Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali

Ana SayfaSurelerFihristTefsirKur'an DinleYer İmleriNotlar
Giriş Yap
Tevhid MealiTevhid Meali

Tevhid Meali ile Kur'ân'ı Oku, Anla ve Yaşa.

Bizi Takip Edin

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Sureler
  • Kur'an Dinle
  • Tefsir Kitapları
  • Fihrist
  • Arama

Hesap

  • Giriş Yap
  • Kayıt Ol
  • Profilim
  • Yer İmleri
  • Notlarım

Hakkında

  • Hakkımızda
  • Meal Hakkında
  • Takrizler
  • Nasıl Kullanılır
  • Sık Sorulan Sorular
  • Geri Bildirim
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Kitap

  • PDF İndir
  • Sipariş Ver

Mobil Uygulama

Google Play'denİndir
App Store'danİndir
Mobil uygulama hakkında daha fazla →

© Tevhid Meali. Tüm hakları saklıdır.

Gizlilik•Kullanım Şartları•İletişim
Şûrâ 25
Şûrâ 27
Şûrâ Suresine Dön

Şûrâ الشورى

26. Ayet
26Şûrâ
وَيَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ
İman edip salih amel işleyenlerin (dualarına) icabet eder, lütuf ve ihsanından onlara arttırarak (verir). Kâfirlere ise çetin bir azap vardır.

Tefsir

Tefhîmü'l-Kur'ân

26- O, iman edip salih amelerde bulunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır. Kâfirlere gelince; onlar için şiddetli bir azap vardır. AÇIKLAMA 40. Bu ifade ile Hz. Peygamber'in (s.a) , insanları Allah'ın azabından korumak için gösterdiği çabaya işaret olunuyor. O peygamber ki, insanlara cenneti müjdeliyor. 41. Yani, "Ben sizden bu yaptıklarım için bir karşılık beklemiyorum. Ben sizden sadece yakınlarıma (kurbâ) sevgi istiyorum." "Kurbâ" (akrabalar ve yakınlar) kelimesi üzerinde müfessirler arasında büyük ihtilaflar vardır. Bir grup müfessir bu ayetten Rasulullah'ın (s.a) Kureyşlilere, "Şayet benim sözlerimi dinlemiyorsanız, hiç olmazsa kabile hatırı için bana diğer Araplar'dan daha fazla düşmanlık göstermeyin" demek istediği şeklinde bir anlam çıkarmaktadır. İbn Abbas'ın, ayeti bu şekilde yorumladığı birçok raviden nakledilmiştir. (İmam Ahmed, Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn Cerir, Taberânî, Beyhakî ve İbn Sad) Aynı yorumu Mücahid, İkrime, Katade, Suddi, Ebu Malik, Abdurrezzak b. Zeyd b. Eslem, Dahhak, Ata b. Dinar ve daha birçok müfessir de yapmıştır. İkinci grup bu ayeti, "Ben sizden hiçbir şey istemiyorum, yeter ki sadece Allah'a yakın olun" Yani, doğru yola gelmeniz benim için yeterli bir karşılıktır. Bu yorum Hasan Basri'den rivayet edilmiştir. Katade'nin bir kavli, bu yorumu doğruladığı gibi, ayrıca Taberanî'nin de İbn Abbas'tan aynı doğrultuda bir rivayeti vardır. Nitekim Kur'an'da konuyla yakından ilgili bir ayet bulunmaktadır: "Ben buna karşılık sizden bir ücret değil, sadece Rabbine doğru bir yol tutmak isteyen kimseler olmanızı istiyorum, de" (Furkan: 57) Üçüncü grup ise, "Kurbâ" kelimesini "akraba" olarak kabul ediyor ve ayeti şu şekilde anlıyorlar. "Ben sizden bir ücret (mükafat) istemiyorum, sizden istediğim sadece akrabalarıma sevgi göstermenizdir." Bu grup içinde bazıları "akrabalar" kelimesiyle, "Abdülmuttaliboğullarının" kastedildiğini söylerken, bazıları da"Hz. Ali, Hz. Fatma ve oğulları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in" kastedildiğini iddia etmektedirler. Bu yorum Said b. Cübeyr ve Ömer b. Şuayb'dan rivayet edildiği gibi ayrıca İbn Abbas'a ve Ali b. Hüseyin'e de (Zeynelabidin) nispet olunmaktadır. Fakat bu yorumun birtakım ciddi nedenler dolayısıyla kabul edilmesi mümkün değildir. Birinci neden, bu sure Mekke'de nazil olduğunda Hz. Ali ve Hz. Fatıma henüz evlenmemişlerdi ve dolayısıyla da çocukları yoktu. Bunun yanısıra Abdulmuttaliboğullarının hepsi müslüman olmadığı gibi içlerinde İslâm'ın çok açık düşmanları vardı. Nitekim Ebu Leheb bu konuda çok net bir örnektir. Diğer bir neden, Hz. Peygamber'in (s.a) akrabaları sadece Abdülmuttalipoğullarından ibaret değildi. Hz. Peygamber (s.a) anne tarafı, baba tarafı ve eşi Hz. Hatice dolayısıyla hemen hemen Kureyş'in hepsiyle akraba idi. Bu insanların ileri gelenlerinden bazıları Rasulullah'ın (s.a) safında bulunurken, bazıları da onun (s.a) en büyük düşmanı idiler. Dolayısıyla hiçbir mantık, Hz. Peygamber'in (s.a) , akrabaları olan Abdülmuttaliboğullarına sevgi gösterilmesi için ricada bulunabileceğini kabul etmez. Üçüncü neden ise çok daha önemlidir. İnsanları Allah'a çağıran ve yüce bir makamda bulunan Hz. Peygamber (s.a) nasıl olur da, sadece kendi akrabaları için kafirlerden sevgi talebinde bulunur? Hiçbir akıl sahibi, Allah'ın, peygamberine kafirlerden böylesine hakir bir talebte bulunması için vahyedebileceğini tasavvur edemez. Kur'an'daki peygamber kıssalarının tümünü incelediğimizde hepsinin de toplumlarını hakka davet ederken tebliğlerine karşılık hiçbir ücret istemediklerini, bilakis ücretlerinin sadece Allah'a ait olduğunu söylediklerini görürüz (Bkz. Yunus: 72, Hud: 29-51, Şuara: 109-127, 145-146, 180) Yasin Suresi'nde bir peygamberin "hak" oluşunun, onun hiçbir çıkar gözetmeyişiyle ölçülebileceği vurgulanmıştır. (Bkz. Yasin: 21) . Yine Hz. Peygamber'e (s.a) Kur'an'da tekrar tekrar şöyle söylemesi emredilmiştir: "Ben sizden hiçbir ücret istemiyorum." (En'am: 90, Yusuf: 104, Müminun: 72, Furkan: 57, Sebe: 47, Sad: 86, Tûr: 40, Kalem: 46.) Artık bu kadar açık delillerden sonra bir peygamberin yaptığı çağrıya karşılık, akrabalarına sevgi isteyebileceğini düşünmek mümkün değildir. Bunun yanısıra, burada muhatabın kafirler olduğunu düşünürsek şayet, sözkonusu "istek" daha anlamsız gelir. Çünkü ayetin siyak ve sibakında, hitab hep kafirlere olduğu için onlardan karşılık beklemenin hiçbir anlamı yoktur. Ayrıca kafirler Hz. Peygamber'in (s.a.) risaletini kabul etmediklerine göre niçin ona mükafat versinler? Üstelik Rasulullah'ı (s.a) itham etme durumunda bulunuyorlarken!... 42. Yani, isyan eden kullarının aksine, Allah'ın, iyilik yapma gayreti içinde olan kullarına davranışı farklıdır: a) Onlar az veya çok iyilik yapmak için ne kadar çaba sarfederlerse, Allah'da onlara daha fazla iyilik nasip eder. b) Onların tüm iyi niyetlerine rağmen, birtakım noksanları olsa bile, Allah onları görmemezlikten gelir. c) Onlar az veya çok sermaye olarak ne kadar iyi amel getirirlerse, Allah onu artırır. 43. Bu cümlede şiddetli bir sitem vardır. Adeta şöyle söylenmektedir: "Ey Nebi! Bunlar o derece küstahlaşmışlardır ki, senin durumunda olan bir insana iftira etmektedirler. Onlar sana iftira atmakla yetinmedikleri gibi, seni bir kitap uydurmakla suçluyor ve böylece Allah'a da iftira atıyorlar." 44. Yani, "Böylesine bir iftirayı sırf kalbleri mühürlendiği için atıyorlar. Şayet Allah dilerse, senin de onlar gibi kalbini mühürleyebilir, ancak seni onlardan ayırması Allah'ın bir lütfudur." Bu ifade ile, Hz. Peygamber'e (s.a) iftira atanlarla gizli bir şekilde alay ediliyor. Yani, "Ey Nebi! Onlar seni kendi seviyelerinde kabul etmektedirler. Kendi çıkarları için nasıl yalan, iftira ve hileye başvuruyorlarsa, senin de onlar gibi kendi çıkarın için bir yalan uydurduğunu ve sonra da Allah'a nispet ettiğini zannediyorlar. Fakat Allah'ın, kafirlerin kalbini mühürlediği gibi senin kalbini mühürlememesi onun bir lütfudur. 45. Yani, kötülüğün daim olmaması ve sonuçta Hakkın galip gelmesi Allah'ın bir sünnetidir. Bu yüzden Ey Nebi! Sen onların yalan ve iftiralarına aldırmadan yapmakta olduğun işe devam et. Sonunda hak yerini bulur. Bu yalan, iftira ve hileler kaybolur gider. 46. Yani, Allah onların sana karşı çıkmalarının ardındaki gerçek niyetlerini iyi bilir. 47. Bir önceki ayetin hemen akabinde "tevbe edilmesi" için çağrıda bulunulmaktadır. Bu usluptan ortaya şöyle bir anlam çıkmaktadır. Yani, "Ey zalimler! Sizler Hak bir Nebi'ye karşı çıkmakla Allah'ın azabına daha çok müstehak olmaktasınız. Fakat şimdi yaptıklarınızdan vazgeçer, tevbe ederseniz eğer, Allah da sizleri affeder. "Tevbe", kişinin yaptığı kötülükten utanması, pişman olması ve yaptığı kötülükten vazgeçerek bir daha yapmamaya karar vermesidir. Ancak yapılan kötülüğü telafi etmeye çalışmak da, samimi bir tevbenin gereğidir. Fakat telafi etmek mümkün değilse, tevbe eden kişi Allah'dan af diler ve ne kadar iyilik yapmak mümkünse o kadar iyilik yapar ve böylece önceden işlediği suçları temizlemeye çalışır. Şayet "tevbe"nin gayesi Allah'ın rızasını kazanmak değilse o, "tevbe" değildir. Çünkü bir kötü işten ve davranıştan vazgeçmek Allah'ın "tevbe" hakkında yaptığı tarife uymaz. Kısaca "tevbe" Allah rızası için kötü bir işi yapmayı terketmektir.
Önceki AyetŞûrâ 25
Sonraki AyetŞûrâ 27
Önceki sayfaya gitmek için sağa kaydırın: Şûrâ 25Sonraki sayfaya gitmek için sola kaydırın: Şûrâ 27