5. “İnsanoğlu, ne yaptığını ve ne yapmadığını görür.” İşte o zaman anlayacaktır insan. Anlayacaktır kişi. Neyi? Takdim ettiklerini, tehir ettiklerini. Neleri yapmış? Neleri ihmal etmiş? Bunu anlayacaktır insan. Şerden takdim ettiklerini, hayırdan tehir ettiklerini anlar. Farzlardan yaptıklarını, farzlardan terk ettiklerini anlar. Veya amellerinin evvelini ve ahirini anlar kişi. Yani yapması gerekirken yap-madıklarını, yapmaması gerekirken yaptıklarını. Konuşması gerekirken konuşmadıklarını, susması gerekirken konuştuklarını anlar. Sev-mesi gerekirken sevmediklerini, küsmesi gerekirken küsmediklerini. Bakması gerekirken bakmadıklarını, bakmaması gerekirken baktıklarını. Vermesi gerekirken vermeyip tuttuklarını, vermemesi gerekirken verip israf ettiklerini anlar ve bilir. Malından Allah yolunda infak edip verdiklerini, vermeyip varislerine bıraktıklarını anlar. Çünkü peygamberimiz bir hadislerinde “kişinin malından dünyada yediği, giydiği ve infak ettiği kendisine aittir. Geriye bıraktıklarıyla onun bir ilgisi yoktur” buyuruyor. Yani geriye bı-rakılan mal o mala sahip olan vereseye aittir. İnfak ederlerse sevabı onlarındır. Malı bırakanın bundan bir istifadesi yoktur. Veya kişi o gün kendi yaptıklarını ve arkasına bıraktıklarını bilir demektir bunun manası. Hem bizzat kendi elleriyle yaptıklarını hem de yol olarak, sünnet olarak, metot olarak arkasına bıraktıklarını da bilir ve anlar. Hani iyi ve kötü çığır açma hadisi vardı ya, işte insan ar-kasında bıraktığı kötü çığırın kendisinden sonra nelere mal olduğunu, insanların o yoldan giderek nasıl saptıklarını, yazdığı ve arkasına bıraktığı o zararlı kitaptan insanların nasıl zehirlendiklerini, yıllar yılı o mikrobun kaç kişiyi zehirlediğini de anlar. Açtığı bu kötü çığırın günahı ve de kıyâmete kadar bu çığırdan giden insanların günahlarının bir mislinin de kendi defterine yazıldığını bilir ve anlar. Veya açtığı, arkasına bıraktığı güzel çığırdan giden insanların nasıl hidâyeti bulduklarını, bu insanların sevaplarının bir mislinin kendi defterine yazıldığını anlar kişi. O gün insan hem kendi yaptıklarını hem de arkasına bıraktıklarını anlayacaktır. Meselâ birisi zinanın, zina evinin ilk baniliğini yapmıştır. Yani zina adına ilk çığırı açmış, genelevleri kurmuştur. Veya a-dam ilk defa futbol sahâlârının yollarını, sinemanın, fâizin, içkinin, ku-marın yollarını göstermiş, bu konuda ilk çığırı açmışsa kıyâmete kadar o yoldan gidecek tüm zinacıların, tüm fâizcilerin, içkicilerin günahları, onlarınkiler eksilmeksizin bu ilk çığır açan kişiye yüklenecektir. Fâizin, içkinin tanıtımını yapanlar da aynen bunun gibidir. Ya da barı, pavyonu evin içine taşıma adına video ve televizyon teminine yardımcı olanlar da onu seyredenlerin günahlarının bir mislini yükleneceklerdir. Hattâ yeryüzünde ilk adam öldürme çığırını açtığı için Hz. Adem’in oğlu Kabil kıyâmete kadar adam öldürenlerin günahlarının bir mislini sırtına yüklenecektir. Ama kim de iyi bir çığır açmışsa kıyâmete kadar o yoldan giden insanların sevaplarının bir misli onun defterine yazılacaktır. Defterinde yazılmış bulacaktır yarın kişi bunu. İnsanların Müslümanlaşması, insanların İslâm, Kur’an ve sünnete yönelmeleri adına kim bir çığır açarsa, kim bir adım atarsa bilelim ki onlarda meydana gelen değişimlerin sevaplarının bir misli o kişinin defterine yazılacaktır. İnsanlar hangi yolda çığır açmışlarsa o çığırdan gidenlerin se-vap ya da günahları onları ilgilendirmektedir. Yarın kişi bunları defterinde bulacak ve bilecektir. Demek ki insanın yaptıkları sadece kendisiyle sınırlı kalmamaktadır. Anlıyoruz ki insan sadece kendi yapıp ettiklerini değil, arkasına bıraktıklarını da bilecek ve anlayacaktır. Kafasında ve vücudunda taşıdığı virüsü kendisinden başka çocuklarına ve daha sonraki nesillere de aktarmaktadır. Dolayısıyla bu eyleme adâlet gereği ceza ya da mükafatın takdiri de ancak gelecek nesillere intikali ve yaptığı tesirlerle ancak hükme bağlanabilecektir. Meselâ bir savaş başlatıp döneminde milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuş bir adam düşünün. Hattâ bununla da sınırlı kalmayıp arkasından asırlarca milyonların hayatını kötü yönde etkileyen miras bırakmış bir kişi düşünün. Bu dünyada böyle birisini kim cezalandırabilir? Bu adamın cezalandırılabilmesi için, bu adama verilebilecek cezanın takdir edilebilmesi için elbette onun bu mirasından kıyâmete kadar etkilenmiş tüm insanların toplanmaları gerekmektedir. Demek ki insan dirildikten sonra ne yaptı? Ne etti? Ne işledi? Ne adına yaptı? Kim adına yaptı? Arkasına nasıl bir yol bıraktı? Bu yoldan kaç kişi gitti? Kaç kişi kurtuldu? Kaç kişi zehirlendi? Kabirler deşilince, neşr-i suhufla, amel defterlerinin dağılmasıyla bunu bilecektir kişi. Öyleyse yarınımız için iyi şeyler takdim edelim. Geleceğimizi garanti altına alma adına önceden güzel ameller gönderelim, onlar Rabbimizin yanında emanette kalsın, yarın ona en çok muhtaç olduğumuzda onu ondan alırız. Arkamızda da güzel şeyler, güzel çığırlar, güzel yollar bırakalım. Öyle bir miras, öyle bir yol bırakalım ki çocuklarımıza, onlar o yoldan gittikleri takdirde doğruca cenneti bulsunlar. Yarın arkamıza bıraktıklarımızdan da sorumlu olacağımıza göre Allah için kendimizi bir sorgulayalım. Nasıl bir miras bırakıyoruz çocuklarımıza? Bizler şu anda bizden sonra yaşayacak çocuklarımıza nasıl bir yol bırakıyoruz? Arkamıza bıraktığımız yol, çoluk çocuğumuza bıraktığımız usul, onlara gösterdiğimiz din, onlara örneklediğimiz kulluk, çevremize ulaştırdığımız teklifler acaba yarın karşımıza nasıl bir sonuç çıkaracak? Acaba bizim arkamızdan gelenler de, “ya Rabbi bizi bunlar saptırdı. Bize öyle bir yol, öyle bir din bıraktılar ki biz de onu gerçek yol zannettik. Onu gerçek din zannettik. Bize öyle bir hayat anlayışı, öyle bir mal anlayışı, öyle bir kazanma harcama anlayışı, öyle bir gece hayatı, öyle bir gündüz hayatı örneklediler ki biz de onu gerçek bir hayat zannettik. Bizi başkası değil bunar saptırdı ya Rabbi” demeyecekler mi acaba? Çocuklarımızdan, torunlarımızdan bu şikâyetlerle, bu lânetlerle karşılaşmayacak mıyız acaba? Bu âyetler ışığında Allah için kendimizi sorgulamak zorundayız.