254:"Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun, ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelip çatmadan size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince onlar zâlimlerin ta kendileridir." Kendisinde malın mülkün bulunmadığı, dostluğun, karşılıklı yardımlaşmanın bulunmadığı, şefaatin ve dost kayırmanın mümkün olmadığı bir gün gelmeden infakta bulunmamızı emrediyor Rabbimiz. Zira o gün gelip çattı mı artık hiç kimse kendisini kurtaracak bir bedel ödeyemez, hiç kimse ateşten kurtuluş için fidye veremez. Cihada teşvik edildiğimiz bir bölümün hemen akabinde Rab-bimiz yine infaktan söz ediyor. İnfakla cihad iç içe. Öyleyse cihad için, cihadın gerçekleştirilmesi için, küfrün ve onun temsil ettiği zulmün defedilmesi için, kâfirlerin ve zâlimlerin bertaraf edilmesi için infak edeceğiz. Maldan, candan, zamandan, bilgiden, rahattân, uykudan infak edeceğiz. "Ve kâfirler zâlimlerin ta kendileridir." Kâfirler kendilerini olmamaları yerde, bulunmamaları gereken yerde tuttukları için zâlimdirler. Ya da kendilerini ateşe götürenler, kendilerini cehennem yolunda tutanlar kadar kendi kendilerine zulmeden başka birileri olamaz. Kâfirler inkâr ettikleri için önce hakka zulmetmişlerdir. Kendilerini uçuruma, yâni cehenneme sevk ettikleri için kendi nefislerine zulmetmişlerdir. Bir de kâfirler, sûrenin önceki bölümlerinde uzunca anlatıldığı gibi yeryüzünde hep fitne unsuru olmuşlardır. Kendi kâfirlikleri yetmi-yormuş gibi hainler insanları Allah yolundan men ederek, insanları fitneye düşürerek, dinlerinden döndürmeye çalışarak din eğitimini engelleyerek insanlığa zulmetmişlerdir. İnsanların akıllarına, vicdanlarına ipotekler koyarak, zorla onlara kendi küfürlerini empoze ederek zulmetmişlerdir. Yâni kâfir hem kendisine, hem Rabbine, hem de tüm insanlığa karşı zulmeden insandır. Onun için kâfir zâlimin ta kendisidir. Allah’ın kullarının Allah’ın dinini öğrenmesinin önüne engeller koyanlar, yâni dine karşı savaş açanlar, kendi görüşlerini Allah dininin yerine ikâme edebilmek için Allah’a ve onun dinine karşı savaş açanlar, kendi kanunlarının yerleşmesi adına Allah kanunlarıyla mücâdele verenler evet bunlar insanlığın baş düşmanlarıdır. Yeryüzündeki tüm insanlığın vazifesi bu insanlık düşmanı zâlimlerin zulümlerini yıkıp, onların bir daha insanlara zulmedecek güçleri kalmayıncaya kadar onlarla savaşmaktır. Kısacası kâfir hem kendine, hem Rabbine, hem de tüm insanlığa karşı zulmeden insandır. Bundan sonra Bakara sûresinin bu bölümünde "Âyet el Kürsî" diye bilinen bir bölüme geldik. Ulemânın ifadesiyle "İsm-i Azamı" ihtiva eden uzunca bir âyet. Bundan dolayı bu âyeti ihtiva ettiği için bu sûreye "Kürsî sûresi" de denmiştir. Allah’ın Rasûlü bir hadislerinde: "Kur’an-ı Kerimde en büyük âyet, âyet el Kürsîdir." Buyurur. Tevhidi, Rabbimizin sıfatlarını, yaratılışı, yaratıkların yönetimini, ulûhiyet ve rubûbiyeti, Rab karşısında kulların konumunu ve şefaati en güzel anlatan âyet, âyet el Kürsîdir.