159. “Ey Muhammed! Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiç bir ilişiğin olamaz. Onların işi Allah'a kalmıştır, yaptıklarını onlara sonra bildirecektir.” Evet dinlerini parça parça edenler ve böylece hayatı parçalayanlarla senin hiç bir ilgin ve alâkan yoktur diyor Rabbimiz. Dinlerini parça parça ederek fırkalaşan kimselerle senin bir ilgin yoktur. Dinlerini parçalayanlar. Yâni dinin amel edilecek, uygulanacak pratiğe aktaran bölümü, şimdilik sadece inandığımızı iddia edip de beklemeye aldığımız bölümü. Ya da dinin ilgilendiğimiz bölümü, ilgilenmediğimiz, gündeme almadığımız bölümü. İşimize gelenler bölümü, işimize gelmeyenler bölümü. Veya dinsel anlar, dinsel günler, din dışı anlar, din dışı günler. Veya dinin beni ilgilendiren bölümü, beni değil de başkalarını ilgilendiren, başkaları uygulasın dediğimiz bö-lümleri. Veya ben bu dinin bir tarafındayım, din de benim başka bir tarafımdadır diyerek dinle fırkalaşmamız. İşte böyle dini fırkalaştıranlar. Kendileri bir fırka olmuş böylece dini de fırkalaştırmış olanlar var ya; işte ey peygamberim senin böyle kimselerle bir ilgin, ilişkin yoktur. Öyle değil mi ama? Peygamberin bu insanlarla ne ilgisi olabilir. Onlar dinlerini fırkalaştırdılar, dinlerini fırka fırka yaptılar. Öyle ayırdılar ki dinlerini, öyle parçaladılar ki onu, sanki çocuğa ayrı din, gence ayrı din, yaşlıya ayrı, erkeğe ayrı, kadına ayrı din buldular. Ki-mileri sadece kadınlarla ilgilenen bir din kabul ettiler onu. Dinin hükümlerini sadece kadına ait kıldılar. Kadın şöyle inanmalı, kadın şöyle namuslu olmalı, kadın böyle giyinmeli vs vs. Sanki erkek namuslu olmalı değilmiş gibi, sanki aynı tesettür erkek için de geçerli değilmiş gibi. Kimileri gence ait zannettiler bu dini. Kimileri hocalara, kimileri imamlara ait kıldılar dini. İmam kılar namazı. İmam Hatip mezunu o-lanlar anlar hadisi. İlâhiyatlılar anlar Kur’an’dan. Müftüler yapmalıdır bunları dediler. Veya işte köylünün, cahillerin uygulaması gereken âyetler, şehirlinin ve tahsillilerin uygulaması gereken âyetler dediler. Köylüler ve cahiller inanacak, zekâtını verecek, namazını kılacak, ama şehirliler ve okumuşlar da sadece bu işi konuşuverecek o kadar dediler. Yâni dinin edebiyatını yapanlar ve dini yaşayanlar diye ikiye ayırdılar onu. Kimileri de farklı bir biçimde parçaladılar dini. Sadece âhiretle ilgilenen bir din. Veya sadece dünyayla alâkadar olan bir din. Sadece âhiret ve ölüm ötesi hayatı düzenleyen, ama dünyaya ve dünyalık işlere karıştırılmayan bir din. Böyle dünyadan soyutlanmış, hayattan kovulmuş bir ölüler dini kabul ettiler onu. Veya işte bu dünya işi, bu âhiret işi dediler. Bu dünya işi, buna din karışmaz, bu din işi buna Al-lah karışır dediler. Din ayrı, dünya ayrıdır dediler. Dinin dünyaya karışmayan bölümü, dinin âhirete karışmayan bölümü vardır dediler. Dini günlerimiz, dindışı günlerimiz vardır dediler. Dinlerini mescitlerine karıştırdılar, ama ticaretlerine karıştırmadılar. Âhiretlerine karıştırdılar ama dünyalarına, hayatlarına karıştırmadılar. Hayatta hiçbir etkinliği olmayan, vicdanlara hapsedilmiş bir din kabul ettiler. Halbuki şunu kesinlikle ifade edelim ki, din ayrı, hayat ayrı de-ğildir. Din ayrı, dünya ayrı değildir. Din bir hayat programıdır. Din dünyada yaşanmak için gelmiştir. Din âhirette, ya da cennette yaşanmak için gelmemiştir. Eğer öyle olsaydı orada gönderirdi Rabbi-miz bu dini, burada göndermesine gerek kalmazdı. Öyleyse hayatı parçalamak, dini parçalamak demektir. Dini parçalamak da hayatı parçalamak demektir. Efendim işte ferdi hayat, toplumsal hayat, ekonomik hayat, iş hayatı, siyasal hayat, ibadet ha-yatı gibi hayatı parçaladınız ve her birerinde farklı hükümler uygulamaya kalkıştınız mı din parçalanmış ve şirk başlamış demektir. Aynen bunun gibi dünya hayatı, âhiret hayatı dediniz mi yine din parçalanmış demektir. Veya Allah’a ayrılan hayat, topluma ayrılan hayat diye hayatı ikiye ayırmak da dinin parçalanmasıdır. Allah’a ayrılan zaman, baş-kalarına ayrılan zaman olmaz. Çünkü Müslümanın hayatında Allah-tan başkalarına ayrılacak zaman yoktur. Müslümanın hayatında kulluğun dışında düşünülebilecek bir tek saniye bile yoktur. Allah ha-yatta boşluk bırakmaz. Tüm zamanlarımız, tüm hayatımız kulluktur. Ve bu kulluk sadece Allah’a yapılmalıdır. Bunun dışında bir anlayış şirktir. Veya kimileri de işte insanın bâtınına karışan, bâtına ait din, ve zâhirîne ve cismaniyetine karışan din bölümleri diye onu parçaladılar. Bu zâhir, bu bâtın işi dediler. Ya da insanın filan işlerine karışan, ama falan işlerine karışmayan bir din dediler. İnsanların, toplumların namazlarına karışan, ama hukuklarına karışmayan bir din. İnsanların oruçlarına karışan, ama kazanmalarına, harcamalarına karışmayan bir din. İnsanların ibadetlerine karışan, ama hukuklarına, kılık kıyafetlerine karışmayan bir din. İnsanların dualarına karışan, ama düğünlerinde, ev tefrişlerinde, küsmelerinde, barışmalarında söz sahibi olmayan bir din. Bunların tamamı Allah’ın dinini parçalamaktır. Veya kimileri dini iman olarak, amel olarak parçalamışlar. Kimileri sadece imana, kimileri de sadece amele din diyerek parçalamışlar onu. Halbuki bu din imanla amelin birlikteliğidir. Ne mücerret amelsiz bir iman, ne de imansız bir amel din değildir. Kimilerinin dini siyaset olarak ele alması, kimilerinin ekonomi olarak ele alması, kimilerinin sadece onu ahlâk olarak algılaması da dini parçalamak demektir. Veya kimileri din ayrıdır millet ayrıdır diyerek, her ikisi de aynı olduğu halde dini parçaladılar. Veya kimileri de kendilerine göre farklı parçaladılar dini. Parçaladılar, parçalara ayırdılar dini ve her bireri ayrı bir parçaya tutundular. Her bireri dinin ayrı bir bölümünü bayraklaştırdılar. Kimileri dinin devlet bölümünü bayraklaştırdı, kimileri dinin zikir bölümüne sarıldı. Sanki din sadece bundan ibaretmiş gibi ve sanki dinin öteki bölümleri yokmuş gibi, sadece onu gündeme getirerek dini böldüler. Kimileri kıssa âyetlerini bayraklaştırdı ve din sadece kıssadan ibaretmiş gibi sürekli onu gündeme getirerek, ötekileri örterek dini parçaladılar. Kimileri sadece tekfir âyetlerini gündeme getirdi. Kimileri sadece cihad âyetlerine sarıldı, cihad ve diğerleri diye dini böldüler. Kimileri fıkıh ve diğerleri diyerek, kimileri tefsir ve diğerleri diyerek dini parçalamaya çalıştılar. En’âm bizim oldu, Bakara başkalarının oldu yâni. Evet bu anlattıklarım dinin içinde bir parçalanmadır. “Ettef-rikatü fiddîn” Dinde, dinin içinde parçalanmalar. Ama Allah korusun bir de “Ettfrikatu aniddîn” vardır ki bu da dinden çıkıp giderek ayrılmak fırkalaşmak demektir. Ya da okuduğumuz âyette geçen bu ifadeyi “ferragu” değil de “Faragu” kıraatini kabul edenlere göre anlayacak olursak, o zaman hak dinden ayrılıp gidenler olmuştur diyeceğiz. Yâni dinde, dinin içinde fırkalaşanlar değil de, dinden fırkala-şanlar, dinden kopanlar olmuştur şeklinde anlamak gerekecektir. Me-selâ kimler gibi? Mutezile gibi, Cebriye gibi, Cehmiyye gibi, Müşeb-bihe, Mürcie gibi din adına konuşan, din adına iş yaptığını iddia eden, ama dinden ayrılıp gidenler olmuştur. İşte Rabbimiz âyet-i kerimesinde diyor ki, ey peygamberim, senin böyle dinden tefrika olan, dinden ayrılıp giden kimselerle bir ilgin, alâkan yoktur. Yahut da daha önce demeye çalıştığım gibi dini parçalayan, dinlerini parça parça eden ve her bireri dinin bir bölümüne tutunarak, her bireri dinin bir bölümünü gündeme getirerek, her biri dinin bir bölümünü bayraklaştırarak dinde tefrikalaşan kimselerle bir ilgin, alâkan yoktur buyuruyor. Çünkü dikkat ederseniz âyet-i kerimede dini parçalayıp şia, şia olanlar deniyor. Yâni her biri ayrı bir şia, ayrı bir grup, ayrı bir parti olan ve her biri ayrı bir lidere, ayrı bir reise tutunarak dindeki vahdeti bozan kimseler deniyor. Evet Rabbimiz âyetinde bunu reddettiği halde bugün maalesef Müslümanlar aralarındaki ufak tefek metot ayrılıklarını sanki dinde temel ayrılıklarmış gibi görerek kendilerini şia şia, parça parça yaptılar. Birbirlerini tekfir edecek noktaya geldiler. Ve bu kendi aralarındaki bu parçalanmaları da kâfirler karşısında onları izzetsiz ve şerefsiz bir konuma düşürmüştür. Birbirlerini yemeye çalışırlarken maalesef Müslümanlar kâfirler karşısında güçsüz bir duruma düşmüşlerdir. Allah’ın kitabı yerine kendi efendilerinin, kendi liderlerinin kitaplarını gündeme getirmeleri, peygamberin örnekliği yerine kendi üstatlarının örnekliliğine sığınmaları onları parça parça hale getirmiştir. Allah’ın Resulü de bildiğiniz hadisi şeriflerinde bu hususu an-latırken, yahudi ve hıristiyanlar 71,72 fırkaya ayrılmışlar, bu ümmet de 73 fırkaya ayrılacak ve bunlardan sadece bir tanesi cennete gi-decektir buyuruyordu. Bu fırkalardan sadece bir tanesinin kurtulacağını haber veriyordu Allah’ın Resulü. Onlar kimlerdir ey Allah’ın Re-sulü? şeklindeki soruya da: Onlar benim ve ashabımın yolundan gi-denlerdir buyuruyordu. Evet cennetlik olanlar kitap ve sünnetin yo-lunu takip edenlerdir. Rasulullah ve ashabının yolunu takip edenlerdir. Ey Müslümanlar! Eğer sizler aranızdaki bu çekişmeleri bir tarafa bırakır, Allah’ın kitabını ve Resulünün sünnetini tanımaya ve onların istediği biçimde bir hayat yaşamaya çalışırsanız o zaman bakın Rabbinizin şu müjdesiyle karşı karşıya geleceksiniz: