19-20. “Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın. Oranın neresine baksan, nîmet ve büyük bir saltanat görürsün.” O mü’minlerin etrafında Vildanlar böyle pervane gibi dolanırlar. Ama Muhalledûndur bunlar. Yani ölmezler, ihtiyarlamazlar, hep çocuk kalırlar, hep genç ve tomurcuk kalırlar. Bunlara ğılman da denilmiş. Sen onları bir görsen, zannedersin ki, böyle etrafa dağıtılmış, çevreye yayılmış inciler gibi. Biz dişi ancak inciye benzetebiliyoruz, bir de insanın bizzat kendisi inci gibi olunca, eh artık varın güzelliğini siz düşünün. Sonra bir de cennetteki hizmetçiler böyle olunca sen var düşün hizmet edilenler nasıl akacak? Evet hizmetçiler böyle, hizmet ortamı böyle, cennet böyle. Sen bir de oraya lâyık olanların güzelliğini bir düşün. Baktığın zaman orada, her nereye baksan bir nîmet ve pek büyük bir mülk görürsün. Yani gözün alabildiğine güzellik, ulaşabildiğine güzellik. Gözün görebildiğine, ulaşabildiğine güzellik, baştan so-na bir güzellik ve nîmet var. Her şeyi nîmet cennetin. Oturma biçimimiz nîmet, ruh dünyamız, fikir dünyamız, birbirlerimizle beraberliğimiz, yemememiz, içmemiz, konumumuz, mekânımız, zamanımız, ebedîyetimiz, hizmetçilerimiz hepsi ayrı bir nîmet. Ve bir büyük mülk görünüyor orada. Dünya mülkleriyle satın alınamayacak, ama dünyadaki mülkler sebebiyle elde edilecek bir mülk. Evet tüm dünyayı, tüm dünya mülklerini verseniz karşılığında alınamayacak, ama o dünyadan bize ayrılanı o cenneti kazanma adına yatırım yapınca elde edilecek bir cennet. Bu dünyayı, bu imkânları Allah için, Allah’ın istediği gibi değerlendirip yaşadığımız zaman kazanabileceğimiz bir cennet.