Şûrâ الشورى
48. Ayet
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۜ اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُۜ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَاۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ
Şayet yüz çevirirlerse seni, onların üzerine (amellerini kayıt altına alan bir) gözetleyici kılmadık. Senin vazifen yalnızca tebliğdir. Şüphesiz ki biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımızda bundan dolayı sevinip şımarır. Şayet ellerinin (yapıp) takdim ettiği (ameller) nedeniyle başına bir kötülük gelse şüphesiz ki insan nankörleşiverir.
Tefsir
Tefhîmü'l-Kur'ân
48- Şayet onlar, sırt çevirecek olurlarsa, artık biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz.(74) Sana düşen, yalnızca tebliğdir. Gerçek şu ki, biz insana tarafımızdan bir rahmet taddırdığımız zaman, ona sevinç-duyar. Eğer onlara kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla bir kötülük isabet ederse, bu durumda da insan bir nankör kesiliverir.(75) AÇIKLAMA 71. Korkunç birşeyle karşılaştığında insan, korkudan hemen gözlerini kapatır, fakat yine de kendini bakmaktan alamayarak gözucuyla o şeyin kendisine ne kadar yakın olup olmadığına bakar. Ve sonra yeniden korku ile gözlerini kapatır. İşte cehenneme sevkedilen insanların o anki halleri bu şekilde tasvir edilmiştir. 72. Yani, Allah, azabı onlardan defetmeyecek ve başkalarının da, azabı onlardan def etmeye gücü yetmeyecektir. 73. Burada kullanılan ifadenin orjinali "Vemalekum min nekîr"dir. Bu ifade birkaç anlama gelir. a) Sizler yaptığınız kötülükleri reddedemeyeceksiniz. b) Kimlik değiştirmek suretiyle ortadan kaybolamazsınız. c) Kendinizi karşısında bulduğunuz şeye kızamayacak ve itiraz edemeyeceksiniz. d) Sizin bu durumdan kendinizi kurtarmanıza imkan yoktur. 74. Onları zorla inandırmakla mükellef olmadığın gibi, İslâm'ı kabul etmeyişlerinin nedeni de senden sorulmayacaktır. 75. Burada insan ile Allah'ın kendilerine azıcık bir nimet verdiğinde hemen şımaran ve büyüklenerek hak davete kulak vermeyen kimseler kastolunmaktadır. Onlar biraz güçlükle karşılaşsalar, kısmetlerinin kötülüğünden dem vurup, Allah'ın verdiği diğer nimetleri unuturlar. Zaten onlar tefekkür de etmezler. Ne zenginlik, ne de fakirlik onların hidayeti bulmalarına vesile olmadığı gibi, islah olmaları da mümkün değildir. Bu hitap, her ne kadar yukarıda zikrettiğimiz kimselere hitap ediyorsa da, isim verilmeyerek, genel bir ifadeyle yine genel bir zafiyete değinilmiştir. İşte bu zafiyet onların marazlarının asıl nedenidir. Burada karşımıza, tebliğ yönteminde dikkat etmemiz gereken bir nokta ortaya çıkıyor. Muhatab doğrudan doğruya değil, dolaylı ve genel bir uslup içersinde eleştirilmelidir ki bu, kendisinde zıt duygulara ve inada yol açılmasına neden olmasın. O kimsede birazcık şuur varsa eğer, kendi hatasını anlayacak ve onu düzeltmeye çalışacaktır.