20. “Oysa Allah onları artlarından çevirmiştir!” Allah onları arkalarından kuşatmıştır. Allah’tan kaçıp kurtulmaları asla mümkün değildir. Allah’ı acze düşürmeleri asla mümkün değildir. Çünkü onlar Allah’ın avucu içindedirler. Kafirler bize şöyle diyorlar ya: “Ey mü’minler, sizler hayatı bil-miyorsunuz. Sizler yaşamayı bilmiyorsunuz. Ağzınızın tadı yok sizlerin. Eğer bizler de sizin gibi Müslümanca bir hayat yaşarsak hayatımızın tadı kaçacak. Allah’ın dediklerine tümüyle teslim olunca bazı zevkleri yapamıyoruz, bazı lezzetlerden, hazlardan mahrum oluyoruz. İştahımız kaçıyor, dünyamız zindan oluyor. Bak kâfirler alabildiğine fe-ruh ve fahur bir hayat yaşayıp gidiyorlar.” Halbuki onların feruh fahur gidişleri seni aldatmasın. Metaun kalîldir o hayat. Çok az bir zaman yaşıyorlar bu dünyada. En fazla 60-70 sene. Varsa da yoksa da bu kadar bir hayatları var ve öldükleri andan itibaren zaten cehenneme yuvarlanacaklar. İnsan bu noktada kendi kendine şu soruyu sormaya başlıyor: Peki madem ki zalimlerin, kâfirlerin durumu bu. Madem ki Allah’la sa-vaşa tutuşanlar, Allah’ın istediği gibi yaşamayanlar hem dünyada hem de âhirette korkunç azaplarla karşılaşacaklar. Madem ki Allah tüm yaptıklarımıza şâhittir, madem ki göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir. Madem ki bizler de Allah’ın mülküyüz, madem ki Allah’ın yakalaması pek çetindir. Madem ki yeryüzünün en süper güçlerini yerin dibine ba-tırmış, madem ki Allah tarafından kuşatılmışız ve O’ndan kaçıp kurtulmamız mümkün değildir. Madem ki azap edenlerin azapları, işkenceleri yanlarına kâr kalmayacak. Madem ki iyilik, kötülük ne yaptıysak yarın onlarla karşı karşıya kalacağız. Öyleyse ne yapsam acaba? Acaba ne yapmalı? Nereye gitsem? Kime başvursam? Kimden bilgi alsam da kurtulanlardan olsam? Elbette Mevlâ, adamı böyle sap gibi ortada bırakma adına, çö-zümsüz, şaşkın bırakma adına din göndermez. Der ki bakın: “Kullarım, sorup durmayın! Ona buna gitmeyin! Telaşa kapılıp durmayın! İş-te çare: