11. “Şüphesiz inanıp yararlı işler işleyenlere, onlara içlerinden ırmaklar akan cennetler vardır. Bu, büyük kurtuluştur.” İnananlar ve îmanlarını amel haline getirenler, îmanlarını yaşayanlar, hayatlarını îman kaynaklı yaşayanlar altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirilecek. İmanın ve salih amelin sonucu işte budur. İnandık, iyi bir Müslüman olduk. Ne olacak sonuç? Efendim iş-te huzur içinde, kalkınmış müreffeh bir Türkiye’miz, müreffeh bir hayatımız olacak. Madem ki inandık ve inancımızı yaşadık öyleyse herkese, her eve İslâmî yayın yapan bir TV. Herkese son model bir araba. Her mü’mine şöyle geniş, yüksek bir villa. Hayır! İnancın, îmanın, a-melin sonu bu değil. İnanan ve inancını yaşayanlara bunlar vaad edil-miyor. Peki ne vardır inanan ve îmanını yaşayanlara? Cennet, cennetler… Altlarından, zeminlerinden ırmaklar akan cennetler… İlk Müslümanlar geldiler, Allah’ın Resûlü’ne sordular: “Neye çağırıyorsun ey Muhammed? Bizi neye dâvet ediyorsun?” Rasulullah: “Allah’a inanacaksınız, benim peygamber ve örnek olduğumu kabulleneceksiniz, hırsızlık yapmayacak, zina etmeyeceksiniz vs.” dedi. “Peki ne var karşılığında? Biz bunları yaparsak karşılığında bize ne var ey Allah’ın Resûlü?” şeklindeki sorularına da Allah’ın Resûlü: “Zengin olacaksınız, reis olacaksınız, devlet kuracaksınız, ülkelere hükmedeceksiniz, ülkeler fethedeceksiniz, Yemen’e vali olacaksınız, Hindistan’a reis olacaksınız” demedi. Bağlar, bahçeler, köşkler, saraylar, altınlar, gümüşler vaadetmedi. Ya ne dedi? “Cennet” dedi Allah’ın Resûlü. “Karşılığında size cennetler var” dedi. Meselâ bir sahâbe gelip Rasulullah’a teslim oldu, Müslüman oldu. Sonra Allah’ın Resulü’ne sordu: “Ey Allah’ın Resûlü, geri evime mi döneyim İslâm’ı öğrenmek için, yoksa sizinle savaşa mı gideyim?” Silahı hazırdı insanların. Terk-i silah etmiş köleler değildi onlar bizim gibi. Silahı hazır, hemen savaşa katılabilecek durumdaydı. Allah’ın Resûlü, “Bizimle gel!” deyince gitti, savaşa katıldı, yarım saat sonra da orada şehit oldu. Şimdi bu adama cennet demeseydi Allah’ın Resûlü de valilik deseydi, kaymakamlık, zengin, müreffeh bir hayat var deseydi ne olacaktı bu adamın durumu? Sonra nerden bilecekti ki Allah’ın Resûlü onun yaşayıp yaşamayacağını? Evet inanıp inandığı gibi yaşayanlara cennetler vardır. İşte fevz-i kebir budur. İşte en büyük kurtuluş budur. Öyleyse bizler de buna koşacağız. Dünyadaki kurtuluşların hiçbirisi buna benzemez. En büyük kurtuluş cehenneme gitmekten kurtuluş, cenneti kazanma kurtuluşudur. Bu büyük kurtuluşun yanında öteki kurtuluşların ne önemi olur ki? Şükür borçları ödedim ve kurtuldum. Şükür bugün şu kadar kazandım kurtuldum. Şükür eve vergici ve maliyeci gelmedi kurtuldum. Şükür trafik beni atladı kurtuldum. Şükür mahkemede yırtıp ve kurtuldum. O günkü kurtuluş bunların hiçbirisine ben-zemez. Gerçek kurtuluş o günkü kurtuluştur. Çünkü: