3. “Babaya ve oğula, doğurana ve doğurduğuna ye-min olsun ki” Rabbimiz babaya ve oğula yemin ediyor. Bu konuda da değişik görüşler vardır. Baba Adem (a.s.), oğul da bizleriz, tüm insanlık olabileceği gibi, baba bu mübarek Kâbe’yi inşa eden, bu mübarek Beytin emniyeti için Cenab-ı Hakk’a dua eden, Rasulullah’ın atası, bizim de atamız İbrahim (a.s.), oğul da bu Beytin inşasında onun yanı başında olan İsmail (a.s.) olabilir. Babadan kasıt İsmail (a.s), oğuldan kasıt da Rasulullah Efendimiz olabilir. Veya babayla Rasulullah efendimiz, oğulla da onun yolunun yolcusu olan bizler kast edilmişizdir. Yani babayla kastedilen Allah’ın Resûlü, oğul da onun ümmetidir. Ya da burada kastedilen, her baba ve her oğuldur. İşte dînin muhatabı bu üç gruptur. Baba, ana ve oğul. Öyleyse biz bu dîni, bu mesajı bu üç grup insana ulaştırmak zorundayız. Dînin muhatabı bu üç gruptur. “Efendim önce öğretmene anlatalım, önce zengine anlatalım, önce elit tabakayı ele alalım.” Hayır, böyle bir sıralamaya hakkımız yoktur. Zaten herkes bu üç sınıfın içindedir. Öğretmen de olsa, talebe de olsa, zengin de, fakir de olsa insan ya babadır, ya oğuldur ya da kadındır. Öyleyse bu dîni herkese ulaştırmak, herkesi bu mesajla tanıştırmak ve diriltmek zorundayız.