180. “En güzel isimler Allah'ındır. O'na o isimlerle dua edin. O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.” En güzel isimler sadece Allah’ındır. En güzel isimler sadece Allah’a aittir. O halde onlarla Onu çağırın. O isimlerle Rabbinize dua edin. Rabbinizin en güzel isimleriyle Onunla iletişim içine girip Ona seslenin. Rabbinizin en güzel isimlerini çağrıştırarak, Rabbinizin en güzel isimlerinin muhtevalarını hayatınızda canlı tutarak o isimlerin gereklerini yerine getirin. Bu hususu ortaya koyan bir Hadis-i Şerîflerinde Allah’ın Resûlü buyurur ki: “Allah’ın 99 esmâsı vardır, kim onları ıhsa ederse muhakkak cennete girecektir” Evet Rabbimizin bu en güzel isimlerini ıhsa edenin cennete gideceğini anlatıyor Rasulullah. Peki madem ki sonunda cennet var, o halde bu isimleri ihsanın ne demek olduğunu tanımak zorundayız. Ne demektir ıhsa? Ihsa bir şeyi bir şeyin içinden çıkarmak, ayırmak ve saymak demektir. O halde Allah’ın en güzel isimlerini ıhsa onları başkalarından ayırmak, onları Allah’tan başkalarına vermemek onları saymak hayatta onları hatırda canlı tutmak, onların muhtevalarına göre bir hayat yaşamak hâsılı onların hakkını vermek demektir. Evet elbette ki Rabbimizin bu en güzel isimlerini Rabbimizin kendisini bize anlattığı kitabından ve elçisinin sünnetinden öğrenmek zorundayız. Allah kitabında ve elçisinin beyanlarında kendisini bize nasıl tanıtmışsa, hangi isimlerin, hangi sıfatların sahibi olarak bildirmişse Rabbimizi öylece tanıyacak, öylece o simlerin sahibi olarak Ona iman edecek ve bu en güzel isimlerin çağrıştırdığı biçimde kendisine yönelecek, bu isimlerin muhtevalarına uygun bir biçimde kendisine karşı nasıl bir tavır takınmamızı istemişse öylece yapmaya çalışacağız. Bu isimleri bizden nasıl bir kulluk istiyorsa öylece Ona kulluk yapacağız. İşte âyet-i kerîme bizden bunu istiyor. Yâni Rabbimize dua ederken, bir derdimizi, bir sıkıntımızı Rabbimize arz eder ve Ondan yardım talep ederken bu isimlerle çağıracağız, bu en güzel isimlerle Onunla ilgi ve iletişim kurarak Ona iltica edeceğiz. Yâni Rabbimizin bu en güzel isimleriyle tevessül ederek Ona dua edeceğiz. Çünkü bunu bize anlatan, bunu bize tarif ve teşvik eden Rabbimizin bizzat kendisidir. İşte bu âyet-i kerîmesinde Rabbi-miz en güzel isimlerin sadece kendisine ait olduğunu ve bu isimlerle kendisine dua etmemiz gerektiğini anlatıyor. Dikkat ederseniz burada âyet-i kerîmede “El Esmâ’ul Hüsnâ lillahi” denmiyor da “Ve lillah’il esmâ ül Hüsnâ” deniliyor. Bu ifade bu isimlerin, bu en güzel isimlerin sadece Allah’a mahsus olduğunu vurgulamak içindir, Arapça’da kelimenin bu şekilde kullanılmasından anlıyoruz bunu. Anlıyoruz ki bu en güzel isimler sadece Rabbimize aittir. Anlıyoruz ki bu en güzel isimleri açısından kendisine ortak olacak hiç bir varlık yoktur. Bazen Kur’an-ı Kerîm içinde Rabbimizin bu en güzel isimleriyle başka varlıklara da tesmiye olunduğunu, yâni onlara da bu isimlerin verildiğini görüyoruz. Meselâ Rabbimizin Kur’an’daki isimlerinden birisi olan Raûf Rahîm gibi isimlerinin Rasulullah efendimiz için de kullanıldığına şahit oluyoruz. Veya meselâ Allah’ın Hâdî isminin Rasulullah efendimize ve Kur’an’a da verildiğine şahit oluyoruz. Veya meselâ Rasulullah efendimiz için de Kur’an-ı Kerîm için de Azîz isminin kullanıldığın biliyoruz. Ancak bu isimlerin onlar hakkında da kullanılmış olması kesinlikle o varlıkların Allah’a denk oldukları, Allah’a benzer oldukları anlamına gelmez. Yâni ne kitabın ne de Rasulullah efendimizin Allah’ın izzetine benzer bir izzetle aziz olduklarını düşünmemiz caiz değildir. Sadece şu kadarını söyleyebiliyoruz ki Azîz olan ve tümüyle izzet kendisinden olan, izzetin sahibi olan Allah, izzeti peygamberinde yaratmıştır, kitabını izzetinden şereflendirmiştir. Onların izzeti Allah’tandır, ama Rabbimizin izzeti başkalarından değil kendisindendir diyoruz. Evet en güzel isimler sadece Allah’a aittir ve bizler o isimlerle Rabbimize dua edeceğiz. Yâni onunla iletişimimizi bu isimleriyle kuracağız. Yâni dua edeceğimiz konu neyse, hangi konuda ona dua edeceksek o konuyla alâkalı ismini gündeme getirerek, o ismin çağrıştırdığı mânâyı, o ismin istediği tavrı takınarak dua edeceğiz. Eğer isteyeceğimiz konu affımızsa o zaman ya Rahmân, ya Rahîm bizi affe-dip mağfiret buyur diyeceğiz. Eğer ayıplarımızın kusurlarımızın ör-tülmesi konusuysa ya Ğaffar, ya Settar diyerek, eğer konu rızık ko-nusuysa ya Rezzak diyerek, eğer şifa konusuysa ya Şafi diyerek, eğer bir tehlikeden korunma konusuysa ya Hafız gibi isimlerle Rab-bimize dua edip Onu imdadımıza çağıracağız ve de bu konuya etkin ve yetkin sadece Onun olduğuna iman edeceğiz. Yâni bu isimleri konusunda, gökler ve yeryüzünde asla kendisine ortakların olmadığına, benzerlerin olmadığına iman edeceğiz. Bir anlamda Rabbimizi bu isimleriyle tanıyacak ve Ona bu şekilde iman edeceğiz. Sadece Allah’a ait olduğu haber verilen bu isimleri bu sıfatları Allah’tan başkalarına vermeyeceğiz. Allah’tan başkalarını bu isimlerle muttasıf bilerek onlara da dua ederek, onları da çağırarak, çağrıştırarak şirke düşmeyeceğiz. Meselâ âlim sadece Allah’tır. İlim tümüyle Allah’tandır ama ilminden bir kısmını bize açmıştır O Rabbimiz. Kitapları peygamberleri aracılığıyla ilminden bir kısım bize indirmiştir. İşte gerçek âlim olarak Allah’ı bilmeli gerçek ilim olarak Allah bilgisini bilmemiz ve dışındakileri ise zandan ibaret, bâtıldan ibaret bilmeliyiz. İşte Rabbimizin Alîm ismi bizde bunu çağrıştırmalı, Onunla ilişkimizi bu şekilde ayarlamalı, bizim bu konuda böyle bir tavır sergilememizi gerçekleştirmelidir. Yâni ilme ulaşmak, izzet ve şerefe ulaşmak isterken de sadece Ona ve Onun kitabına müracaat biçiminde dua etmeliyiz. Çünkü gerçek ilim sadece Allah’ın ilmidir, gerçek âlim sadece Allah’tır ve ilim sahibi olan kimse de Allah’ın kitabının bilgisine sahip olan kimsedir. Allah’tan başkalarını âlim görmek, ilmi Allah’ın vahyinin dışında aramak, ilim konusunda Allah’tan başkalarını çağırmak ve çağrıştırmak ise şirktir. Evet bu konuda sadece Allah’ı çağıracak, Allah’ı çağrıştıracak ve Allah’a dua edeceğiz. Allah’tan başka âlim, Allah’tan başka Azîz, Allah’tan başkalarında ilim ve izzet aramaya çıkmayacağız. Tüm isimleri böyledir. Allah’tan başka Rab, Allah’tan başka Şafi, Allah’tan başka Hadi, Allah’tan başka Razzak, Allah’tan başka Mâlik, Melik yoktur. Allah’ın kendisine ait en güzel isimlerini öğrenmenin, bu isimlerin istediği biçimde bir tavır sergilemenin, yâni Allah’ı Allah olarak tanıyarak Onunla Onun istediği biçimde bir iletişim kurmanın yolu, Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini tanımadan geçer. Öyleyse bu konularda şirke düşmek, yanlışlara düşmek istemiyorsak sürekli kitap ve sünnetle birlikte olmak zorundayız, bunu hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Allah’ın isimleri konusunda ilhada düşen, sapan, sapıtan kimseleri de bırakıverin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. Evet Allah’ın isimleri konusunda, Allah’ın esmâsı konusunda, Allah’ın sıfatları konusunda ilhada düşen, yâni onları ezen bozan, Allah’ın isim ve sıfatlarını tahrif eden, sadece Allah’a ait olan bu isim ve sıfatları Allah’tan başkalarına da vermeye çalışan ve yeryüzünde Allah isimlerine Allah sıfatlarına haiz bir kısım varlıklar kabul ederek şirke düşen insanları bırakıverin. Onlar bu konuda nasıl bir anlayış içine girerlerse girsinler, nasıl bir tavır sergilerlerse sergilesinler, kendi şirk anlayışlarının ürünü olarak size nasıl bir anlayış sunarlarsa sunsunlar onları terk ederek onların anlayış ve inanışlarını reddedin. Onların şirk anlayışlarının ürünü olan eğitimlerini reddedin kılık-kı-yafet anlayışlarını reddedin, parlamento anlayışlarını reddedin, hukuk anlayışlarını reddedin, ekonomi anlayışlarını reddedin. Çünkü bunların her bireri Allah’ın belli bir ismini nefiy eden şirk anlayışlarından kaynaklanmaktadır ve Rabbimiz onları terk etmemizi bizden istemektedir. Allah’ın esmâsı konusunda ilhada düşenleri terk edin. Onları dinlemeyin, onları kendinize velî ve dost edinmeyin, hayatınızı onların yasalarına bina etmeyin, hayatınızı onlara sormayın, onlarla istişare etmeyin. Tabii bu ifade onlarla görüşmeyin, onlara karışmayın, onları kendi hallerine bırakıverin, onlara din duyurmayın, onlara doğruyu anlatmayın, onların hayatlarını ve inanışlarını sorgulamayın, onları oldukları gibi kabullenin demek değildir. Bütün bunları yapmakla beraber onlarla dostça bir ilişki içine girip hayatınızı onlar kaynaklı düzenlemeyin demektir. Peki acaba Allah’ın isimleri konusunda ilhadı nasıl anlayacağız? Bu gerçekten çok önemli bir konudur üzerinde biraz biraz duralım. Yâni bu insanlar Allah’ın isimleri konusunda acaba nasıl ilhada düşüyorlar? Meselâ az evvel de ifade ettiğimiz gibi Allah kitabında diyor ki her konuda en bilen benim, tek bilen benim, ilim bendendir diyor. Ama kimileri Allah’ın bu ismini nefyederek, bilme konusunda Allah’ı diskalifiye ederek içinde bulunduğumuz Nemrutların, Firavunların, Ebu Cehillerin tekrar hortlatılmaya çalışıldığı bu çağı ilim çağı olarak empoze etmeye, ilim çağı olarak sunmaya çalışıyorlar. Bu çağda artık Allah bilgisine, vahiy bilgisine ihtiyacımız kal-mamıştır, artık o bilgiler eski çağlarda kalmıştır, eskilerde kalmıştır, mazide ve çölde kalmıştır. Artık bugün orta çağa ait bir kısım Allah bilgileriyle, Allah yasalarıyla hayatımızı düzenlememiz mümkün de-ğildir. Çünkü bu devirde onların uygulanmaları da bizim problemle-rimize çözüm getirmeleri de mümkün değildir. Zira çağımız değiş-miştir, çağ ilim çağıdır diyorlar. İşte bu iddia Allah’ın Alîm ism-i şerifi açısından bir ilhaddır bir sapmadır ve şirktir, küfürdür. Çünkü Âlim sadece Allahken, bu isim sadece Allah’a aitken onu Allah’tan nef-yedip başkalarına vermek ilhaddır ve küfürdür. Veya meselâ Allah kitabında diyor ki Rab sadece benim. Kullarımı yaratan, onları doyurup besleyen, görüp gözeten ve onların hayat programlarını belirleme hakkına onların hayatlarına yasa koyma hakkına sahip olan sadece benim. Benden başka Rab, benden başka İlah, Melik ve Mâlik yoktur diyor. Benden başka kullarımın hayatında söz sahibi yoktur. Ama gelin görün ki kimi mülhitler hayır artık devir değişti, bizim hayatımıza karışacak, bizim hayatımıza program yapacak, yasa belirleyecek başka Rablerimiz de vardır. Tamam Allah büyüktür, Allah yücedir, gökleri yaratan odur, bizleri yaratan odur ama hayatımıza karışmaz O Allah. Bize isteklerini arzularını bildirmez O Allah. Bizim hayatımızı kendi yasalarıyla düzenleyeceğimiz başka tanrılarımız var. Bizim hukuk tanrılarımız, eğitim tanrılarımız, kılık-kıyafet tanrılarımız, siyasal tanrılarımız, şifa tanrılarımız var. Onlar bizim işlerimizi düzen-liyorlar. Allah bizim işlerimize karışmamalıdır. Çünkü bizim pis işlerimiz var, mafya işlerimiz var, Allah bu işlere karışmamalı. Şimdi bu Al-lah bizim bu işlerimize karışır ve arzularını bize duyurursa o zaman biz onunkileri mi dinleyeceğiz? Yoksa öteki tanrılarımızın kilerini mi dinleyeceğiz? En iyisi mi hayatımızda böyle bir kaos yaşamaktansa Allah’ınkileri duymamak daha iyidir diyorlar. Onun için Allah’ı ve onun elçilerini dinlememeye çalışıyorlar. Tamam Allah’a da kulluk yapalım ama başka ilahları da dinleyelim diyorlar. Yeri gelince, işleri düşünce, başları daralınca Allah’a kulluk yapıyorlar ama işleri bitince de başka ilahlara kulluk ediyorlar. Toplumun benimsediği, kimsenin ayıplamadığı bir takım kulluk türleri yerine getirilsin ama hayatın tümünü bu kulluk kapsamasın diyorlar. Meselâ Kureyş müşriklerinin yaptığı gibi kendilerine servet sağlayan hac gibi ibadetlere şu anda bizimkilerin de yaptıkları gibi tamam diyorlardı ama hayatlarının geri kalan bölümüne Allah’ı karış-tırmıyorlar. Yâni hayatı parçalıyorlar. Hayatımızın ibadet bölümüne Allah karışsın ama öteki bölümlerine başka Rablerimiz karışsın di-yorlar. İşte bu Cenâb-ı Hakkın Rab ismi, rubûbiyet sıfatı konusunda ilhaddır, küfürdür, şirktir. Allah Azîzdir. İzzet ve şeref sadece Ona aittir ama bugün iz-zeti başkalarında ve başka şeylerde arayan insanlar vardır. Malda, parada, makamda, mansıpta, diplomada, doktorada statüde izzet ve şeref arayanlar vardır. Veya sadece Allah’a ait olan bu izzeti ken-dilerinde görenler vardır. İzzet bizdedir, şeref bizdedir, hâkimiyet bizdedir, bizim istediğimiz biçimde yaşamak zorundasınız, bizim istediğimiz şekilde giyinmek zorundasınız, bizim yasalarımıza itaat etmek zorundasınız, biz olmadan yaşayamazsınız. Bizim dediğimiz gibi olun ki size izzet ve şeref verelim, bizin sözümüzden çıkmayın ki size dereceler verelim diyen insanların bu tavırları da Allah’ın Azîz ismi konusunda bir ilhaddır ve şirktir. Şafi sadece Allah olduğu halde şifa veren biziz diyenler, Razzak sadece Allah olduğu halde rızık dağıtan biziz diyenler, bizim dediklerimizden çıkarsanız maaşlarınızı keseriz, sizi aç bırakırız diyenler, kendilerini hacet kapısı görenler, şu devlet kapısına girmişseniz artık sizin için rızık garantidir diyenler, halbuki herkes için rızkı garanti eden Allah’tır. Yeryüzünde debelenen hareket eden hiç bir canlı varlık yoktur ki onların rızıkları Allah’ın üzerine olmasın. Halbuki rızık başkaları değil sadece Allah kaynaklıdır. Yaratan, yaşatan, hayat veren Allah-tır. Hâlık sadece Allah’tır. Hayat Allah kaynaklıdır, Allah sigortalıdır. Ama birileri gelin hayatınızı sigorta edelim diyorlar ve Allah esmâsı konusunda ilhada gidiyorlar. Allah’tan başka birilerinin insanların ha-yatlarını, hattâ kendi hayatlarını bile sigorta etmeleri mümkün değildir. Allah bu dünyada ne kadar kalmamızı istemişse, ne kadar ömür takdir etmişse ancak o kadar yaşayabiliriz. Kimsenin bunu değiştirmesi mümkün değildir. Hâdî sadece Allah olduğu halde hidâyeti ken-dilerinde görenler hepsi de Allah’ın esmâsı konusunda ilhad içindedirler. Veya Allah Ragıyb’dir. Murakabe ve kontrol edendir. Yâni insanların nerede ve nasıl olduklarını, hangi durumda bulunduklarını bilebilen ve murakabe edebilen sadece Allah’tır. Çünkü O kişiye şah damarından daha yakındır. Siz neredeyseniz O sizinle beraberdir. Allah’ın bu sıfatı, bu ismi konusunda da insanların ilhada düştüklerini görüyoruz. Allah’tan başka; insanların, insanları kontrol ettiklerine, insanların ne yapıp ettiklerine muttali olduklarına inananları görüyoruz. Veya kendilerini murakıp olarak insanlara takdim edenlere şahit oluyoruz. Veya Allah’a ait bu sıfatı K.G.B. ye, Mossad’a veya başkalarına verenler görüyoruz. İnsanların yatak odalarına kadar girip, onların durumlarına muttali olanları duyuyoruz. Halbuki bu sıfatlar sadece Allah’a ait olan sıfatlardır bunu böyle bilmeyenler Allah’ın bu sıfat ve esmâları konusunda ilhada düşmüş insanlardır. Onun içindir ki bizler de ilhada düşmemek için Rabbimizin isimlerini ve sıfatlarını çok iyi bilmek zorundayız. Bunun için de Kur’an’ı ve sünneti çok iyi tanımak zorunda olduğumuzu unutmayacağız. Ve Allah diyor ki ey mü’minler! siz onları terk edin. Onları hayatınızdan, zihinlerinizden çıkarın. Sizin dünyanızda onların sözleri, onların programları olmasın. Sakın ha onlar sizi sizin gözlerinizin içi-ne baka baka kendi sapıklıklarına çağırmalarına izin vermeyin. Evlerinizde onların vahiy organlarına izin vererek onların günahlarına or-tak olmayın. Dinlemeyin onların vahiy organlarını. Okumayın onların gazetelerini dergilerini. Şunu hiç bir zaman hatırınızdan çıkarmayın ki onlar mutlaka sizi kendi cehennemlerine çekmeye çalışacaklar, kendi fikirlerini, kendi inanışlarını, kendi ilhadlarını size de empoze etmeye çalışacaklardır. Eğer sizler bu mülhitleri terk etmez, onların programlarını izlemeye devam ederseniz unutmayın ki sizler de onların ilhad-larına ortak olmuş olacak ve sizler de günün birinde onlar gibi düşünmeye başlayacaksınız, bunu hiç bir zaman hatırınızdan çıkarmayın diyor.