamber'in (s.a.) had cezası verdiği veya Ahirette karşılık olarak azab haberi bildirdiği ya da mücrimin lanetlendiği her günah, büyük günahtır. Yine Allah'ın mücrimler üzerine azab göndermesine neden olan her suç büyük günahtır. Bunların dışındakiler, küçük günahlar grubuna girer. Büyük günahları işlemeye niyet etmek ve istek duymak da küçük günahtır. Hatta büyük işlememek kaydıyla, başlangıç safhasında olmak dahi küçük günahtır. Ancak, küçük günah işleyen kimse, Allah'a karşı büyüklenir, büyük günah işlemekten çekinmez ve Allah'ın yasalarını dikkate almadığı gibi, bu yasaları hafife alırsa o takdirde sözkonusu afdan yararlanamaz. 33. Allah'ın küçük günahları affetmesinin nedeni, onların günah kabul edilmemesi dolayısıyla değildir. Affedilmelerinin nedeni, Allah Teâlâ'nın kullarına olan rahmetinin geniş olmasındandır. Şayet kullar büyük günahlardan sakınır ve fuhuştan uzak durursa, Allah, engin rahmeti dolayısıyla kullarının küçük günahlarını affeder. 34. Bu ayet, Kureyş'in ileri gelenlerinden Velid b. Muğire'ye işaret etmektedir. İbn Cerir et-Taberi'nin rivayet ettiğine göre bu şahıs, Hz. Peygamber'in (s.a) davetini (İslâm'ı) kabul etmeye meyletmiştir. Onun diğer bir müşrik arkadaşı, bundan haberdar olunca, ona gidip şöyle der: "Duyduğuma göre sen atalarının dinini terk edip, Muhammed'in dinini seçecekmişsin. Sen eğer ahiret azabından çekiniyorsan, bana bir miktar para ver, ben senin yerine ahirette azab çekerim." Velid arkadaşına inanıp İslâm'ı kabul etmekten vazgeçer. Va'd ettiği paranın bir kısmını arkadaşına vermekle birlikte, gerisini ödemez. İşte burada bu olaya işaret edilerek, müşriklerin ahiret hakkında ne kadar saçma inanç ve düşünceler taşıdığı vurgulanmıştır. 35. Yani o, bu davranışının kendisine bir yarar sağlayacağını ya da bu şekilde ahiret azabından kurtulacağını nereden biliyor?
Önceki AyetNecm 34
Sonraki AyetNecm 36
Önceki sayfaya gitmek için sağa kaydırın: Necm 34Sonraki sayfaya gitmek için sola kaydırın: Necm 36