10-12. “Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse: “Mahvoldum” diye bağırır ve çılgın alevli ce-henneme girer.” Kitabını arkasından alanlar, kitabı arkasından tutuşturulanlar. Yani dünyada ben kitabımı arkamdan almak istiyorum diye bir hayat yaşayıp sonunda kitabı arkasından verilenler. Hakka sûresinde “kitabı sol taraflarından verilenler” ifadesi vardır. Burada da arkasından verilenler deniyor. Kitabını solundan alanlarla arkalarından alanlar birdir. Anlayabildiğimiz kadarıyla kitapları sollarından verilenler bundan memnun olmayıp, sollarından almamak için ellerini arkalarına atacaklar da arkalarından verilecek. Çünkü sollarından verildi mi işlerinin bi-teceğini biliyorlar. Onun için sollarından almak istemeyecekler de zor-la arkalarından kitapları tutuşturulacak. Ne korkunç bir manzara değil mi? Meselâ Müslümanların defteri, yani sağdan verilen defterler yeşil ciltli, kâfirlerinki yani defterleri soldan verilenler de kırmızı ciltli ol-sa, yahut Müslümanlarınki toprak ciltli, öbürü de ateşten ciltli olsa, cil-dini, rengini uzaktan görür görmez onu kimse almak istemez değil mi? Alınmayan da böyle arkadan verilir, tutuşturuluverir. Hainler dünyadayken kitaplarını arkalarına atmışlardı. Kitaplarıyla ilgilerini kesmişler, kitaptan habersiz bir hayat yaşamışlardı. Allah’ın kitabının önüne başkalarının kitaplarını geçirmişler, Allah’ın ki-tabını kenara almışlar, az bakılır hale getirmişlerdi. Şimdi de kitapları arkalarından veriliyor. Öyleyse unutmamak lâzımdır ki amel defterleri şu sürekli elimizin altında bulunan, bulunması gereken, elimizden hiç düşürülmemesi gereken kitabımıza göre doldurulmalıdır. Amellerimiz konusunda sürekli beslendiğimiz, sürekli diyalog halinde bulunduğumuz kitabımıza göre bu amel defterlerini doldurmak zorundayız. Tüm amellerimizde kıstas bu kitap olmalıdır. Yaptığımız, söylediğimiz her şeyi, verdiğimiz her kararı bu kitaba uygun olarak vermeliyiz. Kitabını sağından alan mutlulardan olmak istiyorsak buna çok dikkat etmek, ki-tabı hiçbir zaman elimizden düşürmemek zorundayız. Yine unutmayalım ki adamın kitabı neyse, hangi kitapla sürekli beraberse, hangi ki-tabı elinden düşürmemeye çalışıyorsa, kafasında kimin kitabının bilgileri canlıysa elbette ki amelleri de o kitap kaynaklı olacaktır. “Ya Rab bizi kitabını sağ elinden verilenlerden eyle! Aman ya Rabbi arkalarından verilenlerden eyleme!” Meselâ insan, belâlı dar bir sokağa girse, yolun bir tarafı muttakilerle dolu, öbür tarafı da şakilerle dolu olsa. Adam yolda giderken muttakiler sağından, şakiler de solundan tutsalar. Adam sağından tu-tuldu mu kurtuldu, ama Allah korusun solundan tutuldu mu işi bitti. İş-te bunun gibi solundan verildi mi defteri, işi bitik adamın. Yapabileceği hiçbir şey yoktur. “Yahu iyi ama ben beş yıl namaz kılmıştım! Benim Orucum da vardı! Turistik bir ziyaretim de olmuştu Suudi Arabistan’a!” Geçmiş olsun, işin bitti. Ama bir de sağından verildi mi? “Yahu biraz günahım da vardı?” Hayır, tamam seninki! Sen kurtuldun denilecek. Kitabını arkasından alanlar: Ah! Ölüm nerdesin? Ne olur gel de bizi bu durumdan kurtar di-yecekler. Ölümü çağıracaklar, ölüme dâvetiye çıkaracaklar, ölümü te-menni edecekler ama ölemeyecekler. Ölüm acısını her yandan hissedecekler ama ölemeyecekler. Hep ölümü yaşayacaklar ama bir tür-lü ölmeyecekler. Dikkat ediyor musunuz, zâlimler ölüm istiyorlar. İstedikleri şey yok olmak, helak olup gitmek. Kendilerini biran olsun içine gömüldükleri bu dayanılmaz azaptan, bu perişanlıktan kurtaracak bir ölüm is-tiyorlar. Ölümle bu durumdan kurtulmak istiyorlar. Hayır hayır! Siz böyle kalacaksınız! Siz cehennemde kalacaksınız! Siz azabın içinde unutulacaksınız! Ölümle kurtuluş yok! Sizin için ölmek yoktur artık! Ölümü temenni ettiren bir azabın içinde ebediyen kalacak ve unutulacaksınız! Sizin için sizi bu azaptan kurtaracak ölüm yoktur. Sonsuza dek ölümü temenni ettirecek bu azabın içinde kalacaksınız. Çünkü sizler dünyadayken bunu istediniz! Biz kitabımızı arkamızdan alacağız, biz cehenneme gitmek istiyoruz diye bir hayat yaşadınız. Halbuki dünyada size hak gelmişti. Size Allah’ın âyetleri gelmişti. Allah sizi bundan haberdar etmişti. Size Allah’ın elçileri, Allah’ın uyarıları gelmişti. Size kitap, peygamber gelmişti. Siz haktan haberdar edilmiştiniz, ama siz bu hakkı sevmiyordunuz. Siz Allah’tan gelen hakka burun kıvırıyordunuz. İslâm’ı beğenmiyordunuz. Siz Allah’ın istediği hayatı değil, keyfinize göre bir hayat yaşamayı yeğliyordunuz. Eyvah! Vah! Tuh! derken, ölüm bekleyip dururlarken arkaların-dan yedikleri tekmelerle görevliler onları içeri kaktırıverecekler. Çılgın ateşe yaslayıverecekler, sallayıverecekler.