Nûr النور
64. Ayet
اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قَدْ يَعْلَمُ مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِۜ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ اِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Dikkat edin! Şüphesiz ki göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’a aittir. (O) üzerinde bulunduğunuz şeyi mutlaka bilir. O’na döndürülecekleri gün yaptıklarını kendilerine bildirir. Allah, her şeyi bilendir.
Tefsir
Tefhîmü'l-Kur'ân
64- Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, sizin üzerinde bulunduğunuz şeyi kuşkusuz bilmektedir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yapmakta oldukalarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilendir. AÇIKLAMA 97. Bunlar İslâm toplumunun disiplinini pekiştirmek ve öncekinden daha organize hale getirmek için verilen son talimatlardır. 98. Bu hüküm, Hz. Peygamber'den (s.a) sonra gelen halifeler ve müslümanların diğer rehberlerine karşı da geçerlidir. Müslümanlar, ister savaş ister barışla ilgili olsun, ortak bir amaç için toplanmaya çağrıldıklarında, rehberin izni olmadan dağılmaları caiz değildir. 99. Burada geçerli bir mazeret olmadan izin istemenin mutlak haramlığı konusunda uyarıda bulunulmaktadır. 100. Yani, geçerli bir mazeret durumunda bile izin verip vermemek, Hz. Peygamber'e (s.a) veya Hz. Peygamber'den sonraki halifeye kalmıştır. Eğer o ortak neden ve çıkarı bireyin şahsî mazeretinden daha önemli görürse, izin vermeyebilir ve bir müminin de buna gönülden razı olması gerekir. 101. Burada da bir uyarı vardır: Eğer izin istemede küçük ve gereksiz bir mazeret beyanı, ya da bireysel çıkarı toplumsal çıkarın üstünde tutma sözkonusu olursa, bu da günahtır. Dolayısıyla, Peygamber veya halefi, izin isteyenin bağışlanması için dua etmelidir. 102. "Dua" çağırmak, dua etmek, seslenmek" demektir. Dua'r-Rasul, 'Rasul'ün çağırması veya duası' ya da 'Rasul'ü çağırma' anlamına gelir. Bu nedenle, ayetin hepsi de aynı derecede doğru üç anlamı vardır: a) "Peygamberin çağrısı, halktan birinin çağrısı yerine konulmamalıdır." Çünkü Peygamberin çağrısı gözardı edemeyeceğiniz olağanüstü önemdedir. Eğer O'nun çağrısına cevap vermez veya cevapta tereddüt ederseniz, imanınızı riske sokmuş olursunuz. b) "Peygamberin duasını halktan birinin duası yerine koymayın." Eğer o sizden razı olur ve sizin için dua ederse, sizin için bundan daha büyük bir servet olamaz. Yok sizden razı olmaz ve size lanet ederse o zaman sizin için bundan daha büyük bir iflâs olamaz. c) "Peygamber'e seslenmek, aranızda birinize seslendiğiniz gibi olmamalıdır." Yani, Hz. Peygamber'e, başkalarına isimleriyle seslenip hitap ettiğiniz gibi seslenip hitap edemezsiniz. O'na karşı son derece saygılı olmalısınız, çünkü bu konuda göstereceğiniz en ufak bir umursamazlık, ahirette Allah'ın sorgusunu gerektirecektir. Bu anlamların üçü de metne tamamen uygunsa da, birincisi bundan sonraki konuyla daha yakından bağlantılıdır. 103. Münafıkların bir diğer özelliği de budur. Onlar, ortak bir hedef için toplanmaya çağrıldıklarında, müslümanlar arasında sayılmalarını istemediklerinden çağrıya cevap vermezler. Müslümanların cevap vermesine ise kinle hasedlenirler ve fırsatını bulur bulmaz sıvışıp giderler. 104. İmam Cafer es-Sadık'a göre, "fitne" burada "zalimlerin yönetimi" demektir. Yani müslümanlar, Rasûl'ün hükümlerine itaat etmezlerse, zorbaların hükmü altına düşerler. Bunun yanısıra fitnenin daha başka pek çok şekilleri de olabilir. Sözgelimi, mezhep ayrılıkları, iç savaş, ahlâkî-manevî çöküş, toplum hayatının bozulması, dahilî kaos, siyasî ve maddi gücün çözülmesi, başkalarının emri altına girme vs.... NUR SURESİNİN SONU