İnşikâk Suresine Dön

İnşikâkالانشقاق

1. Ayet

1İnşikâk Suresi

اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ

Gök parçalandığında,

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

1-2. “Gök yarılıp Rabbine boyun eğdiği zaman ki gök boyun eğecektir.” Sema yarıldığı, gök şaklandığı, gökyüzü şak şak yarılıp parçalandığı zaman... Gün olacak, dönem gelecek, devran dönecek ve gökyüzü şakk olacak. Semanın semalığı bitecek, fonksiyonu sona e-recek. Sahi şu anda var mıydı semâ? Haberiniz var mı semânın var-lığından? Veya fonksiyonundan? Şu şehir hayatı gerçekten semâmızı alıp götürmüş. Bizim semâyla ilişkimizi kesmiş. Halbuki semâ sinesindeki binlerce Allah âyetiyle elimizden tutup bizi Rabbimizin gücünü, kudretini anlamaya, tanımaya götürecekti. Ama maalesef bugün ne semâyla, ne de ondaki Allah âyetleriyle ilişkimiz kalmadı. Bugün ayın kaçı? Ya da gökyüzünde ay var mı, yok mu? Hiç haberimiz yok değil mi? Ay’la da ilgimiz alâkamız yok, semâyla da. Yani ay olmalı mı, olmamalı mı? Onu dahi bilemiyoruz belki. Öyle ya, ay olsa ne olur, olmasa ne olur? Bize ne bundan? Halbuki Rasulullah ay için, güneş için, sema için Allah’a götürücü âyetler olarak söz eder. Bunlar Allah’ın âyetleridir. Bakın Rabbimiz bir âyetinde şöyle buyuruyor: “Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah’ın kudretinin delillerinden, âyetlerindendir.” (Fussilet 37) Gece, gündüz, ay, güneş bunlar Allah’ın âyetleridir. Bunlar Al-lah’ın varlığına şahadet eden yaratıklarıdır. Bunlar Allah’ın varlığına, ulûhiyet ve rubûbiyetine deliller, alâmetler, işaretler, âyetler ve nişanelerdir. Semâ, ay ve güneş Allah’ın âyetlerindendirler. Allah’ın âyetlerinden bu üç âyet, semâ, ay ve güneştir. Bakara’daki iki âyeti, Al-i İm-rân’daki üç âyeti öğrenmesek olur mu? Bakara’yı ve Al-i İmran’ı öğrenmesek olur mu? Bakara ha varmış ha yokmuş? Fussilet ha varmış ha yokmuş? Yani ne fark eder ki? diye bir hayat yaşarsak sonuçta öy-le olacaktır tabii. Cenâb-ı Hakk yarın: “Kullarım! Kur’an’larınızı alacağım artık! Yeter artık bugüne kadar aranızdaydı, öğrendiyseniz öğren-diniz, tanıdıysanız tanıdınız. Artık onu geri alıyorum. Geri çekiyorum artık!” dese. Bir de bakmışınız ki Kur’an artık ortalıktan kaybolmuş. Yeryüzünden Kur’an kaldırılmış. Sadece hayatınıza uygulayabileceğiniz, kendisiyle yol bulabileceğiniz kafanızda kalan âyetlerden başkası yok. Ne yaparsınız? Yani artık ortada kitap kalmamış, ne yaparsınız? Ne fark eder ki, zaten önceden de yoktu bizim için Kur’an diyorsanız. Zaten önceden de bizim dinimiz üç Kulhü bir Elhamdı diyorsanız, o zaman fark etmeyecektir. Gökteki âyetler var mı, yok mu, fark etmeyecektir. Veya şu elimdeki kitabın âyetleri var mı, yok mu, fark etmeyecektir. Bugünkü gökyüzü de böyle. Meğer parçalanacak bir gökyüzü varmış! Bizi ne ilgilendirirmiş ki bu? Bizim ne ilgimiz varmış ki bununla, diyoruz sanki. Ne semâyla, ne semâdaki âyetlerle ilgimiz yok. Eskiden adam bahçesine çıkınca, bahçesinde yatınca, veya hiç değilse gece abdest almak için sokağına, bahçesine çıkınca semâyı, bulutları, rüzgarı, ayı, yıldızları veya gündüz güneşi görebiliyormuş. Ama şimdi öyle bir iş mantığı, öyle bir çarşı mantığı, öyle bir yeraltı kazanç merkezleri mantığı geliştirilmiş ki, Allah’ın bu meşhut âyetleriyle ilgimizi alâkamızı koparıvermiş. Yaşadığımız hayatımızla, hayat programımızla Allah’a da, Allah’ın yasalarına da kafa tutuyoruz âdeta. Ya Rabbi! Sen akşam dinlence için güneşini batırıyorsan, paydos diyorsan da, bizim de güneşlerimiz var! Biz de yakarız onları! Biz de yakarız ampullerimizi ve yine de hayatımıza devam ederiz! diyoruz sanki. Sen bildiğini yap! Biz de bildiğimizi yaparız! diyerek Allah’la yarışmaya kalkıyoruz âdeta. İstersek batırırız da onu! diyoruz. Yeraltlarına inip batırıveriyoruz güneşi. Yani hayatta, hayatı Allah’a kafa tutmaya vardıran bir anlayışımız var bizim Allah affetsin. Bilmem o taraflarını ama şunu iyi dinleyin: Gün olacakmış, dö-nem gelecekmiş, devran dönecekmiş ve gökyüzü şak şak olacakmış. Kıyamet kopacak yani. Gökyüzü Allah’a boyun eğecek, Allah’ı dinleyecek, zaten ona yakışan da bu değil miydi? Yani gökyüzüne yakışan neydi ki? Şu insan gibi Allah’a kafa tutmak mı? Ben de bilirim! demek mi? Asla, Allah yarıl demişse yarılacak, birleş demişse birleşecek, dur demişse duracak, yürü demişse yürüyecek. Ay da, yıldızlar da, güneş de, semâ da, arz da ve şu çevremizdeki varlıkların tümü de Allah’ın dediğini dinleyecek. Zaten şu anda da bu varlıkların tamamı Allah’ı dinlemektedirler. İnsanın dışındaki varlıkların tamamının boyunlarındaki kulluk iplerinin ucu Allah’ın elindedir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi de Allah’a boyun büküp teslim olmuşlardır. Bir an bile Rablerine karşı gel-mezler onlar. Öyle bir gün gelecek ki, semâ Allah’ı dinleyecek ve yarılacak. Enbiyâ sûresinin haber verdiğine göre eskiden gökle yer bitişikti ve bizim imtihanımız için onların ayrıldıkları anlatılıyordu. “İnkar edenler görmüyorlar mı ki gökler ve yer bitişikti de biz onları ayırdık.” (Enbiya 30) İşte dünyadaki bizim imtihanımız için, bizim imtihan salonumuzun oluşması için bir komutla bu ikisini ayıran, bu ikisini imtihan konumuna getiren Allah, şimdi de imtihanın sona ermesiyle, imtihan so-nuçlarının okunma döneminin gelmesiyle artık gökle yeri eski haline döndürüveriyor. Yani daha önce bir komutla imtihan konumuna getirilen semâ ve arz, bu defa da ikinci bir komutla hesap konumuna getiriliyor. Hesap-kitap konumu alın! diyecek Rabbimiz ve semâ da, arz da eski hallerine getirilecek. Semâvât ve arz yeni bir şekil daha alacak. Yani şu yıkılmaz görülen, kimseyi dinlemez görülen semâ var ya, muhkem ve sarsıl-maz görülen semâ, gökyüzü var ya, Allah’ın emriyle yarılacak, yıkılacak yarın. Rabbine boyun eğecek, dinleyecek, ona itaat edecek. Zira onun zimamı Allah’ın elindedir. “Sonra duman halinde bulunan gökyüzüne yöneldi. Ona ve yeryüzüne: “İsteyerek veya istemeyerek buyuru-ğuma gelin!” Dedi. Her ikisi de: “İsteyerek geldik!” dediler.” (Fussilet 11) Allah ilgisini göğe yöneltti, gökyüzünü ele aldı, gökyüzünü mu-rad etti, gökyüzünü irade buyurdu. Yani iradesini gökyüzüne doğru yöneltti. Gökyüzünü kastetti Allah ki, o duman halindeydi. Duman ha-linde bulunan, gaz kütlesi durumunda olan semâya ve arza, ikisine birden buyurdu ki: “İkiniz de ister istemez gelin!” Tav'an yahut kerhen ikiniz birden Benim emrime boyun bükün! İkiniz birden Bana teslim olarak vücuda gelin. İkiniz birden Benim arzuma uyarak yoktan var olun! buyurdu. Onlar da, emredersin ya Rabbi! Emrin olur ya Rab-bi! İsteyerek geldik! İsteyerek senin emrine boyun büküp var olduk, dediler. Aslında burada her ikisinin de Allah’a teslim oldukları anlatılıyor. Burada bize şöyle der Rabbimiz: “Ey insan oğlu! Semâ, semâ ol-duğu halde itiraz edemez de, size ne oluyor? Siz kim, semâ kim? Siz nerde, semâ nerede? Karnınızdaki belli, cürmünüz belli, gücünüz, kuvvetiniz belli. Sizden çok daha büyük varlıklar bile Allah’ın emrine teslim olup boyun bükmüşlerken size ne oluyor da O Allah’a teslim olmuyorsunuz? Siz kime teslimsiniz? Siz kimi dinliyorsunuz? Siz kime itaat ediyor, kimin arzularını yerine getiriyor, kimin adına bir hayat ya-şıyorsunuz?” Âyetler bize ne fısıldıyor aslında? Anlayabildiğimiz kadarıyla âyetler bize şunu söylüyor: “Bak ey insan! Aklını başına al! Göklerde ve yerde ne varsa hepsi de Allah’a boyun büküp teslim olmuşlardır. Gökler ve yerlerdeki tüm yasalar Allah’a aittir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ın yasalarına boyun bükmektedir. Tüm varlıklar Allah yasalarına boyun bükmüştür. Hiçbir varlık Allah’ın yasalarının dışına çıkamaz. İşte sizden ve sizin dünyanızdan çok daha büyük varlıklar Allah’a, Allah’ın hak yasalarına boyun bükmüşken, her şey üzerinde Allah’ın hükmü ve iradesi hakimken, tüm varlıklar Rablerine teslimken siz kime teslimsiniz? Ay, yıldızlar ve semâ, gökyüzü, yeryüzü, her şey o büyüklüğüne, o yüceliğine, o azametine rağmen Allah’ı dinliyor da size ne oluyor da Rabbinizi dinlemeye yanaşmıyorsunuz? Ay, yıldız, güneş, ecram-ı semavîye denilen her şey Allah’a kulluk ya-parken, Allah’ı dinlerken nasıl oluyor da yine Allah’ın yasaları gereği kendilerine irade verilmiş olan insanlar Rablerinin emirlerine kafa tu-tarak kâfir olabiliyorlar? Nasıl oluyor da bu insanlar Rablerinin yasalarını kabule yanaşmıyorlar? Nasıl oluyor da Rablerinin hak yasalarını bırakıp başkalarının yasalarına kulluk etmeye çalışıyorlar? O yasalarına kulluk etmeye çalıştıkları varlıklar mı yaratmış bu gökleri ve yeri? Göklerde ve yerde işleyen yasaları, kendi vücutlarına egemen olan yasaları onlar mı koymuşlar? Gökler ve yerlerde egemen olan onlar mı?”