Haşr Suresine Dön

Haşrالحشر

9. Ayet

9Haşr Suresi

وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ

Kendilerinden önce (Medine) yurdunu hazırlayan ve iman ehli olan (Ensâr), onlara hicret edenleri severler ve (Muhâcirlere) verilenlerden dolayı içlerinde bir çekemezlik hissetmezler. Şiddetle ihtiyaç duymalarına rağmen (kardeşlerini) kendilerine tercih ederler. Kim de nefsinin bencilliğinden korunursa işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Tefsir

Fî Zılâli'l-Kur'ân

9- Daha önce Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, göç eden yoksul kardeşlerini öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir. İşte bu da Ensarı temel karekteri ve özellikleriyle ortaya koyan gerçekçi ve apaydınlık bir tablodur. Bu nitelikleriyle eşsizleşen ve göklere yükselen bu topluluk eğer bizzat yaşamamış olsaydı, insanlar O'nu derin hayal gücünün ürettiği uçup giden hayaller, kanatlanmış ütopyalar ve idealler dünyasındaki güzel örnekler sanırlardı. "Daha önce Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler." Yani hicret yurdunu Peygamber şehrini. Bu şehre Muhacirlerden önce Ensar yerleşmiş bulunuyordu. Aynı zamanda orada imanı da yerleştirmişlerdi. Sanki iman onların evi ve yurdu olmuştu. Bu gerçekten derin anlamları taşıyan bir ifadedir ve Ensarın iman konumunu tasvir edebilecek en güzel ifadedir. Çünkü iman onların yurdu, onların konuğu ve kalplerinin içinde yaşadığı vatan haline gelmişti. Ruhları orada rahata kavuşuyordu. Hep onun üzerine atılıyorlar ve onunla huzura kavuşuyorlardı. Tıpkı bir insanın kendisini güven içinde evine atıp orada rahat ve huzura kavuşması gibi. "Kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı duymazlar: ' İnsanlık tarihi bugüne kadar Ensarın Muhacirleri karşıladığı gibi sosyal bir olaya şahit olmamıştır. Bu kadar zengin bir gönülle, bu kadar bol ve cömertçe yardımlarla ve bu kadar gönülden paylaşmalarla hiçbir topluluk bir topluluğu karşılamamıştır. Hiçbir topluluk bir başka topluluğu bu kadar bağrına basmamış ve onun tüm yükünü üstlenmemiştir. Tarihin kayıtlarında görüyoruz ki; her hicret eden adam mutlaka kura ile bir Ensarın evine yerleşmiştir. Zira bir göçmeni barındırmak isteyenlerin sayısı göç edenlerin sayısından her zaman fazla olmuştur! "Onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı duymazlar." Yani Muhacirlerin kavuştukları makamlar, bazı durumlarda elde ettikleri imkanlar burada sözü edilen ganimet gibi sırf onlara ayrılan mallar konusunda içlerinde hiçbir kaygı ve endişe taşımazlar. Onlara ilişkin hiçbir endişeleri yoktur. Ayet-i kerime "onlara karşı hiçbir kıskançlık ve dargınlık hissetmezler" demiyor. "Hiçbir şey hissetmezler." diyor. Bu da onların gönüllerinin tertemiz olduğunu kalplerinin arı duru olduğunu ifade ediyor. Yani onların içlerinde kötülük namına hiçbir ize rastlayamazsınız demek istiyor. "Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi göç eden yoksul kardeşlerini kendilerine tercih ederler." Kişinin ihtiyacına rağmen başkasını kendisine tercih etmesi üstün bir erdemliliktir. Ensar bu konuda insanlığın eşine rastlamadığı bir dereceye ulaşmıştır. Onlar her defasında ve her durumda insanların geçmişte ve günümüzde alışageldikleri sınırları harika bir şekilde aşmışlardır. "Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." İşte insanı bütün iyiliklerden alıkoyan bu cimriliktir. İnsanın içindeki bu bencilliktir. Zira iyilik herhangi bir şekilde fedakarlıktır, cömertliktir. Malda özveri duygularda ve heyecanlarda özveri, çabada özveri ve gerektiğinde hayatını ortaya koymakla gerçekleşecek özveridir. Sürekli almayı düşünen, hiçbir zaman vermeyi düşünmeyen cimri bir insanın iyilik yapması mümkün değildir. İşte içindeki bencilliğini yenen bir insan, kendisini iyilikten alıkoyan her engeli aşmış demektir. Artık o cömertçe, bol bol vererek iyiliğe özgürce ulaşabilir. İşte gerçek anlamı ile kurtuluş da budur.