5. “Kızgın bir kaynaktan içirilirler.” Onlara orada son derece kaynar bir pınardan kaynar su içirilecektir. Aniyeh kelimesi “ina”dandır. Yani harareti son haddine ulaşmış kaynar bir su verilecektir onlara. Rahmân sûresinde anlatıldığı gibi, ateşle bu kaynar su arasında koşturur durur onlar. “Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar.” (Rahmân 44) Kâfirlerin cehennemdeki durumları işte böyledir. Mü’minlerin durumları ise onlarınkinden çok farklıdır. Orada onlar için tertemiz su ırmakları vardır. Hiç bozulmayan, sürekli taptaze su ırmakları vardır. Tadı, kokusu hiçbir zaman bozulmayan süt ırmakları vardır. Rableri tarafından yaratıldığı gibi fıtrat-ı aslîyesi bozulmamış süt ırmakları… Ama bu sütler hayvanların göğüslerinden sağılmış sütlerden değildir. Allah tarafından kaynak olarak çıkarılmış ve akıp giden nehirlerdir bunlar. Sonra yine orada mü’minler için içenlere zevk ve lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Ama bu şaraplar dünya şaraplarına benzemez. İçenlere sarhoşluk vermez, akıllarını gider-mez, abuk sabuk konuşturmaz. Orada onlar için her türlü meyveler vardır. Amellerinin, sa’ylerinin semeresi ve meyveleri vardır onlar için. Tabi bunlar, bu meyveler ihtiyaç için değil lezzet içindir, keyif içindir. Tüm bu nîmetlerin ötesinde onlar için Rablerinden bir mağfiret vardır. Hattâ böyle vücutlarını parça parça edecek kaynar sularla ateşlerin arasında kahrolan cehennemliklerin zaman zaman cennetlikleri görecekleri ve onların durumlarına muttali oldukça hasretten kahrolacakları anlatılır. Cehennemlikler, cennetteki mü’minleri pınarlar başlarında, hûriler eşliğinde, ellerinde şaraplarla, birbirlerine girmiş, girift olmuş muz bahçeleri arasında, çağlayanların ortasında, bal-dan ırmakların, sütten nehirlerin kenarlarında zevk-ü sefa içinde birbirleriyle kadeh alış-verişlerini görünce: “Bize biraz su veya Allah’ın size verdiği rızktan gönderin” diye seslenirler.” (A’râf 50) Ey mü’minler! Ey Allah’ın rahmetine ermişler! Ey yaşamaya hak kazanmışlar! Ne olursunuz, Allah aşkına şu içtiğiniz sularınızdan, şaraplarınızdan, şu keyfini çıkardığınız rızıklarınızdan, ballarınızdan, sütlerinizden, şaraplarınızdan, şerbetlerinizden, meyvelerinizden, üzümlerinizden, incirlerinizden, muzlarınızdan, elmalarınızdan, portakallarınızdan, bıldırcınlarınızdan, helvalarınızdan biraz da bizim tarafa gönderseniz, biraz da bizim tarafa dökseniz olmaz mı? Yandık, öldük, bittik, mahvolduk diye yalvaracaklar. Gerçekten dayanılmaz bir azabın içinde olacaklar. Gölge olarak yalnız dumanın bulunabileceği, yiyecek olarak dari dikeni, irin, cehennemliklerin göz yaşları, içecek olarak da hamîm, maden eriyiği ve kaynar su bulunabilen bir azap düşünün. Bir damla suya muhtaç, bir gram oksijene hasret dayanılmaz bir azabın içindelerken cenneti görüyorlar, cennetlik Müslümanların nîmetler içinde yüzdüklerini görüyorlar ve yalvarıp yakarmaya başlıyorlar.