Nûr النور
40. Ayet
اَوْ كَظُلُمَاتٍ ف۪ي بَحْرٍ لُجِّيٍّ يَغْشٰيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِه۪ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِه۪ سَحَابٌۜ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍۜ اِذَٓا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰيهَاۜ وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ۟
Ya da (kâfirin amelinin durumu) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. O (karanlığı), bir dalga örter. O dalgayı (da başka) bir dalga örter. Onun üzerinde de bulutlar vardır. Birbiri üstüne geçmiş (her birinin diğerini örttüğü) karanlıklar… Elini çıkarsa, (karanlığın şiddetinden) neredeyse onu dahi göremeyecek. Kime de Allah bir nur kılmamışsa, onun hiçbir şekilde nuru olmaz.
Dipnot
Birinci örnek, küfre davet eden, batılları için uğraşan ve iyi şeyler yaptıklarını zanneden kâfirler içindir. Kıyamet Günü tüm beklentileri serap misali bir hiç olacaktır. İkinci örnekse liderlerini taklit eden; hakikate karşı kör, sağır, dilsiz olan; hayatları zan, cehalet ve hurafelerin şüphe ve karanlığı içinde geçen insanlar içindir.
Tefsir
Tefhîmü'l-Kur'ân
40- Ya da (küfredenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek.(72) Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.(73) AÇIKLAMA 69. Burada, Allah'ın Mutlak Nuru'nu algılama ve O'nun nimetlerinden faydalanma için gerekli olan nitelikler tanımlanmaktadır. Allah nimetlerini sebepsiz olarak bahşetmez, onları ancak hak edene bahşeder. Alıcının kendisini içten sevdiğini, karşısında huşu ile durduğunu, lütûfunu isteyip gazabından çekindiğini, maddî kazançlar peşinde koşturmadığını ve dünyevî meşguliyetlerine rağmen, kalbini daima zikirle sıcak tuttuğunu gördüğü zaman nimetlerini yayar. Bunları hak eden kişi, alt düzeydeki manevi mertebelerle yetinmez. Rabbinin kendisini götüreceği zirvelere ulaşmaya gayret eder. Bu fani dünyanın değersiz kazançlarına göz dikmez, bunun yerine gözü hep sonsuz ahiret hayatındadır. Bütün bu nitelikler, kişinin Allah'ın Nuru'ndan yararlanıp yararlanamayacağını belirleyen ölçülerdir. Sonra, Allah nimetlerini vermeye razı olduğu zaman, bunları hesapsız verir, eğer kişi bunları bütünüyle alamıyorsa, bu kabının dar oluşundandır. 70. Yani, o dönemde peygamberlerin, şimdi de Hz. Muhammed'in (s.a) getirdiği ilâhî mesajı içtenlikle kabulden kaçındılar. Yalnızca gerçek ve sadık müminlerin Allah'ın Nuru'ndan yararlanabileceğini bu ayetler açıkça göstermektedir. Buna karşılık, burada, Allah'ın Nuru'na ulaşmanın gerçek ve yegâne aracı olan Hz. Peygamber'e (s.a) inanıp itaat etmeyi reddedenler tanımlanmaktadır. 71. Bu benzetme, küfür ve nifaklarına rağmen bazı iyi amellerde bulunan ve daha başka şeylerin yanısıra, peygambere inanıp itaat etmeseler ve gerçek müminlerin niteliklerinden yoksun bulunsalar da, yaptıklarının ahirette kendilerine yararı olacağı umuduyla ahiret hayatına inanan kimselerin durumunu tasvir etmektedidr. Benzetmede, böylelerine gösteriş için yaptıkları faziletli amellerden ahirette yarar ummalarının yalnızca bir hayal olduğu söylenmektedir. Nasıl çölde giden bir yolcu gün ışığında parlayan kumları pınar sanarak, susuzluğunu gidermek için oraya seğirtirse, yaptıkları iyi amellere dayanarak, batıl ümitlerle ölüme doğru yol alanların durumu da böyledir. Ama, seraba koşan susuzluğunu kandıracak bir şey bulamadığı gibi, böylelerinin de ölüm halinde kendilerine yarayacak hiçbir şeyleri olmayacaktır. Buna karşılık, vardıkları yerde Allah'ı bulacaklar. O da gösteriş için yaptıkları bir takım faziletli işlerin yanısıra, küfür, nifak ve kötü amellerinden dolayı kendilerini hesaba çekecek ve onlara tam bir adaletle davranacaktır. 72. Bu benzetme, gösteriş için iyi işlerde bulunanları da içine almak üzere, tüm kâfirlerle münafıkların durumunu tasvir etmektedir. Bu tür kişiler, dünya hayatında halkın en bilgilileri ve öğrenim sahalarının liderleri olsalar da, hayatlarını tam ve mutlak bir cehalet içinde yaşayan bir insan gibidir onlar. Onlar bilginin yalnızca atom bombaları, hidrojen bombaları, süpersonik uçaklar ve aya giden füzeler yapmaktan veya ekonomi, maliye, hukuk ve felsefede seviye kazanmadan ibaret sanırlar. Gerçek bilginin bütünüyle farklı olduğunu ve bu konuda hiçbir fikirlerinin bulunmadığını anlamazlar. İşte böylesi cehaletleri karşısında, ilâhî gerçeği nisbeten tanımış olan bir köylü onlardan daha akıllıdır. 73. Burada, "Allah göklerin ve yerin nurudur"la başlayan bölümün gerçek hedefi açıklanmaktadır. Kâinatta Allah'ın Nuru'ndan başka nur olmadığına ve tüm gerçeklik tezahürleri O'nun Nuru'na bağlı olduğuna göre, Allah'ın nur vermediği kişi nereden nur alabilecektir? Böylesinin bir nur şuası alabileceği başka hiçbir nur kaynağı yoktur.