Ğaşiye Suresine Dön

Ğaşiyeالغاشية

20. Ayet

20Ğaşiye Suresi

وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ۠

Yerin nasıl yayılıp döşendiğine?

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

17-20. “Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?” Bu sayılanlar Rabbimizin âyetleridir. Devenin yaratılışına bak-mıyor musunuz? Gökyüzünün nasıl direksiz olarak bina edildiğine, sizin için nasıl koruyucu bir tavan yapıldığına, sizin menfaatiniz için onun nasıl sayılamayacak kadar yıldızlar ve gök cisimleriyle süslendiğine, dağların sizin dünyanızı tespit için nasıl kazıklar gibi dikildiğine, yerin de sizin rahatınız için nasıl yayılıp, bir döşek gibi altınıza serildiğine bakmaz mısınız? Gece, gündüz, ay, güneş, semâ, arz, dağlar, deve ve tüm var-lıklar Allah’ın âyetleridir. Bunlar Allah’ın yaratıklarıdır. Bunlar Allah’ın varlığına, ulûhiyet ve rubûbiyetine deliller, alâmetler, işaretler, âyetler ve nişânelerdir. Ay da, güneş de, arz da, semâ da, deve de, diğer tüm varlıklar da Allah’a boyun bükmüş, Rablerinin emirlerine teslim olmuş varlıklardır. Güneşin, ayın, gecenin, gündüzün, arzın, semânın şu anda Allah’ın kendilerine çizdiği hayat programının dışına çıkmadan, Allah’ın kendileri için takdir buyurduğu yörünge istikâmetinde hareket etmeleri, bu yörünge istikâmetinde görevlerini ve fonksiyonlarını icra etmeleri, hepsinin de Rablerinin koyduğu sisteme boyun büktüklerini, hepsinin de Rablerine kul olduklarını göstermektedir. Rabbimiz, “Sizden milyarlarca kere daha büyük olan bu varlıklar bile Rablerine boyun bükmüşken, siz kime boyun büküyorsunuz? Sizden milyarlarca kere daha büyük olan bu varlıklar Rablerinin emirlerine teslim olmuşlarken, siz kimin emirlerine, kimin kanunlarına teslim oluyorsunuz? Tüm bu varlıklar hayat programlarını Allah’tan alırlarken, Rablerinin kendileri için çizdiği yörünge istikâmetinde hareket ederlerken, sizler hayat programlarınızı kimlerden almaya çalışıyorsunuz? Kimin hayat programına teslim oluyorsunuz? Siz kime kulluk etmeye, kime secde etmeye çalışıyorsunuz? Tüm bu varlıklar Allah’a kulluk ederek, Allah’a secde ederek onun emirlerine boyun bükerken, sizler bu varlıkların kulluk yaptıkları Allah’ı bırakıp da bu varlıkların kendilerine mi secde etmeye çalışıyorsunuz? Bu varlıkların hepsi de Allah’ı en büyük olarak tanırlarken, Allah karşısında hiçliklerini itiraf edip dururlarken, hepsi de Allah’a kul olduklarını itiraf edip dururlarken, şimdi sizler bunların kulluk yaptıkları Allah’ı bırakıp da kendileri kul olan varlıklara mı kulluk yapmaya çalışıyorsunuz? Yaratıcıyı bırakıp da yaratılmışlara mı kulluk yapmaya çalışıyorsunuz? Fânileri mi putlaştırmaya çalışıyorsunuz?!” diyor. Allah size âyetlerini göstermiştir. Hem içinizde hem de enfüs-teki âyetlerini size göstermiştir. Varlığına, imana, cennete, kulluğa, ru-bûbiyetine, ulûhiyetine dair âyetlerini size göstermiştir. Delillerini, alâmetlerini, işaretlerini eksiksiz olarak sunmuştur. İşte bu âyetlerden biri de devenin yaratılışı âyetidir. Sonra üzerinize bina edilen semâ âyeti, dağların kazıklar gibi arza dikiliş âyeti, sizin üzerinde rahatça gezebilmeniz, ekip dikebilmeniz için yeryüzünün en güzel biçimde yayılması âyeti… Bunların her biri âyettir. İşte Allah’ın size arzettiği, üzerinde düşünüp akıl yormanız gereken sayısız âyetlerinden sadece birkaçı. Sadece bu birkaç âyet üzerinde bile ciddi ciddi düşünüp akıl yorduğunuz zaman, Allah’ın tek Rabb ve İlâh olduğunu, bu Rabb’dan size hayat programı olarak gelen Kur’an’ın hak olduğunu anlayacaksınız. Bu birkaç âyet bile size Rabb ve İlâh olarak Allah’ın varlığını anlatmaya yetecektir. Tüm bu âyetleri ancak onlara yönelen onlarla gönülden ilgilenen ciddi ciddi bu âyetler üzerinde düşünen kimseler anlayacaktır. Düşünün bir kere! Allah’tan başka deve gibi bir varlığı yaratacak birileri var mı? Eğer varsa böyle birileri, tamam onlara da kulluk yapabilirsiniz. Şu gökyüzüne, arza hükmedecek başka birileri varsa onlara da kulluk edebilirsiniz. Rabbimiz burada sadece âyetlerinden birkaç tanesini zikretmiştir. Bunların dışında da sayısız görsel âyetler vardır, ama bunları sadece bunlara yönelen kimselerin anlayabileceği vurgulanıyor. Bunlarla ilgilenmeyen kimselere bunlar kadar yeni âyet de sunulsa hiçbir mânâ ifade etmeyecektir. İşte görüyoruz kâfirler için bunca âyet bir mânâ ifade etmemektedir. Ne zaman ki onlara gerek tenzîli, yani indirilmiş, gerekse tekvîni, yani yaratmayla alâkalı, üzerinde durulması, düşünülüp ibret alınması gereken, göndericisinin istediği biçimde iman edilip amele dönüştürülmesi gereken bir âyet, bir alâmet, bir işaret, bir hüküm, bir delil gelse mutlaka ondan yüz çevirirler, ona dönüp bakmazlar, onunla gereği gibi ilgilenmezler, onun üzerinde düşünüp kafa yormazlar, anlamaya çalışmazlar. Çünkü onlar bu âyetleri yalan saymaktadırlar. Esasen onların iman yollarını tıkayan şey iman konusunda âyetlerin azlığı, delillerin yetersizliği, ya da kendilerini bu âyetlere çağıranların samimiyetlerini ortaya koyan örnekliklerinden mahrum oluşları değildir. Aslında bütün sebep onların İslâm’ı, imanı kabul isteklerinin olmayışıdır. Bunlar bu delillere, bu âyetlere karşı nötr davranıyorlar. Sanki böyle bir âyet gelmemiş gibi ilgisiz davranıyorlar. Gerek görsel, gerek işitsel, gözlerinin önünde yığınlarla âyetin yanından geçiyorlar da görmüyorlar, görmek istemiyorlar. Çünkü onlar tüm kapılarını, tüm pencerelerini kapamışlar ve kendilerine hayat programı olarak gelmiş bunca âyetlere karşı müstekbirce bir tavır sergilemektedirler. Rabbimiz, sûrenin bundan önceki bölümlerinde mü’minlerin ve kâfirlerin âkıbetlerini, yaşadıkları hayatlarına göre karşılaşacakları sonucu ortaya koyduktan sonra, şimdi de bu insan tipleri karşısında Peygamberinin görevlerini anlatacak.