İnşikâk Suresine Dön

İnşikâkالانشقاق

9. Ayet

9İnşikâk Suresi

وَيَنْقَلِبُ اِلٰٓى اَهْلِه۪ مَسْرُورًاۜ

Ve ailesinin yanına sevinç içinde dönecektir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

7-9. “Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçireceği bir hesaba çekilir ve arkadaşlarının yanına sevinçle döner.” Defterini sağından almak isteyenlere, dünyada böyle bir hayat yaşayanlara defterleri sağından verilecek. Solundan ya da arkasından almak isteyenlere de sollarından verilecek. Bu insanın kendi elindedir. Çünkü defterimizi yazan biziz. Yazan meleklerdir ama yazdıran biziz. Öyle değil mi? Meselâ daktiloyla bir sayfa yazı yazsanız, sonra da “Bu yazıyı kim yazdı? diye sorsalar, “Bunu daktilo yazdı” der misiniz? Veya “Bunu kalem yazdı” der misiniz? Bunu ben yazdım dersiniz değil mi? Kalem yazdı ama siz yazdınız. Daktilonun tuşlarına bastınız, daktilo da yazdı. İşte melekler yazıyorlar amellerimizi ama biz yazıyoruz, biz yazdırıyoruz. Melekler tıpkı elimizdeki kalem gibi, ya da daktilonun tuşları gibidir. Bir amel işliyoruz, o ameli işleyen biziz ve meleklere diyoruz ki: “Yazın bunu, onlar da yazıyorlar.” İşte dünyada yarın defterini sağından almak üzere ameller işleyenler, hayatlarını buna göre yaşayanlar yarın defterlerini sağından alacaklar. Defterlerini sollarından veya arkalarından almak isteyenler, hayatlarını buna göre yaşayanlar da sollarından alacaklar. İşte kitabını sağından ve solundan almayı böyle anlıyoruz. İşte defterlerini sağlarından alanlar: Çok kolay bir hesap beklemektedir onu. Kolay bir hesap, basit bir hesap, tartışmasız, sıkıştırmasız bir hesapla karşılaşacak. Hesabı kolayca görülecek. Tamam bu güzel! Bunu iyi yapmışsın! Bu da güzel! Şurada bir eksiğin var! Şunu hatalı yapmışsın ama haydi neyse affettik! gibi böyle yüzeysel üç-beş maddelik bir hesapla işi bitirilecek. Aslında Rasulullah Efendimizin beyanıyla bu hesaba çekilme değildir. Bu bir arzdır. Yani kişiye dünyadayken yaptıklarının arzından ibarettir bu. Bakın Buhârî’nin Hz. Ayşe annemizden rivâyet ettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Hesaba çekilmiş hiçbir kimse yoktur ki helak edilmiş olmasın. Hz. Ayşe der ki: “Canım sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü! Rabbimiz kitabında: “Kitabı sağ elinden verilen kolay bir hesaba çekilecek” buyurmadı mı? dedim. Allah’ın Resûlü de şöyle cevap verdi: “Ya Ayşe, bu arzdır. Hesaba çekilen azaba uğratılır.” (Buhârî, âyetin tefsiri) Demek ki bu, Rabbimizin kuluna amellerini arzetmesidir. Bu bir hesaba çekme değildir. Kulum! İşte sen şunları şunları yapmıştın! Dünyadayken nasıl bunları örtmüşsem şimdi de bunları bağışlıyorum! buyurarak defteri sağından verilenler kolay hesapla karşılaşacaklardır. Yani Cenab-ı Hak: “Bu cennettedir! Bu cennetliktir” dedi mi, böyle hesap etti mi artık onun işi kolaydır. Yani yine hesap var, yine sorgulama var ama bu hesap kolaydır. Kolay bir hesaptır. Ama Allah korusun da çorap söküğü gibi, bunu niye yaptın? Bunu nasıl yaptın? gibi bir sorgulama başladı mı artık onun işi bitiktir. Evet şunu niye yaptın? Bunu niye yapmadın? Niye anlamadın? Niye okumadın? Niye tanımadın? Niye düşünmedin? Niye anlatmadın çocuklarına? Niye duyurmadın hanımına? gibi hesabın teferruatına bir girdi mi, işi bitiktir o adamın. Hani dünyada bir hesap defteri tutulur. Hesabın görüldüğü ortamda eğer adam affedilecekse, işte şu kadar ödemişsin, şunu ver-mişsin, iki-üç bin daha verdin mi, tamam bu iş biter filan denir. Ama adama ceza verilecekse, adam cezaya çarptırılacaksa detaya girilir. Ayın ikisinde şöyle yaptın! Üçünde şunu yapmadın! demeye başladı mı, işi bitiktir. Kitabını sağından alanlar için kolay bir hesap, detaya inilmeyen bir hesap ve sonra da: Artık alnı açık, başarının sevinciyle, yüzü güler, gönlü mesrur olarak ehline dönüyor. Haydi ehline, seni bekleyenlere, bekleyenlerine, sevdiklerine dön denilir ona, o da sevinç içinde ehlinin yanına dö-nüverir. Peki kimdir ehli? Kimdir onu bekleyenler? Hûrileri, zevceleri. Yaratıldıkları günden beri her gün biraz daha güzelleşerek kendisini bekleyen cennetteki sevgilileri. Veya cennete kendisinden önce girmiş sevdikleri, dostları. Veya kendi evinde kendisi gibi olanlar, kendisi gibi inanlar. Kendisiyle birlikte dünyada cennet kazanma kavgası verenler. Yani yeryüzünde bu dini birlikte yaşama ve yaşatma kavgası veren babaları, anaları, zevceleri ve çocuklarının yanına gidecekler. Dikkat ederseniz burada ehlinin yanına deniyor. Oğlunun yanına, kızının, karısının yanına denmiyor. Çünkü onların hepsi ehil değildir. Nitekim Nuh’a (a.s), oğlu hakkında Rabbimiz, “O senin ehlin değildir” buyurmuştu. Kenan Nuh’un (a.s) oğluydu ama ehli değildi. Oğlun değil denmiyor, ehlin değil deniyordu. Demek ki evimizin içindekilerden bizimle beraber olanlar, bizimle birlikte kulluk yapanlar, bizimle birlikte cennet kazanma kavgası verenler bizim ehlimizdir. Öyleyse evimizin içindekileri ehil hale getirmek zorundayız. Evimize girip çıkanları da ehil hale getirmek, onları da ehlileştirmek zorundayız. Yahu ne yapayım! Ben seçmedim ya, işte bacanak! Mecburen akraba olmuşuz ve gelip gidiyor bizim eve! Hayır! Olmaz! Mâzeret değildir bu. Ya ne yapacağız? Nedir bizim görevimiz? Madem ki bizim eve girip çıkıyor, o halde ona dini anlatacağız. Ona İslâm’ı duyuracak ve hattâ ehlimiz olduğu için duyurmanın da ötesinde uygulattıracağız. Bu bizim sorumluluğumuzdadır unutmayalım. Yahut da Allah’a isyan olanı yok etmeye çalışacağız, engellemeye çalışacağız. Yani ona emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker yapacağız. Evimize girip çıkan kimselere, yani ehlimize dikkat edeceğiz. Bu kayınpederimiz, kayınvalidemiz de olsa. Aslında bizler kadınlarımızın babasıyla, anasıyla görüşmelerini engelleyemeyiz. Buna hakkımız yoktur. Ama kadınlarımızın babası, anası onun dünyasına girer de kadınlarımızı kendileri gibi yapmaya, kendi dünyalarına çekmeye çalışırlarsa o zaman kendi kontrolümüz altında görüşmelerini sağlarız. Zira baba, ana Hıristiyan olabilirler. Budist, Şintoist, ateist, dinsiz olabilirler. Halbuki ehil bizimle beraber olanlardır. O kitabını sağından alanlar hûrilerinin, zevcelerinin, ehillerinin, kendisiyle birlik olanların yanına, cennete, bal ırmaklarının, hûrilerin, gılmanlarının yanına, makam-ı mahmud’un gölgesine giderlerken öbür tarafta: