8. “İnanmış olanların yüzleri, o gün pırıl pırıldır.” Rabbimiz birinci gruptaki insanların durumlarını anlattıktan sonra, şimdi de mü’minlerin durumlarını anlatmaya başlıyor. O gün kimi yüzler de vardır ki, başarı neticesinde, sürur içinde ışıldar, parlar dururlar. Yani karşılaştıkları güzel âkıbetler karşısında memnun, neşeli, sürurlu, sevinçli, pırıl pırıl böyle parlak yüzler vardır. Tıpkı Mutaf-fifin sûresinin anlattığı gibi: “İyiler, şüphesiz nîmet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler. Onları, yüzlerindeki nîmet pırıltısından tanırsın.” (Mutaffifin 22-24) Orada mü’minler yüzlerinin pırıltısından tanınacaklar. Çünkü onlar orada Allah tarafından ağırlanacaklardır. Onlar için orada büyük bir ağırlanma vardır. Orada Allah’ın sonsuz lütfuna ve ebedî ağırlamasına gidiyor mü’minler. Orada mahrumiyet yoktur. Orada üzüntü verici herhangi bir şey yoktur. Kur’an’ın başka bir yerinde Rabbimiz o mü’minler için "Tuhberun" ifadesini kullanır. Bu kelime, Allah’ın nîmetlerinin insanın yüzüne, içine, kalbine, benliğine sinmesi anlamına gelir. Allah’ın nîmetlerinin eseri insanın yüzünde, gözünde ve tüm benliğinde hissedilecektir. Sevinçleri, memnuniyetleri, yüzlerinden, gözlerinden, hallerinden ve tavırlarından etrafa taşacaktır. Onları görenler her taraflarından bu nîmetlerin sevincinin aktığını hissedecektir. Dünyada işledikleri salih ameller ve yaşadıkları vahiy kaynaklı hayatları şükre değer görüldüğü için cennette süslenip ziynetlendirilecekler, ikram olunacaklar. Cennet onlarla özdeş olacak. Cennet ve nîmetleri onların içlerine, dışlarına sinecek ve tüm zerrelerinde etkisini gösterecektir. Cenneti kuşanacaklar, sevinci giyinecekler, hep neşeli, hep canlı olacaklar. Allah’ın rahmeti onları çepeçevre kuşatacak ve Allah’ın nîmetleriyle iç içe olduklarını her an hissedecekler de, bütün bunların Rablerinden geldiği şuuru içinde Rablerine karşı sürekli bir hayranlık ve şükran duygusu içinde olacaklar.