10. “Ama inanmış erkek ve kadınlara işkence ederek onları dinlerinden çevirmeğe uğraşanlar, eğer tövbe etmezlerse, onlara cehennem azabı vardır. Yakıcı azap da onlaradır.” Mü’minlere eziyet edenler, inanmış erkeklere ve mü’mine kadınlara onları dinlerinden döndürebilmek için fitneler, eziyetler, işkenceler yapanlar var ya, azap onlaradır. Fitne, küfür ve şirk demektir. Küfür ve şirki empoze etmek de-mektir. Fitne, şiddete başvurarak bir fikri, bir inancı ortadan kaldırmaya çalışmak demektir. Fitne, yeryüzünde şirki, küfrü yaymaya çalışmak, Allah’ın dinini, Allah’ın yasaların çiğnemek, mü’minleri zorla dinlerinden döndürüp onları kâfirleştirmek için programlar yapmak, onların öldürülmelerinden daha beter ve daha ağır suçlar işlemektir. İslâ-m’a girmiş insanları dinlerinden döndürebilmek için çeşitli yollar, çeşitli işkenceler denemektir. Fitne, dine tecavüzdür, dinin tebliğini yasaklamak demektir. Dinsizlik öğretimini teşvik ederek din eğitimini, din hürriyetini yasaklamak demektir. “Fitne kıtalden beterdir” buyurur Bakara sûresi. Fitne, adam öldürmekten daha beterdir. Çünkü öldürmenin acısı çabuk geçer, ama fitnenin tesiri çok uzun süre devam eder. Öldürmek insanı sadece dünyadan çıkarır, ama fitne insanı hem dinden, hem dünyadan eder. İnsanı dininden, insanı vatanından çıkarmak gibi fitneler, belâ ve sıkıntılar gerçekten öldürmekten çok daha beterdir. Ölümü temenni ettiren şeyler ölümden daha beter şeylerdir. Kan dökmek çok kötü bir şey olmasına rağmen, insanları dinlerinden, inançlarından zorla vazgeçirip ezerek, bellerini ve gururlarını kırarak onları kendi inançlarını benimsemeye zorlamak bundan çok daha kötü bir şeydir. İnsanları Allah yolundan alıkoymaları, İslâm eğitiminden mahrum bırakarak insanları cehenneme doğru sevk etmeleri, gönlüyle ve kendi kıt kanaat imkânlarıyla buldukları İslâm’dan onları küfre çevirmeye çalışmaları ölümden daha beter bir suçtur. İşte böyle onları dinlerinden döndürebilmek için insanlara işkence edenlere azap vardır. İnsanlara işkence denince, iki tür işkence anlıyoruz: 1. Bizâtihi, resen, Müslüman’a Müslümanlığı sebebiyle bedenine yapılan işkenceler. Başını örttün, sarık sardın, şunları konuştun, şunları yaptın diye yapılan işkenceler. Şu anda Müslümanlığından dolayı kodeslere tıkılanlar gibi. 2. Müslümanlıklarından ötürü Müslümanlara yapılan bir başka işkence türü daha vardır. Görünmeyen işkence. Hafi, gizli işkence. İnsanların farkına varamadıkları, ruhlarına, inançlarına yapılan işkenceler. Eğer insanlara Müslümanlık verilmez, onlara vahiy sunulmaz, Kur'an ve Sünnet bilgilerinden mahrum bırakılır da, o insanlar da farkında olmadan işkenceye, cehenneme, ateşe doğru gidiyorlarsa işte bu onlara yapılan en büyük işkencedir. Bu öyle korkunç bir işkencedir ki, insanlar bunun farkına bile varamazlar. Yani öncekinde olduğu gibi bizâtihi insanın bedenine işkence yapılmaz. Vücudunda yara bere yoktur, ama ona Kur’an’sız ve Sünnetsiz bir eğitim sunulur, dinsiz, îmansız bir hayat programı sunulur ve bu şekilde ona işkence edilir. Onun Kur’an’la, Sünnetle, dinle, âhiretle münasebetini kesme adına ne gerekiyorsa yapılır. Spordu, eğlenceydi, sinemaydı, televizyondu, kumardı, içkiydi, uyuşturucuydu her şey hazırlanır ve dinden habersiz yetişen zavallı, farkında olmadan işkenceye, cehenneme doğru yol alır. İşte şu anda dinini tanımadan, materyalist bir eğitimin kurbanı olarak ümmet-i Muhammed’in çocuklarının süratlice işkenceye doğru gittiklerini görüyoruz. Zalimler Müslümanlara böylece işkence ediyorlar. Kafa çalıştırıyorlar, şeytanlık yapıyorlar ve Allah’ın dinini, âyetlerini örtmeye, örtbas etmeye çalışıyorlar. Allah kullarına Allah’ın âyetlerini duyurmamaya çalışıyorlar. Allah’ın kullarını Allah yolundan saptırmaya çalışıyorlar. Allah’ın dosdoğru dinini eğri büğrü göstermek sûretiyle insanları dinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Dünün kitap ehli de aynı şeyi yapıyordu. Bugünün ehl-i kitapları da kendilerinin bu dinin mensubu olduklarını söyleyen, ama dinle, diyanetle en küçük bir alâkaları bulunmayan zalimler de aman bu insanlar dinleriyle tanışmasınlar, kitaplarıyla buluşmasınlar diye ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Bütün propaganda imkânlarını kullanıyorlar. Bakın dün de bugün de bu insanların yaptıkları şey şudur: 1. Önce insanların dine girmemeleri için, insanların kitaplarıyla tanışmamaları için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Dinle insanların arasına engeller koyuyorlar. İnsanların dinlerine ulaşma imkânlarını kaldırıyorlar. Her taraftan kapatıyorlar o yolu. Din eğitimini yasaklı-yorlar. İnsanların dinleriyle tanışma, Kitap ve Sünneti duyma yollarını kapatıyorlar. Böylece insanlara dini duyurmayarak onları Allah yolundan alıkoymaya çalışıyorlar. İnsanları dinlerinden kitaplarından uzaklaştırmaya çalışırlar. İlk planda yaptıkları budur. Dine giden tüm yolları ve imkânları kapatmak. 2. Buna rağmen, bütün bu engellemelere ve aleyhte propagandalara rağmen yine de insanlar bu barikatları aşarak dine girmeye, kitaplarıyla tanışmaya muvaffak olmuşlarsa, bu sefer de bu adamlar dinde eğrilik büğlülük meydana getirirler. Yani o insanların önüne öyle bozuk bir din sunarlar ki, bu dinin İslâm’la uzak ve yakından hiçbir ilgisi yoktur. Hayata karışmayan, hayatta hiçbir etkinliği olmayan, camiye veya vicdanlara hapsedilmiş, sadece sözden ibaret bir din. Ya da hayatın bazı bölümlerine karışan, ama öteki bölümlerine karışmayan, işte sadece törenlerde hatırlanan, salonlarda konuşulan ama onun dışında hayatta hiçbir geçerliliği olmayan bir din sunarlar. Hukuka, eğitime, kılık-kıyafete, kazanmaya, harcamaya karışmayan, hayatta hiçbir etkinliği olmayan resmî bir din. Özellikle kendilerince şekillendirip biçimlendirdikleri bu dini ders kitaplarına koyarlar ve işte din budur diye insanlara bunu sunarlar. İnsanların kafalarını allak bullak ederler. İnsanlar bu karmaşa içinde neyin Allah dini, neyin başkalarının dini olduğunu anlayamaz hale gelirler. Böylece insanların dinlerini eğri büğrü yaparak onları Allah dinine ulaşmaktan alı korlar. Bunun neticesi olarak da insanlar öyle bir din yaşarlar ki, bu din Allah dini değil, resmî ideolojinin şekillendirip biçimlendirdiği bir din olur. Evet şu anda acı acı bunu seyrediyoruz. İnsanlar bir din yaşıyorlar ama bu din Allah’ın dini değil, resmî ideolojinin kendilerine dayattığı bir dindir. Ne acıdır ki din yaşadığını zanneden bu insanlar işkenceye doğru gidiyorlar. Tabi sadece dışımızdakilere değil kendimize de sormalıyız. Acaba bizler de insanlara, çevremize işkence edenlerden miyiz? Eğer hanımlarımızı cehennemden, ateşten kurtarma adına bir gayretin içine girmiyorsak, bilelim ki biz de onlara işkence ediyoruz demektir. Eğer çocuklarımızı Kur’an ve Sünnetle tanıştırıp onların cennet yollarını açmıyorsak, bilelim ki bizler de işkenceciyiz. Eğer çevremizdeki Allah kullarına Allah dinini ulaştırarak onların cehennem yollarına barikatlar koyma çabası içine girmiyorsak, onların ateşe gidişlerine göz yumuyorsak, bilelim ki biz de onlara işkence ediyoruz demektir. İşte böyle Müslümanlara zulmedenler, eziyet edenler, onları cehenneme götürmeye çalışanlar, cennete ulaştırma gayreti içine girmeyenler var ya, eğer bu adamlar tövbe etmezlerse, bu vaziyetlerini değiştirmezlerse, onlara cehennem azabı vardır, diyor Allah. Evet böyle yapanlar için cehennem azabı, bir de “Harîk” azabı vardır diyor Rabbimiz. Bunlar için bir de yanma, yangın azabı vardır. O mü'min erkeklere ve mü’mine hanımlara işkenceler yaparak onları dinlerinden döndürebilmek, onları namussuz ve iffetsiz yapabilmek için zorla, ya da eğitim yoluyla farkına varmadan başlarını açtıranlar, onları cehenneme, hendeklere atanlar var ya yarın onlar cehenneme atılacaklar. Onlar dünyada mü’minleri dünya ateşiyle yakmışlardı ya, kendileri de âhiret ateşiyle yanacaklar. Onlar dünyada yaktıklarını ölünceye kadar yakmışlardı, ölünceye kadar işkence etmişlerdi, ölünce iş bitmişti ama kendileri ölemeyecekler de. Bundan iki sûre öncesinde anlatmıştı Rabbimiz. Orada ölüm isteyecekler ama ölemeyecekler de. Yine bu zalimler dünyada yaktıklarını cennete göndermişlerdi, ama kendileri cehenneme gidecekler. Öyleyse gelin ey zalimler insanlara zulmetmeyin. Gelin vazgeçin insanlara işkence etmekten. Gelin kendi küfürlerinizi, kendi şirklerinizi zorla insanlara empoze etmekten vazgeçin. Kendinize acımıyorsanız bile bu insanlara acıyın da onları cehenneme postalama çabalarınızdan vazgeçin. Gelin ey Müslümanlar çocuklarımızı yakmayalım. Gelin onları dinsiz bırakarak cehenneme atmayalım. Gelin onları yanmaktan korumaya çalışalım. Eğer eğitimsiz bırakarak bizzat kendimiz yakarsak onları, unutmayalım ki biz de yanarız. Aklımızı başımıza alalım. Dikkat ederseniz cehennem azabından ayrı olarak bir de bunlar için bir başka azaptan söz ediliyor. “Azabu’l Harîk” Allahu âlem psikolojik, yani ruhsal bir azap. Cehennemde bedenlerine yapılacak dayanılmaz bir azabın yanında, bir de onların ruhlarına yapılacak azap vardır, diyor Rabbimiz. Hadislerde anlatıldığına göre cehennemde Rabbimiz bu zalimlere cehennem azabından ayrı bir azap daha edecek. Şöyle bir husus anlatılır: Allah cehennemin kapılarını açıp: “Ey kâfirler! Geçmiş olsun! Azabınız bitti! Çileniz son buldu! Haydin çıkın!” buyuracak. Onlar Allah’ın bu müjdesini duyunca sevinçten çılgına dönmüş bir biçimde cehennemin açılan kapılarına yönelecekler ve tam çıkmak üzere ka-pıların önüne geldikleri zaman da Allah kapıları kapatıverecek. Adam-ların ruhen yıkılışlarını bir tasavvur edin. Neden böyle yapacak Rab-bimiz? Çünkü onlar da dünyada mü’minlere aynısını yapmışlardı. Ön-ce din ve vicdan hürriyeti var diyerek önlerini açmışlar, daha sonra da ileri gidenleri teker teker toparlamışlardı. Önce kapıları açmışlar sonra da kapatmaya çalışmışlardı. Allah da aynısını yapacak onlara. Veya onlar dünyada Müslümanların hem bedenlerine hem de ruhlarına iş-kence yapmışlardı, Allah da onların hem bedenlerine hem de ruhla-rına böylece azap edecektir.