Ğaşiye Suresine Dön

Ğaşiyeالغاشية

11. Ayet

11Ğaşiye Suresi

لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ

Orada boş/faydasız söz işitmez.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

11. “Orada boş söz işitmezler.” Orada o mü’minler “Lâğıye” de işitmezler. Lâğıye kelimesinin birkaç manası vardır: 1. Lâğıye, bâtıl demektir. Mü’minler orada asla bâtıl söz söylemeyecekler, bâtıl söz işitmeyecekler. 2. Yemin demektir. Orada onların ağzından böyle yemin söz duyulmayacaktır. 3. Sataşmak demektir. Birbirlerine sataşma, atışma, tartışma olmayacaktır orada. 4. İsyan, günah ve başkaldırı demektir. Mü’minlerden kesinlikle orada isyan ve günah sadır olmayacaktır. 5. Lâğiye, boş şey demektir. Mü’minler orada boş ve lüzumsuz şeylerle uğraşmayacaklar. Çünkü mü’minler dünyada da boş şeylerden iraz etmiş kimselerdi. Orası öyle boş şeylerle kazanılmış bir yer değil ki boş şeyler konuşulsun. Bundan şunu anlıyoruz: Dünyada hangi meclislerin cennet meclisleri, hangilerinin de öteki meclisler olduğunu o meclislerde konuşulanlardan ve yapılanlardan anlamak mümkündür. Cennette, o içki içim ortamlarında veya cennet hayatının tümünde bunların hiçbirisi olmayacaktır. Orada ne hazımsızlık, ne lüzumsuzluk, ne kötü söz, ne günah, ne bâtıl, ne yemin, ne sataşma, ne isyan hiçbir şey duyulmayacak. Sakın ha dünyadaki gibi tasavvur etmeyin! “Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar.” (Meryem 62) Yunus sûresinde de Rabbimiz mü’minlerin cennetteki dualarını, tahiyyelerini şöyle anlatır: “Oradaki duaları: “Münezzehsin ey Allah’ım” dirlik temennileri: “Selâm size” ve dualarının sonu da: “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun”dur.” (Yunus 10) Onların orada tahiyyeleri selâmdır. Yani cennette mü’minler birbirleriyle karşılaştıkları ortamlarda da birbirlerine sözleri, mukabeleleri sadece selâm olacaktır. Birbirlerine “selâmun aleyküm” diyecekler, selâm, selâmet ve esenlik dileyecekler. Çünkü Selâm, Rabbimizin isimlerinden birisidir. Böylelikle mü’minler birbirlerine Rablerini, bu nîmetleri kendilerine veren Rablerine hamdi ve Rablerinin nîmetlerinin güzelliklerini hatırlatacaklardır. Dünyada iken tüm bu nîmetleri Rablerinden bilip O’na teşekkür adına kulluklar yapmışlardı, şimdi cennette de kendilerine gözlerinin görmediği, kulaklarının duymadığı, akıl ve hayallerinden bile geçiremedikleri envaî çeşit nîmet ve lütuflarda bulunan Rablerine karşı hamd ve kullukları devam etmektedir. Elbette dünyada selâm, selâmet, İslâm ve teslimiyet içinde bir hayat yaşayan mü’minlerin yurdu selâmet yurdu olan cennet olacaktır. Dünyada kişi nasıl bir hayat yaşamışsa, sonunda bulacağı hayat da onun aynısı olacaktır. İnsan şu anda nasıl bir hayat yaşıyorsa, sonunda kavuşacağı hayat da onun aynısı olacaktır. Selâm, selâmet, emniyet ve teslimiyet içinde bir hayat yaşayan kişi sonunda selâmet yurdunda, selâmet ve emniyet içinde bir hayata kavuşacaktır. Zaten şu anda mü’minler dünyada böyle bir hayat yaşıyorlar. Yani şu anda mü’minler dünyada cennet, kâfirler de cehennemi yaşamaktadırlar. Mü’minlerin dâvâlarının sonu âlemlerin Rabbine hamd etmektir. Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Hamd, sadece Allah’ın hakkıdır. Dünyadayken de zaten müslümanın ilk ve son işi, ilk ve son sözü buydu. Dünyada yasalarını uygulayarak Rabbine hamd ediyordu. Dünyada hatırını her şeyin ve herkesin hatırından üstün tutarak Rabbine hamd ediyordu. Rabbinin arzularından, Rabbinin emirlerinden razı olarak O’na hamd ediyordu. Dünyada böyle olduğu gibi, öbür tarafta da böyle olacaktır. Dünyada Rabbine hamd ederek yaşayan bir Müslüman, yaşadığı bu hayatın ilkelerini kendisine gösteren ve sonunda kendisini cennete ulaştıran Rabbine orada yine hamd edecektir. Elhamdülillah ki Allah kendisine dünyada cennetin yolunu göstermişti. Elhamdülillah ki dünyada kitaplar ve peygamberler göndermek sûretiyle hem cennete, hem de cehenneme gidişin yollarını göstermişti Allah. Eğer Rabbimiz bize şu anda cennete gidişin yolunu, usûlünü bildirmeseydi biz nereden bilebilecektik onu? İşte mü’minlerin hamdleri orada da devam edecektir.