3. “Kıyâmet günü şâhitlik edene ve edilene andol-sun;” Üçüncü yemin de işte budur. Şâhit ve meşhûda yemin olsun ki! Şehadet edene ve kendisine şehadet edilene yemin olsun ki! 1. Şehadet eden Allah’tır, kendisine şehadet edilen de yine Allah’tır. Öyleyse şehadet eden ve şehadet edilen, yani kendi kendine şehadet eden Allah’a andolsun ki. “Allah kendisinden başka İlâh olmadığına şehadet ediyor.” (Âl-i İmrân 18) Demek ki şehadet eden Allah’tır, kendisine şehadet edilen de Allah’tır. Allah, şâhit ve meşhûd olan zâtına yemin ediyor. 2. Başka kim şehadet eder? Ben şehadet ederim. Kime? Allah’a. Allah’tan başka İlâh olmadığına ben ve tüm yeryüzü Müslümanları şehadet etmektedirler. Öyleyse Rabbimiz yeryüzünde kendisine şâhit olan, şehadet getiren tüm Müslümanlara ve onların şehadet ettikleri kendi zâtına yemin ediyor. 3. Ya da buradaki şâhit, yani şehadet edip şâhitlik yapan varlık kıyâmet günüdür, haklarında şâhitlik yapılanlar da o gün orada hazır bulunanlardır, yahut da o günde vukua gelecek hadiselerdir. Şâhit Yevm-i Mev’ûd, meşhud da kıyâmet gününün dehşetli manzaralarıdır. 4. Veya şâhit bir yerde hazır bulunanlardır, meşhûd da onları orada hazır bulundurandır. Yani kıyâmet gününde hazır bulunan mevcudata ve onları orada hazır bulundurana yemin olsun ki! 5. Veya şâhit melektir, meşhûd da insandır. “Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şâhit bulunduğu halde gelir.” (Kaf 21) 6. Veya şâhitle kastedilen, ümmetlerine, toplumlarına şâhitlik edecek olan peygamberler, meşhûd da, yani kendileri hakkında şahitlikte bulunulacak olanlar da onların toplumlarıdır. Nisâ sûresinin 41. âyeti bunu anlatır: “Her ümmete bir şâhit getirdiğimiz ve ey Muhammed, seni de bunlara şâhit getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?” (Nisâ 41) 7. Veya şâhit bu ümmettir, meşhûd da öteki ümmetlerdir. Bakara sûresi bunu şöyle anlatır: “Böylece sizi insanlara şâhitler olasınız diye vasat bir ümmet kıldık. Peygamber de size şâhit ve örnektir.” (Bakara 143) Müslüman ümmeti vasat bir ümmettir. Bir de şâhit bir ümmettir. Sizi dünya üzerinde vasat ve şâhit bir ümmet yaptık. Bu ümmet şâhit bir ümmettir. Bu görev tıpkı peygamberin ashabına ve diğer insanlara kendisine vahyolunan dini anlatma ve yaşama konusunda şâhitlik etmesi gibi bir görevdir. Çok şerefli, ama o nisbette de sorumluluğu olan bir görevdir. Ümmeti içinde peygamberin görevi, sorumluluğu ve şerefi neyse, diğer toplumlara karşı bizim de sorumluluğumuz ve şerefimiz odur. Bizler de Müslümanlar olarak şu anda tıpkı peygamber gibi tüm insanlık önünde İslâm’ın yaşanırlılığını, pratiğini göstermek zorundayız. Bu konuda peygamberin ümmetine karşı şâhit olduğu gibi, biz de tüm insanlara şâhitler olmak zorun-dayız. Peki nasıl şâhit olunur insanlara? Bütün insanlara bu dini götürür, Kur’an âyetlerini bütün insanlara ulaştırır, dünya üzerinde Allah-tan ve onun yeryüzünü düzenlemek üzere gönderdiği âyetlerinden, cennetten, cehennemden haberdar edilmedik bir tek insan kalmayacak biçimde herkesi haberdar ederiz, işte o zaman biz insanlara şâhitlik görevimizi yapmışız demektir. Tıpkı Rasulullah’ın bu ümmet üzerine şâhitlik yaptığı gibi. Peş peşe üç yeminden sonra bakın Rabbimiz Ashab-ı Uhdû-d’u anlatmaya başlayacak: