ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتّٰى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ اٰبَٓاءَنَا الضَّرَّٓاءُ وَالسَّرَّٓاءُ فَاَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
(Fakirlik ve sıkıntı imtihanında Allah’a gönülden yalvarıp yakarmadılar.) Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik. Nihayet (afiyet içinde mal ve sayı olarak) çoğaldılar. (Allah’ın onları belalarla imtihan ederek sabırlarını, nimetlerle imtihan ederek şükürlerini sınadığını anlamadılar ve) dediler ki: “Atalarımıza da bazen yokluk bazen de genişlik dokunmuştu. (Demek ki bu, imtihan değil; herkesin başına gelen sıradan olaylardır.)” (Bunun üzerine) hiç farkında değilken onları âniden yakalayıverdik.