3-5. “Yer düzeltilip, içinde olanları dışarı atarak boşaldığı zaman ve yer Rabbine boyun eğdiği zaman ki yer boyun eğecektir (herkes yaptığının karşılığını görecektir).” Yer düzeltildiği, uzatıldığı zaman. Dağlar, dereler, tepeler dümdüz düzeltildiğinde. Yeryüzünün uzatılması, yayılması, genişle-tilmesi, uzatılması anlatılıyor. Türkçe’de bu kelimenin şöyle bir türevi kullanılır: Temdit. Kur’an-ı Kerîm’de zaman için de, mekân için de temditten söz edilir. Zaman için de, mekân için de bir uzatılma söz konusudur. İşte bu âyette de mekânın uzatılmasından, yeryüzünün genişletilmesinden söz ediliyor. Artık dağlar mı düzletilip arz genişletilecek? Yer mi eklenecek? Veya Ay’dan, Merih’ten biraz toprak mı ge-tirilip ilâve edilecek, bunu bilemiyoruz. Nasıl olacak, bunun keyfiyetini bilmiyoruz. Yani yerinden söküp getirdiği ayı mı ekleyecek dünyaya, yıldızı mı, bilmiyoruz. Yoksa yüksekler düzleşince, çukurlar dolunca mı uzayacak bilmiyoruz. Ama ne gerek var bunu bilmeye? Değil mi ki bunu yapan bunun on mislini de yapar. “Ol” deyiverir, o kadar. Peki biz nesini biliriz bunun? Bize lâzım olan ne burada? Bize lâzım olan bu düzen değişecek, biz bunu biliyoruz, bize bu lâzım. Bu düzen değişecek ama bu, bu düzenin bozulması manasına gelmez. Bozuk düzeni düzeltecek Rabbimiz. Bizim bozduğumuz düzenleri de düzeltecek. Rabbimiz, gökler ve yere önce bir komut vermiş. “İmtihan düzeni al!” demiş, gökler ve yeryüzü bizim imtihanımız için imtihan konumu almışlar. Sonra imtihan bitip de imtihan sonuçlarının ilânı dö-nemi gelince de, ikinci bir komutla hesap konumu alın! diyecek Rab-bimiz, onlar da bu konumu alacaklar. Meselâ farz edin ki bir çocuk evde dolabın içine yerleştirilmiş iki yüz kaseti oradan indirmiş, evin içinde onlarla oyun oynuyor. Kasetlerle ev yapıyor, garaj yapıyor, yollar yapıyor, araba yapıyor, çitlerle çevrili bahçe yapıyor. Sonra annesi geliyor ve: “Yaramaz çocuk! Evin düzenini bozmuşsun” diye kasetleri toplayıp dolaba koyuyor. Şimdi hangisi bozma, hangisi düzeltmedir bunun? Çocuğunki mi boz-ma, yoksa annenin yaptığı mı? Çocuğa göre anneninki bozma, anneye sorsanız çocuğunki bozmadır, değil mi? Yani bu iş anneye göre düzeltme, çocuğa göre bozmadır. İşte bu kıyametle olup bitenler, belki bize göre bozmadır ama Allah’a göre düzeltmedir. Allah önce dünyayı imtihan düzeninde yaratmıştır. Dünyaya, semâya, toprağa, tuğlaya, suya, ateşe, havaya, aya, yıldızlara, güneşe imtihan konumu alın demiş, onlar da konumlarını almışlar. Yarın da hesap konumu alın diyecek, onlar da bu defa hesap konumu alacaklar. Sonra: Arz içindekileri, karnında ne varsa hepsinini atacak. Ne var ar-zın karnında? Bazı şeyleri gömüyorsunuz ya toprağın altına. Ne gömüyoruz? Ev, dükkan diye emeklerimizi, alın terlerinizi gömüyorsunuz ya. Yeryüzü yiyeceklerinizi, kalbinize gömdüklerinizi, öğrenip de çoluk-çocuğunuza, çevrenize anlatmayarak sır küpü gibi kafanızda toprağa gömdüklerinizi, her şeyi dışarıya atacak. Tıpkı hamile bir kadının karnındakini dışarıya atması gibi yeryüzü de hamlini boşaltıp sînesindekilerin tümünü dışarıya atacak. Veya o gün yeryüzü esrarını keşfedecek, sırlarını açacak, esrar perdesini kaldırıp lehte ve aleyhte şahadette bulunacak, bildiklerini, gördüklerini anlatacak. Yeryüzü Hz. Adem’den (a.s) bu yana sînesine gömülmüş ölüleri kabirlerinden fırlatıp atacak. Sînesindeki tüm cesetleri dışarıya atacak yeryüzü. “Nasibindir gezdiren yer yer seni, Önce besler sonra yer yer seni” Diyordu ya şairin biri. İşte önce besliyor yeryüzü insanı, sonra da kendisi yiyor onu. Hoş aldı lokmayı ağzına, aldı insanı sinesine ama hep orada kalsaydık ya diyor kimileri. “Madem aldı bizi sinesine, bari bırakmasaydı ya, diyor kâfirler. Bir daha dirilme olmasaydı ya. Unutulup gitseydik ya. Sümen altı olsaydık, unutulup gitseydik te bir daha hesap kitap olmasaydı ya,” derler. Bu âyeti duyan kimileri çocuklarına vasiyet ediyorlarmış. “Ben öldüğüm zaman beni 150-200 metre toprağın derinliğine gömün diye. Neden? Yarın yeryüzü sallanıp da bağrındakileri dışarıya attığında kendisinin yerin altında kalıp dışarıya atılmaktan, tekrar dirilip hesap-kitaptan kurtulmak, sümenaltı olmak için, kimileri de ben öldükten sonra cesedimi yakın, Ganj’a, Fırat’a külümü atın” diyor. “Benim cesedimi parçalayıp organlarımı isteyenlere dağıtın” diyenleri görüyoruz. Herhalde bizde de mezarın üzerini beş on tonluk mermer yığınlarıyla kapatırken aynı endişeyle bu işi yapıyorlar. Yarın yeryüzü sallandığında bu sarsıntıdan kurtulmak ve toprağın altında kalmak için yapıyorlar. Ama kim ne yaparsa yapsın, arz o gün bağrındakilerin tümünü dışarıya atacak ve bundan hiç kimse kurtulamayacaktır. Bakın Nâziât sûresinde bunun hiç de zor olmadığını Rabbimiz şöyle anlatır: “Zor değil, bu olay bir tek haykırmaya, bir anonsa bakmaktadır. Bir de bakmışsın ki hemen uyanırlar.” (Nâziât 13,14) Bir de yeryüzünün sinesinden atılacak olanlarla alâkalı yerin içindeki hazîneleri, defîneleri, altınları, gümüşleri dışarıya atacağı da söylenmiş. İnsanların bir ömür boyu uğrunda çırpındıkları, elde etmek için koşturdukları, bunsuz olmaz diyerek kıbleleştirdikleri, tapındıkları şeylerin değersizliği ortaya konulacaktır. O hengamede insanlar onlara yönünü dönüp bakmayacaklar ve bu değersiz şeyler uğrunda ne kötü bir ömür tükettiklerini anlayacaklar. Müslim’de bu hususu anlatan bir hadis var. Ebu Hureyre efendimizin rivâyet ettiği hadislerinde Allah’ın Resûlü bakın şöyle buyurur: “Yer içindeki ciğerparelerini, altın ve gümüşlerini plaklar halinde dışarıya atar. Sonra katil gelip: “Ben işte şunun için öldürmüştüm,” der. Akrabalarını terk eden, sılayı rahmi kesen kişi gelip: “Ben işte bunun için akrabalarımı terk etmiştim,” der. Hırsız gelip: “İşte şunun için benim elim kesilmişti,” der. Sonra onları terk ederler ve hiçbir şey de almazlar.” Bir gün gelecek, arz deşilip içindekileri dışarıya atılacak. Arz gördüklerine, duyduklarına şahitlik edecek. Kalplerdekiler, sinelerdekiler de devşirilecek, derlenip toparlanacak. Göğüslerdeki tüm niyetler, düşünceler, arzular, hedefler, tutkular ortaya dökülecek. İnsanların yaşadıkları hayatta kalplerinde besledikleri, içlerinde taşıdıkları, gönüllerinde gizledikleri her şey açığa çıkacak, ortaya dökülecektir. İnsanın gizlediği, sakladığı tüm sırları deşifre edilecek, tüm ayıpları ortaya dökülecektir. Yani kalplerin hâsılası devşirilecektir. Kim ne düşünmüş, ne yapmış? Ne yapmayı hedeflemiş? Yaptıklarını yaparken ne adına, kim adına yapmış? Kimi razı etmek için yapmış? Yaptıklarının yaptırıcısı kimmiş? İşlediği ameli hangi niyetle işlemiş? Allah için mi, toplum için mi? Çevreyi memnun etmek için mi? Âdetler böyle istiyor diye mi? Amir böyle emrediyor diye mi? Modayı memnun etmek için mi? Gizliliklerin tamamı boşalacak. Arz, Rabbine kulak verecek ve bildiği gördüğü her şeyi ortaya dökecek. Zaten ona yakışan da budur. İşte bu dünyanın sonu buna gidiştir. Şu anda evler yapılıyor sağlam gibi, ama gide gide sonunda yarılmaya, yıkılmaya gidiyor. Ba-kın Allah buyuruyor: