Fâtiha Suresine Dön

Fâtihaالفاتحة

1. Ayet

1Fâtiha Suresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah’ın adıyla (okumaya başlıyorum).

Dipnot

1. Fâtiha Suresi, Kur'ân'ın mukaddimesi/ön sözü mahiyetindedir. Kitap boyunca anlatılacak konular Fâtiha Suresi'nde özetlenmiştir. Bu konular şunlardır:

- Sadece ve hakkıyla Allah'ın (cc) övülüp yüceltilmesi

- Allah'ın (cc) güzel isimleri ve yüce sıfatlarının tanınması

- Ahiret inancı

- Tevhid (Allah'ı (cc) zatında ve sıfatlarında birlemek, O'na ait olan sıfatları O'ndan başkasına vermemek, hiçbir surette bir varlığı O'na ortak koşmamak)

- Allah'tan (cc) her daim hidayet istemek ve doğru yolda kalabilmek için çaba göstermek

- Hidayet öncülerini tanıyıp örnek almak

- Başta Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere dalalet/sapıklık öncülerini tanımak ve onlardan uzak durmak.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

1: “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” Fâtiha sûresinin birinci âyeti besmeledir. Âlimlerimizin ekseri­ye­tinin görüşü budur. Kur’an-ı Kerim’de 114 yerde besmele vardır. Bunlardan 113 tanesi sûre başlarında, bir tanesi de Neml sûresinde, sûre ortasındadır. “Süleyman’dan bana Rahmân ve Rahîm olan Al­lah’ın adıyla bir mektup bırakıldı.” (Neml 30) Âlimlerimizin ekseriyetine göre Neml sûresinin ortalarında ge­çen bu besmele sûreye ait bir âyettir. Diğer sûre başlarında ge­çen besmeleler de o sûrelere ait birer âyettirler. Besmele çok çeşitli fonksiyonlara sahip bir muammadır. Bes­mele bizim dilimizde koruyucu bir melektir âdeta. Bir türlü dilimizden düşürmeyiz onu. Çin’den gelmiş çok kıymetli bir vazo. Bir yere koyar­ken besmele, silerken kırılmasın diye besmele. Yemek yerken şeytanı yediğimize ortak etmemek için besmele, az yemek için besmele, doymak için besmele. Ticaretle uğraşıyorsak müş­teri bol olsun, kazancı­mız iyi olsun diye dükkanın kapısını açarken besmele, aman hırsız girmesin diye kapatırken besmele. Para sayarken aman yanlışlık yapmayalım diye besmele. Tehlikeli bir iş yaparken besmele, ampulü takarken, sökerken aman elektrik çarpmasın diye besmele, bes-mele, besmele. Âdeta koruyucu bir melek gibi onu dilimizden hiç düşürme­yiz. Hattâ bazılarına göre iyi bir besmele çekersen suda yürür, gökte uçarsın. Besmele sadece bu işler için kullanılıyor bugün. Onun bizim hayatı­mızdaki fonksiyonu işte bu kadar basitleştirilmiş. Halbuki besmelenin bizim hayatımızdaki mânâsı ve rolü bu ka­dar basite indirilmemeliydi. Çünkü besmelenin bizim hayatımızda ta­şıdığı çok daha büyük fonksiyonları vardı. Besmeleyi biraz tanımaya çalışalım inşallah. Hani demin söyle­miştim; Hz. Ali Efendimiz der ki: "Kur’ân’ın tamamı Fâtiha’da, Fâtiha’nın tamamı besmelede, besmelenin tamamı da (B) harfin de toplan­mıştır.” Her gün, her namazımızda defalarca okuduğumuz ve âlimle­rimi­zin beyanıyla Kur’an’ın tamamını içine alan bu besmele­nin “B” harfi nedir acaba? “B” harfi Türkçe’de “ile” mânâsına gelen bir bağ­laçtır. Arapça’da bunun adına “ilsak” denir. Bir konuş­mada, bir ya­zışmada “ile” kelimesini gördüğümüz veya duydu­ğumuz zaman he-men anlarız ki, iki taraf var ve bu iki taraf ara­sında bir ilgi, bir bağ, bir münâsebet kuruluyor. Meselâ “Hasan ile Tahir” ifadesinde, bu “ile” bağlacını görünce hemen iki taraf arasında, yâni Hasan ile Tahir arasında bir alâkanın, bir münâsebetin kurulduğunu anlarız. Bu cümle nasıl tamamlanırsa tamamlansın fark etmez. Hasan ile Tahir Afganistan'a gittiler, veya beyaz giyinmiş­ler gibi. İşte bu “İle” kelime­siyle ikisi arasında bir münâsebetin ku­rulduğunu anlarız. Biz Besmelenin daha “B” harfine başlarken, “Bi” ”İle” der­ken hemen iki taraf olduğunu ve bu iki taraf arasında bir münâse­betin kurulduğunu görürüz. Peki kimle kim arasında bir münâse­bettir bu? Allah ile kul, âbid ile Mâbûd, Rab ile âbid arasında bir münâsebet. Allah ile kul arasında bir ilişki kuruluyor. Peki nedir bu münâsebet? Kulluk münâse­beti, ubûdiyet ve rubûbiyet münâsebeti. Demek ki Besmele Al­lah’la kulun irtibatının beyanı, Rab ile âbid arasındaki kul­luk mu­kavelesidir. Başka bir ifadeyle Allah’la kul arasındaki program maddelerinin tespitidir. Yâni bir mü'min besmelenin daha “B” har­fine başlarken şunu demektedir: Ya Rabbi! Şu anda senin adına, senin namına, senin için, sen istediğin için, senin benim hayatıma aldığın kulluk maddelerinden birini söyleyeceğim veya yapacağım demekte­dir. İnsan ya konuşmaya başlarken, ya da bir iş yapmaya başlar-ken besmele çeker. Meselâ ben burada konuşmaya başlarken bes­mele ile başladım. Bu şu demektir: Ben Allah adına, Allah he­sabına, Allah namına bu işi yapmaya başlıyorum. Ya Rabbi! Ben şu anda se­nin namına, senin hesabına, senin adına konuşuyo­rum. Yâni yapaca­ğım bu konuşmayı yapmamı sen benden istedi­ğin için, bunları ko­nuşmamı kulluk maddesi olarak benim haya­tıma sen aldığın için ko­nuşmaya başlıyorum. Çünkü Allah’la kul arasındaki bu kulluk mad­delerini tespit eden kimdir? Bunu da he­men Besmelenin ikinci keli­mesinden anlıyoruz ki “Bismillah” Allah adına. Öyleyse kul için, kulu adına kulluk maddelerini tespit eden Allah’tır. O halde besmeleye başlarken biz demek istiyoruz ki: Ya Rab-bi! Şu anda ben senin benim için, benim adıma tespit ettiğin, hayatıma koyduğun, yapmamı istedi­ğin kulluk vazifelerinden, kulluk mad­delerinden birini yapacağım, yapmaya başlıyorum. Yâni bir ko­nuş-maya veya bir iş yapmaya baş­larken besmele çekerek ya Rabbi bunu yapmamı sen istediğin için senin adına yapmaya baş­lıyorum diyoruz, ya da bunu ortaya koyma adına besmele çekiyo­ruz. O halde meselâ içki içerken, içki içmeye başlarken çekebilir-se­niz besmele çekin. Veya zinaya başlarken, faizli muamelelere gi­rer-ken, tesettüre uymayan bir elbiseyi üzerinize giyerken, sakalınıza usturayı vururken, vurdururken, yabancı bir kadının elini sıkarken, ha­ramla, israfla kurulmuş bir sofraya otururken, parmağınıza altın bir yüksük takarken, meşru olmayan bir paraya el uzatırken, kanalizas­yonları seyretmeye başlarken, eliniz onun düğmesine giderken, mâlâ-yâni işlerken çekebilirseniz besmele çekin. Allah adına, Allah namına, Allah istediği için ben bunu yapmaya başlıyorum deyin diye­bilirseniz. Eğer Allah içki içmenizi istiyorsa, veya üzerinize tesettüre uygun olmayan bir elbise giymenizi istiyorsa besmele çekin. Ya Rabbi, ben bunları senin adına, senin namına, sen istediğin için yap­maya başlıyorum deyin. Ama yok Allah bütün bunları yapmanızı iste­mi­yor-sa, o zaman bunların başında “bismillah” demeye hakkınız yoktur. Ya Rabbi ben bunları se­nin adına, senin namına yapıyorum, sen istediğin için yapıyorum diyemezsiniz. Hattâ haramın başında besmele çekmek insanı din­den bile çıkarır. Çünkü haramın başında besmele çekmek onu helâl kabul etmektir ki bu küfürdür Allah koru­sun. Haramın ba­şında besmele çekmek Allah’a akıl vermeye kalkış­mak ve Allah’a en büyük iftira etmektir. Allah’ın istemediklerini O isti­yormuş po­zisyonunda, O’nun adına yapmaya çalışmak zulümlerin en büyüğü­dür. İşte besmelenin bizim hayatımızdaki rolü budur. Öyleyse ha-ya­tımızda başında besmele çekemeyeceğimiz işimiz olmamalıdır. Yâ-ni bismillah diyerek, Allah adına diyerek yapacağımız her işimiz, ko-nuşacağımız her sözümüz İslâmî olmalıdır. Esasen besmele İslâmî bir hayatın ifadesidir. Besmele mahza İslâm’dır. Onun içindir ki Kur’-an’ın tamamı onda toplanmıştır. Mü’min besmele çekeme­yeceği bir hayatın adamı değildir. Onun yaptıklarının tamamı kul­luk akdine uy-gun olmalıdır. Yaptığı her şeyin yaptırıcısı Allah ol­malıdır. İşte o za-man mü’min her işinin başında besmele çekebi­lecektir. İşte bu mânâda insanların kimilerinin besmelesi farklıdır. Ha­yat­larının programlayıcısı Allah olmayan, amellerinin yaptırıcısı Allah olmayan, hayatlarının kulluk maddelerini Allah’tan başkalarının aldığı kimselerin besme­leleri farklıdır. Meselâ hayatlarını Firavunlar adına yaşayan, yap­tıklarını Firavunlar adına, onları razı etme, onları yü­celt-me adına yapanlar “Bi iz­zeti Firavun” Firavun adına, Firavun namına, Firavun şerefine derler. Kimileri “Bi ismi para” Kimileri “Bi ismi kadın” Kimileri “Bi ismi menfaat”Kimileri “Bi ismi Tâğut” Kimileri “Bi ismi dünya” Kimileri “Bi ismi moda” “Bi ismi çevre” “Bi ismi âdet”diyorlar. Çünkü onların hareket nokta­ları bu varlıklardır. Onların hayat programlarını belirleyenler bu var­lıklardır. Yâni onların kulluk maddeleri bu varlıkların istediği biçimde gerçekleşmektedir. Yâni onların yaptıklarının tümünün yaptırıcısı bun-lardır. Hayatlarını Al­lah’tan başkaları adına yaşayan insanların el­bette besmeleleri de farklı olacaktır. O halde önemine binaen şu gerçeği bir daha söyleyelim: Müs­lüman olarak bizim hayatımızda başında besmele çekemeye­ceğimiz işimiz olmamalı. Veya besmele çektiğimiz her işimiz, Allah adına diye başladığımız her şeyimiz Allah’ın rızasına uygun olmalıdır. Allah’ın istediği cinsten olmalıdır. Çünkü bizim hayatımıza kulluk maddesi alan sadece Allah’tır. Bizim program yapıcımız, yaşam belirleyicimiz sadece Allah’tır, bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Bizim hayatımızın kulluk maddelerini alan Allah’tır. Bu­rada kul olarak bizim hatırımıza şöyle bir sual gelebilir. Tamam, benim haya­tımda yaptıklarımın, yapacaklarımın tümünün kararını alan Allah’tır. Ben O’nun benim adıma tek taraflı seçtikle­rini yapacağım. O benim adıma neleri yapmamı istemişse ben sadece onları yapacak, neleri yapmamamı istemişse onlardan uzak dura­rak irademi O’na teslim edeceğim. Tamam bunu anladım ve ka­bullendim de, acaba Rabbimin tek taraflı, bana sormadan, benim fikrimi almadan benim hayatıma tespit ettiği bu programın, bu yaşam biçiminin, bu kulluk prensiplerinin tamamı benim menfaatim icabı mıdır? Acaba Rabbimin benim adıma aldığı kararların tamamı benim hayrıma mıdır? Acaba Rabbimin ka­rarlarının tamamını yapayım mı? Yap­mayayım mı? Yaparsam ne ka­zanır, ne kaybederim? Kul olarak aklımıza böyle bir soru gelebilir. Meselâ ben insanlardan birisiyle, içinizden birisiyle bir ticaret ortaklığı yapmaya karar versem, ortaklık anlaşmasının şartlarını tek taraflı olarak karşımdaki şahsın hazırlamasına razı olmam, ola­mam. Çünkü karşımdaki bir insandır. Zaafları vardır, menfaat duygusu var­dır. Kendi lehine hareket ederek beni kandırabilir. Onun içindir ki bu konuda ondan kuşkulanabilirim ve gözü kapalı ona teslim olmayabili­rim. Zira karşımdaki bir insandır ve her ân beni kandırabilir. Meselâ karşıma şöyle bir anlaşma metniyle ge­lebilir: Sermayenin 10/9 unu bana, 10/1 ni kendisine, kârın da 10/1 ni bana, 10/9 nu kendine ayı­rabilir. Böyle bir anlaşma şart­namesiyle, metniyle karşıma çıkıp baş­tan beni kandırabilir. İnsan olduğu için kuşku duyabilir, onunla böyle bir ilişkiye girmeyebilirim. Ama Allah için böyle bir şeyi düşünmek mümkün değildir. Çünkü bakın bizim hayatımıza bize danışmadan tek taraflı kulluk maddesi alan Rabbimiz bu konuda herhangi bir endişemiz olma­sın diye besmelenin üçüncü kelimesinde bizi serinletmek ve ra­hatlatmak üzere şöyle buyurmaktadır. “(O) Rahmân ve Rahîmdir” Er Rahmân, Er Rahîm. O Allah Rahmân ve Rahîmdir. Sanki bu­nunla bize diyor ki Rabbimiz: “Kullarım! Benim sizin adınıza tek ta­raflı alacağım kulluk maddeleri, yapacağım hayat programı konu­sun-da sakın aklınıza bir şüphe, bir tereddüt gelmesin. Acaba Rabbimizin bizden istedikleri, isteyecekleri bizim hayrımıza mı, şerri­mize mi? Bizim adımıza yapacağı hayat programı acaba bizim men­faatimize mi, zararımıza mı? diye sakın bir endişeniz olmasın. Çünkü bilesiniz ki ben Rahmân ve Rahîmim. Ben sizin için Rahmân ve Ra­hîmim. Sizi sizden daha çok bilen, sizin hayrınızı, sizin menfaatinizi siz­den daha çok düşünen benim. Sizin bilmediklerinizi bilen be­nim. Benim size karşı ilişkim rahmet ve merhamete dayanmakta­dır. Zaten sizi yoktan var ederken benim bu rahmetim açığa çık­mıştır” buyura­rak, Rahmân ve Rahîm sıfatlarının gündemiyle biz­leri serinletiyor Rabbimiz. O halde Rabbimizle böyle bir kulluk iliş­kisine girerken zerre kadar bir tereddüt ve korku duymuyoruz. Çünkü adına iş yaptığımız, hatırına hareket ettiğimiz, hayat prog­ramımızı kendisinden aldığımız, bizim adımıza tek taraflı kulluk maddeleri belirleyen Rabbimiz bize karşı Rahmân ve Rahîmdir. Bizi bizden çok bilen, bizim hayrımızı, menfaatimizi bizden çok düşünendir O. Onun için gözü kapalı O’nun programına teslim oluyoruz. Rabbimiz bu bölümde bizim tüm tereddütlerimizi izâle ederek kendini bize böylece Rahmân ve Rahîm olarak tanıtıyor. “Kulum, sa­kın sen bu ko­nuda merak etme! Seni senden daha çok düşünen, se­nin adına aldığım kararlarla bildiğin bilmediğin bütün zararlardan seni koru­yan, sana bildiğin bilmediğin bütün menfaatlerini celbeden Rah­mân ve Rahîm’im ben” diyor ve böyle bir kuşkuyu ta işin başında izâle ediyor, bizi serinletiyor Rabbimiz. “Rahmân ve Rahîm” Cenâb-ı Hakkın besmele ile zikredilen iki ismidir. Biliyoruz ki O’na ait olan 99 isminden sadece bu ikisi besmele ile zikredilir. Rabbimizin bu iki ismiyle alâkalı kısaca şunları söyleye­lim: Rahmân; düşünebileceğimiz, hayal edebileceğimiz merhame­tin, şefkatin tümünü içine alır. O’nun Rahmetinin, merhametinin hudu­dunu insan aklının ihata etmesine imkân ve ihtimal yoktur. Bir hadis­ten öğreniyoruz ki Rabbimizin Rahmeti 99 parçaya bö­lündü ve bu parçalardan sadece bir tanesi dünyaya indirildi. Onun içindir ki, anne yavrusuna merhamet etmektedir. Onun içindir ki, hayvan yavrusuna merhamet etmektedir. Onun içindir ki insan eşine merhamet etmekte­dir. Onun içindir ki, mü'min mü'mine mer­hamet etmektedir. Dünyada O’nun rahmetinin sadece 100/1’ inin tecellisi böyle ise, varın cennette 100/ 100 ünün tecellisini siz düşünün. Ama Rabbimizin dünyaya indirdiği bu rahmetinin bu dünyada bazen ters tecelli ettiğini görüyoruz. Meselâ bir Janjark çıkar ve top­lumu adına kendini yakıverir, rahmet ters tecelli eder. Veya meselâ bir anne sabahleyin yatağında mışıl mışıl uyuyan yavrusunun başucuna gelir, merhametinden dolayı onun uykusunu bölmeyeyim diye çocu­ğunu sabah namazına uyandırmaz, rahmet ters tecelli eder. Veya bir Müslüman darılt­mayayım diye arkadaşının namazsız hayatına göz yumar, rahmet ters tecelli eder. Veya karısının, kocasının İslâm dışı tavırlarını ona olan sevgisinden ötürü sîneye çeker, onu uyarmaz, rahmet ters tecelli eder. Böyle bizim toplumda ters tecelli etmiş rah­met misalleri pek çoktur. Rabbimizin bu Rahmân ve Rahîm isimlerini bazıları şöyle an-la­maya çalışmışlar: Rahmân sıfatı dünyadakilere umûmîdir. Cenâb-ı Hak mü’min demez, kâfir demez, dinsiz demez, ateist de­mez, komünist demez, şinktoist demez herkese nîmetlerinden bol bol ihsan eder. Hattâ Allah’ın günü kendisine küfredenlere bile mer­hame­tiyle, rahmetiyle muamele eder. Havalarını, sularını, güneşlerini, ni­metlerini kesivermez insanların. İşte bu Rahmân sıfatının ge­reğidir. Ama tabi burada mü’minin hatırına bir sual gelebilir. Ya Rabbi! Ben dünyada seni Rab ve İlâh bildim. Ben hayat progra­mımı senden al­dım. Bir ömür boyu senin benim adıma aldığın kulluk maddelerine ri­âyet ede-rek yaşadım. Ama sen beni bir kâ­firle denk tutuyorsun. Beni ondan niye ayırmıyorsun ya Rabbi? diye eğer mü’minin hatırına bir soru gelirse, o zaman da Cenâb-ı Hak buyurur ki: Kulum! Sen üzülme, ben senin için Rahîmim de aynı zamanda. Benim Rahîm sı­fatım da var. Bu sıfa­tımın gereği ve tecellisi olarak öbür tarafta sa­dece mü’minlere merhamet edeceğim diyor besmelenin bu bölü­münde. Kulum, sen hiç endişe etme, öbür tarafta seni cennetime ko­yacak ve yalnız mü’min-lere cemâlimi göstereceğim buyurur. Rabbimizin Rahmân sıfatının tecellisini burada görüyoruz, ama belki de Rahîm sıfatının tecellisini öbür tarafta göreceğiz. Cennette cema­lini bize göster­mek sûretiyle Rabbimiz bize Rahîm sıfatıyla tecelli edecektir. Rahmân ismi tek başına çocuklara isim olarak konmaz, eğer ko­nursa o şeytan olur diyor Allah’ın Resûlü. “Abdurrahmân” şek­linde konulabilir. Rabbimizin “Rahmân” ismi öyle bir isimdir ki, tüm isim ve sı-fatları buna bağımlıdır. Meselâ Allah “Hâdî” dir, kullarını hidâyet edicidir, ama bu ismi Rahmân ismine bağlıdır. Yâni eğer Rabbimiz Rahmân olmasaydı, sonsuz merhamet sahibi olmasaydı kullarını hi­dâyete ulaştırmazdı. Veya meselâ Rabbimiz “Rezzâk” dır, tüm ya­ratıklarını doyurup besleyendir, ama eğer Rahmân olmasaydı hiç kimseye rızk vermezdi. Öyleyse Rabbimizin tüm isim ve sıfatlarının başı bu “Rahmân” sıfatıdır. Besmelenin bizim hayatımızdaki fonksiyonu işte böyle çok bü­yüktür. Rabbimizin tüm isimlerini, tüm sıfatlarını ihtiva eden bir cüm­ledir besmele. Bize yansıyan yönüyle de besmele mahza kulluğun iz­hârıdır. Besmele ubûdiyetin, kulluğun izhârıdır. O halde kendisinden sonra gelecek bütün söz ve işlerin İslâmî olması şart­tır. Yoksa her ân Allah’a iftira etmiş olmaktan kurtulamayız. Burası çok önemlidir. Yâni hiç bir zaman unutmayalım ki, besmeleden sonra gelecek bütün amellerimiz, bütün eylemlerimiz kulluk mad­desidir ve besmeleden sonra yapacağımız her şey İslâmî olmalı­dır. Bakıyoruz Kur’an-ı Kerim’de 114 yerde besmele var. Bunlar­dan 113 tanesi sûre başlarında, sadece bir tanesi sûre içindedir. O da demin ifade ettiğim gibi Neml sûresindedir ve kesinlikle Neml sûresin­deki bu besmele o sûreye ait bir âyettir. Diğerleri ise, yâni sûre başla­rındaki besmeleler ise ulemânın ekseriyetine göre o sûreye ait birer âyettir. Kur’an-ı Kerim’de sadece Tevbe sûresinin başında besmele yoktur ve bu sûreye başlanır­ken bes­mele okunmaz. İslâm âlimleri bu­nun sebebini şöyle açık­larlar: a- Bu sûre müstakil bir sûre olmayıp, Enfâl sûresinin deva­mı­dır, onun içindir ki, müstakil bir sûre olmayan bu sûrenin başında besmele yoktur derler. Ama biz biliyoruz ki bir sûrenin başından değil de ortasından Kur’an okumaya başlarken de besmele ile başlanır. b- Âlimlerimizden kimilerine göre de bu sûre müşrikler hak­kında bir ültimatom ve ölüm fermanıdır. Binaenaleyh kâfirlerle bir sa­vaşın, kıtalın gündeme getirildiği bir ortamda besmele çekile­rek yâni Rahmân ve Rahîmle irtibat kurularak bu sûreye başlan­maz demişler­dir. Onun içindir ki böyle bir ortamda inen bu sûrenin başında bes­mele yoktur. Nitekim kurban keserken de biz besmele çekerek Rah­mân ve Rahîmle irtibat kuramıyoruz. “Bismillahirrahmanirrahîm” di­yemiyoruz, ancak “bismillah Allahu Ekber” diyebiliyoruz. c- Yine âlimlerimizden kimine göre burada da besmele var­dır. Zira madem ki Kur’an-ı Kerim’in tümü Fâtiha’dadır, Fâtiha’­nın tümü besmelededir, besmelenin tümü de (B) harfindedir. O halde bu sûre de zaten (B) harfiyle başlıyor ve bu sûrede de bes­mele vardır. Fâtiha’nın ilk âyeti olan besmele ile alâkalı bu kadar söz yeter. Sûrenin ikinci âyeti: