Beled Suresine Dön

Beledالبلد

10. Ayet

10Beled Suresi

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ

Biz ona iki yol gösterdik.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

10. “Biz O’na eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?” Biz onun karşısına necdeyn çıkarmadık mı? Onun karşısına iki tepecik çıkarmadık mı? Necd, necdeyn. İki tepe, iki tepecik. İki tümsek, tümsekçiktir. Bakın Rabbimiz önce göz dedi, sonra dil dedi, sonra iki dudak dedi, sonra da iki tepeden, iki tepecikten söz etti. Ağızdan, dudaklardan sonra anlatılan bu iki tepenin, ananın göğüsleri olduğu belirtilmiştir. Çocuk kendisine verilen bu ağzı ve dudakları vasıtasıyla annesinin göğüslerinden emecektir. Böyle açıklandığı gibi, bunun doğru yol, eğri yol olduğu da söylenmiştir. Allah insanın karşısına hak ve bâtıl, hidâyet ve dalâlet olarak iki yol çıkarmıştır Öyleyse Kur'an’ı Kur’an’la anlayacağız. Kur’an’ı Kur’an mantığıyla anlamak zorundayız. Kur’an bitti mi burada? Sanki başka âyet yok mu Kur’an’da? Öyleyse öteki âyetlere bakacak ve bu âyetin mânâsını anlamaya çalışacağız. Bakın İnsan sûresi bize şunları anlatır: “İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir? Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır. Şüphesiz O’na yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.” (İnsân 1-3) Bakın Rabbimiz burada buyuruyor ki, “Biz insanı katışık bir meniden yarattık ve onu evire çevire deniyoruz, imtihan ediyoruz. İm-tihan için onu gören ve duyan yaptık. Ve bir de biz onu yola hidâyet ettik.” Bir yol ki, iki şekilde gidilir. Ya şükredilerek, ya da küfredilerek. Ya Allah’ın yolunun yolcusu, ya da şeytanın yolunun yolcusu olarak gidilebilen bir yol. Ya da aslında yol tektir de, iki tip gidiş vardır bu yol-da. Meselâ bir trafik kurallarına göre gidiş var, bir de keyfine göre gi-diş. Bir o yolun programını, yolu kuran, yolu koyan Allah’tan alarak, Allah’ın istediği biçimde gidiş var; bir de kendi kendine hayat programı yaparak, Allah’ın dinine karşı müstağnî davranarak gidiş vardır. Çünkü Allah’ın yolunda kurallar var. Bu yolda yorgunluklar, inişler, yokuşlar var. Allah yolunda durulmaması gereken yerler, durulması gereken yerler var. Meselâ öğlen molası verilecek, öğle namazı kılınacak, Cuma molası, ikindi molası verilecek, Ramazanda ye-me içme molası verilecek, fâiz kokusu gelen yerlerde durulacak, yetecek kadar rızka ulaşılınca durulup başka işlere bakılacak, ilme zaman ayrılacak, Kitap-sünnete vakit bırakılacak, içki sofrasında durulacak, haram bir ilişki karşısında durulacak, cihad ortamında yürünecek, infak ortamında ileri gidilecek gibi… Bu yolda çeşitli duraklarda, çeşitli konumlarda İslâm kişiden bir şeyler ister. Bazen mal geliyor, orada şöyle davran diyor. Bazen malı kayboluyor, bazen çocuğu doğuyor, bazen ölüyor, bazen hasta oluyor, bazen kurban geliyor, bazen kurban olma dönemi geliyor. İslâm yolunun özelliğidir bu. Her yerde, her konumda Allah ondan bir şeyler ister. İnsan hayatının her bir konumunda bu yolun kurallarına uymak, Allah’ın kendisinden istediği gibi bir hayat yaşamak zorundadır. Öyleyse burada anlatılan iki tepecik, iki yol demektir. Birisi hi-dâyet yolu, ötekisi de dalâlet yoludur. Birisi Allah kurallarına göre gidilen hidâyet yolu, ötekisi de insanın kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde, şeytanların vahiyleri, ya da bir kısım tâğutların, bir kısım yapay tanrılar ve tanrıçaların yasaları istikâmetinde gidilen dalâlet yollarıdır. Allah yarattığı bu insanın karşısına böyle iki yol çıkarmıştır: Necdü’l hayr, necdü’ş şer. Ona bunlardan birisini seçme iradesi vermiştir.