3. “Denizler kaynaştığı zaman,” Denizlerin tefciri anlayabildiğimiz kadarıyla yarılıp akıtılması, aralarındaki berzahların kaybolup tek deniz haline gelmeleridir. Araları açılıp denizlerin birleştirildiği, tek deniz haline geldikleri, getirildikleri zaman. Veya denizler taşıp tüm karaları kapladıkları zaman. Tüm yeryüzü sularla dolup taştığı zaman. Nuh tufanı gibi tüm yeryüzünün bir tufana maruz kalması anlatılıyor. Ya da denizler yanmaya başladıkları zaman. Denizlerin yanmasını bugün anlamakta güçlük çekiyoruz. Çünkü bu sadece kıyâmet günü olacak bir hadisedir. Önceden bunun örneğini göremedi-ğimiz için anlamakta da güçlük çekiyoruz. Ancak bu işin şu iki şekilde olabileceğini anlamaya çalışıyoruz: 1. Yerin merkezinde mağma tabakası, maden eriyiği var ya, işte denizler tabanından delinecek ve oradan mağma fışkırmaya başlayacak ve böylece denizler alev alev yanmaya başlayıverecek. Şurada, yanı başınızda böyle bir alev patlamasının gerçekleştiğini bir düşünün. Düşünün ki tüm denizler, tüm sular alev kesilmiş. Ne yapacaksınız? Nereye kaçacaksınız? 2. Ya da denizler şöyle yanacaktır: Suyun terkibi iki molekül hidrojen ve bir molekül oksijendir. Oksijen ve hidrojenin bileşimidir su. Oksijen de, hidrojen de yanıcı gazdır. İkisi böyle bir oranla birleşince su olmuşlardı. İşte bu oksijenle hidrojen ters bir ayrışımla ayrışıp da denizler alev, alev yanmaya başladıkları zaman. Veya bunu bir de şöyle anlamaya çalışıyoruz: Suyu çekilip te denizler kupkuru kurudukları zaman. Ateş çölüne döndükleri zaman. Buraya kadarki ilk üç âyette kıyâmetin ilk safhası anlatıldı. Kı-yâmetin kopuşu esnasında ulyâ ve süflâ’da olacaklar gündeme getirildi. Bundan sonraki âyetlerde de kıyâmet sonrası olacaklar anlatılacak. Bakın Allah şöyle buyuruyor: