Fussilet Suresine Dön

Fussiletفصلت

49. Ayet

49Fussilet Suresi

لَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ

İnsan, hayrı istemekten bıkıp usanmaz. (Fakat) başına bir sıkıntı gelecek olsa tüm ümitlerini kaybeden bir ümitsiz olup çıkar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

49,50. “İnsan hayır istemekten usanmaz, fakat kendisine bir kötülük dokununca üzülür ve ümitsizliğe düşer. Andolsun ki kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, o: “Bu benim hakkımdır, kıyâmetin kopacağını da sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile mutlaka onun yanında benim için daha güzel şeyler vardır” der. Biz, o inkâr edenlere yaptıkları şeyleri mutlaka haber vereceğiz ve onlara ağır bir azap tattıracağız.” İnsan, Allah’tan hayır, mal-mülk, dünyada sıhhat, sağlık, uzun ömür ve mutluluklar isteme konusunda hiç usanmaz. Bu konularda ne kadar fazla verilse de, yine de Allah’tan daha fazlasını ister. Ama kendisine bu istediği şeylerin aksine, meselâ hastalık, fakirlik, sıkıntılar geldiği zaman da üzülüp ümitsizliğe, bedbinliğe düşüverir. Sanki bunlar üzerinden hiç kalkmayacakmış, sanki hayırlara bir daha ulaşamayacakmış gibi ya da bütün bunları kendisi elde etmiş de bir daha elde edemeyecekmiş gibi ümitsizliğe düşüverir. Andolsun ki kendisine dokunan bir zarardan sonra Allah tarafından bir iyilik, bir bolluk geliverse: “Bu benim hakkımdır! Bu bendendir! Bunu ben becerdim! Bunu ben hakkettim! Kafamı çalıştırdım da bunu elde ettim! Planım kuvvetliydi de onun için buna ulaştım! Zamanında paramı dolara bağlamasaydım bunu kazanamazdım! Zamanında kafamı çalıştırıp şu şu tedbiri almasaydım bunlara ulaşamayacaktım!” diyerek kendisini müstağnî görmeye ve elde ettikleri bu hayırlar konusunda Allah’ı diskalifiye etmeye çalışır. Elindekilere, sağlığına, sıhhatine, malına mülküne ve saltanatına güvenerek öylesine çılgınlık gösterir ki, şöyle demeye başlar: “Artık bütün bu imkânlara sahipken kıyâmetin kopacağını sanmıyorum! Bu saltanatımın yıkılacağına ihtimal vermiyorum! Ummuyorum ki kıyâmet kopsun ve şu benim imkânlarım elimden alınsın! Kopmaya kopmaz kıyâmet de, eğer böyle bir şey olsa bile, yâni kıyâmet kopup da Rabbime döndürülsem bile, mutlaka O’nun yanında benim için güzel şeyler vardır. Bu dünyada işini becerenler öbür tarafta da işini becerecektir. Bu dünyada kendisine mal, mülk, saltanat, imkân verilenler, elbette öbür tarafta da bunlara sahip olacaklar ve işlerini orada da becereceklerdir.” Bakıyoruz, insanlar dünyada işlerini çok rahat becerebiliyorlar. Mal sahibi mi olmak istiyorlar, kolayca bunun yolunu bulabiliyorlar. Ekonomik gücü şu kadar olanlar ancak bu haktan istifade edebilecektir diye bir yasa, bir hak çıkarıyorlar. Türkiye’de zaten o belirledikleri ekonomik güce sahip olan iki kişidir ve o imkânı kendi aralarında paylaşıyorlar. Meselâ çıkardıkları bir yasadan, sadece Koç ve Sabancılar istifade edebiliyorlar. Onların zenginliklerine imrenen öteki zavallılar da: “Doğru ya! Adamların hakkı arkadaş! Biz de bu güce sahip olsaydık, bu haktan biz de istifade edebilirdik!” diyorlar. Akıllı adamlar. Becerikli, kafalarını çalıştıran adamlar. Yâni adamlar dünyada işlerini becerdikleri için, öbür tarafta da işlerini becerebileceklerini iddia ediyorlar. Meselâ adamlar şikeyle maç kazanıyorlar, öbür tarafta da bunu aynen becerebileceklerine inanıyorlar. “Evet, kıyâmet kopsa bile biz öbür tarafta da işimizi beceririz,” diyor-lar. Allah diyor ki, “biz onlara yaptıkları şeylerin haberini vereceğiz ve yaptıklarının karşılığını aynen tattıracağız.” İnsan işte böyle nankördür. Kendisine bir kötülük dokunduğu zaman, bu kötülüğün kendisinden kaldırılması için, uzun uzun Allah’a yalvarır da, ama Allah o kötülüğü kendisinden kaldırıp da onu selâmete çıkardığı, ona nîmetlerini yağdırdığı zaman da Rabbine karşı şükürden yüz çeviriverir. Belâ, kötülük anında, O’na muhtaç iken Rabbini hatırlar da, bolluk anında O’na muhtaç değilmiş gibi yan çiziverir. Rabbinin kendisine verdiği nîmetleri ve imkânları O’nun yolunda kullanarak O’na teşekkürden uzaklaşıverir.