İnşikâk Suresine Dön

İnşikâkالانشقاق

6. Ayet

6İnşikâk Suresi
Mushafta Aç

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاق۪يهِۚ

Ey insan! Hiç şüphesiz sen, Rabbinin (rızası için) sürekli çabalayacaksın ve sonunda O’nunla karşılaşacaksın.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

6. “Ey İnsanoğlu! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalarsın, sonunda O’na kavuşacaksın.” Öyleyse ey insan! Unutma ki sen Rabbine doğru çabalıyorsun! Sen Rabbine kavuşuyorsun da sonunda zaten. Ey insan! Sen hızla ölüme doğru koşmaktasın! Bir maraton gibi hızla Rabbine doğru gidiyorsun! Ey insan! Senin dünyada tüm çaban, tüm gayretin, uğraşın, gitmen, gelmen, yürümen, durman, yatman, uyuman, yemen, içmen hep Rabbine doğrudur. Her şeyin Rabbine yöneliktir. Sonunda sen O’nunla karşı karşıya geleceksin. İnsanlar dünyada bütün gayretlerini, bütün çabalarını Allah’ı bulmaya, Allah’la karşı karşıya gelmeye harcarlar. Tüm gayretler buna yöneliktir. Yani insan dünyada ne yaparlarsa yapsınlar, ister kulluk, ister küfür, ister ibadet, ister isyan, ister itaat, ister ret, ne yaparsa yapsın her yaptığıyla Allah’a yaklaşıyor demektir. Her haliyle Allah’a doğru gidiyor demektir. Kişi her nefesi yaşama adına alır ama her nefesiyle Allah’a yaklaşıyor. İnsanoğlu yaşamak için nefes alır ama her nefesi onu ölüme biraz daha yaklaştırmaktadır. Nefes almasa ölecek, ama nefes alsa yine ölecek. Hani acele giden ecele gider, yavaş gidenin de ecel arkasından yetişir ya, işte insanoğlu her adımda mezardan kaçar ama, her adımda ona doğru biraz daha yaklaşır. Öyleyse unutmayalım ki bizim de tüm çabalarımız, tüm uğraşlarımız mezara doğrudur. Biz şu anda mezar aramaya çıkmışız. Belki şu anda içimizden birisi burada bulacak aradığı mezarını. Burada öl-dük mü işte mezarımız burası. Şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkar-mayalım ki, şu anda üzerimizdeki elbisemiz ilk kefenimiz ve şu anda üzerinde oturduğumuz mekân bizim ilk mezarımız olabilir. Her şey yokluğa, yok olmaya doğru gidiyor. Semâ, arz, ay, güneş, yıldızlar, bitkiler, insan her şey yokluğa doğru gidiyor. Hepsi gitsin ben kalırım, ben gitmek istemiyorum diyemezsiniz. Öyleyse bu inanca göre hareket edelim. Hayatımızı bu inanca bina edelim. Her an Allah’la karşı karşıya geleceğimizin şuurunda ola-lım. Ölümü hayatın içinde kabullenelim. Ölüm elde bir, ahiret elde bir diyelim ve öyle yaşayalım. Kıyameti iki kaşımızın arasında bilelim. Öyle miyiz acaba şu anda? “Allah’a kavuşmayı (Allah’la karşılaşmayı) yalanlayanlar doğrusu kaybedenlerdir ki kıyamet saati ansızın onlara geldiği zaman ağırlıklarını arkalarına yüklenip: “Dünyada işlediğimiz büyük kusurlardan ötürü yazıklar olsun bize!” derler. Dikkat edin onların yüklendikleri şeyler ne kötüdür!” (En’âm 31) Allah’la karşı karşıya gelmeyi ummayanlar, Allah’a kavuşup O’nun sorgulamasıyla karşı karşıya geleceklerine inanmayanlar, dünya hayatına razı olanlar, dünyayı tatminkar bulanlar, dünyanın ötesindeki bir hayatın varlığına inanmayıp özlemini duymayanlar, “Varsa da yoksa da yaşadığımız şu hayat vardır. Burada kam almaya bakalım” diyenler. Yaşadıkları hayatlarında ahiret inancının kokusu bile olmayanlar, işte hüsrana mahkum olanlar bunlardır. İşte eli boşa çıkanlar, kaybedenler bunlardır. Hasret çekenler bunlardır. “Eyvah! Vah! Tuh! Yazıklar olsun bize! Yuh olsun bize! Vah orada yaptıklarımıza! Yazıklar olsun bizim anlayışlarımıza! Yazıklar olsun bizim hesabımıza! Eyvah yaptıklarımıza! Eyvah yapmamamız gerekirken yaptıklarımıza! Eyvah yapmamız gerekirken yapmadıklarımıza!” diyerek dövünecekler, kaybettikleri fırsatlarından ötürü hasret çekecekler. Dünya ile aldanmışlardır bunlar. Onu kendilerinin sandılar, aldandılar. Onu ebedî zannettiler, aldandılar. Sanki dünyayı hiç bitme-yecek, tükenmeyecek zannettiler, aldandılar. Dünyanın içindekilere meylederek aldandılar. Dünyanın konumu onları aldattı, aldandılar. Kuralları gereği dünyada Allah dokunmuyordu onlara. Dünyada imtihan gereği içki içene de dokunmuyordu Allah. Namaz kılana da do-kunmuyordu, zina edene de dokunmuyordu, dünyanın yönetimine Al-lah’ı karıştırmayanlara da dokunmuyordu. Allah’a kulluk yapana da, âdetlerin, çevrenin, modanın, şeytanın, tâğutların, nefislerinin kulu, kölesi olanlara da dokunmuyordu. İmtihan gereği işledikleri suçlar yüzünden dünyada Allah’ı atlattıklarını zannediyorlardı. Aldandılar ve kaybettiler. Evet biz her an Allah’a doğru gidiyoruz. Bütün yollar insanı Al-lah’a götürmektedir. Ama Allah’a götürücü yollar ikidir. a. İnsanı Allah’la cennette buluşturan yollar, b. İnsanı Allah’la cehennemde buluşturan yollar. Hani adamın biri öyle diyormuş: “Nârın da hoş, nûrun da.” Ya Rabb cehennemin de hoş, cennetin de. Benim için nârı da fark et-mez, nûru da. Ben Allah’ı istiyorum. Ben Allah’la buluşayım da gerisi fark etmez. Ben Rabbimi bulayım da gerisi ne olursa olsun. Yanlış bir söz. İnsanlar zaten Allah’a gidiyorlar. Herkes mecburen Allah’la buluşacak, ama cennette buluşmayı isteyin diyor Rabbimiz. Çünkü cehennemlikler de buluşacaklar Allah’la ama Cehennemde azabın içinde buluşacaklar, azabıyla buluşacaklar. Öyleyse ben öyle demiyo-rum. Benim peygamberim ve selefim de öyle dememiş. Ben de Allah-la buluşmayı istiyorum ama cennette buluşmayı istiyorum ve dua ediyorum. Allah’ın nûrunu istiyorum, cehennemden de, nârından da Rabbime sığınıyorum. Çünkü Rabbim kitabında benim istediğim yol budur, sizler bu yolla beni bulun diyor. Öyleyse Rabbimizi O’nun dediği, O’nun gösterdiği yolda bulmak zorundayız. Bu yoldan giderseniz benimle karşılaşırsınız, diyor Allah. İki yol var. Bakın bu iki yolun sonucu neymiş?