Kalem Suresine Dön

Kalemالقلم

14. Ayet

14Kalem Suresi

اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ

Mal ve çocuk sahibi olmuş diye,

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

14-15. “Mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyerek âyetlerimiz ona okunduğu zaman: “Öncekilerin masalları” der.” Bu âyetin iki anlamından söz edebiliriz. 1- Malı-mülkü, çoluk-çocuğu var diye ona itaat edeceksin? Sa-kın ha bunlara sahip diye itaat etme buna. 2- Bu adam malı-mülkü, çoluk-çocuğu var diye mi, kendisine Allah’ın âyetleri okununca bunlar “Esatîru’l Evvelîn” diyor? Yani malına-mülküne, çoluk-çocuğuna, eşine, dostuna, avâ-nesine, nüfusuna güvendiği için mi Allah’ın âyetlerine karşı böyle davranmaya cesaret buluyor bu adam? Dikkat ederseniz bizim açımızdan da çok tehlikeli, bizim de çok gaflet ettiğimiz bir konu anlatılıyor burada. Birinci mânâya göre birilerinin malı-mülkü, atı, arabası, çoluk-çocuğu, taraftarı, makamı, konumu, statüsü sebebiyle eğer biz ona davranışımızı bozar da, itaatten yana, laf dinlemekten yana bir meylimiz olursa Allah korusun bu isyandır. Öyle değil mi? Gerçekten çok gaflet ettiğimiz bir konu değil mi? İslâm’ı, imanı hemen hemen aynı iki kişi var. Karşımızda Ama birinin malı biraz daha fazla, yedireceği yemek biraz değişik, bindireceği arabanın markası farklı; diğeri yaya gidiyor, gariban birisi… Eğer bu farklıdır, bu zengindir, bunun makamı var diye, birinci adamın sözünü diğerinin sözüne tercih edersek, bu tercih konusunda mal, makam ağırlığı varsa, kesinlikle isyan içinde olduğunuzu anlayın, diyor âyet. O zaman serveti, malı, makamı var, belki bir istifadesi dokunur, şerrinden sakınılır diye sakın onlara itaat etme! diyor âyet. Birinci anlamı bu. İkincisi de, bu adam, malım-mülküm, çevrem, kredim, itibarım, yani başkasına ihtiyacım yok, ben kendi hayatımı kendim sürdürürüm, ben bana yeterim, benim kimseye eyvallahım yoktur diyor. Allah korusun bu küfür mantığıdır. Böyle bir adama Allah’ın âyetleri okununca, Allah’ın âyetleri arz edilince bakın ne diyormuş: Allah’ın âyetleri kendisine okununca der ki: “Bunlar Esatîru’l Evvelîn”dir. Anlayabildiğimiz kadarıyla, Kur’an’ın değişik yerlerinde geçen bu sözü, iki mânâ ile açıklayacağız: 1- w[¬7Å:Ïž¿! ­h[¬0@«,Ï! Kelimesi, satır kelimesinin çoğuludur. Satırlar-lar gibi bir çoğul kelimedir. 2- İkincisi bu kelime üsturenin çoğuludur o da üstureler, yani mitoloji demektir. Buna göre bu hainin, bu kâfirin dediği, ya da bugünkü gafil müslümanların çokça söyledikleri bu sözün iki mânâsı vardır: 1- Bu Kur’an w[¬7Å:Ïž¿! ­h[¬0@«,Ï! dir. Yani bu eskilerin yazdıkları satırlardır, bu eski kitaplardaki sayfalardır. Eski şeyler, eskimiş şeylerdir bunlar. “Bunlar eskilerin masalları, eski kitaplar bunlar, eski şeyler, eskimiş şeyler bunlar. Bize göre daha çağdaş, daha özgün, daha biz ifadeli, daha bizim hayatımızı içeren, daha bize hitap eden, işte şehrimizle, kentimizle, belediyemiz, parlamentomuzla, atımız, arabamızla, parkımız, plajımızla, radyomuz, televizyonumuzla ilgilenen, bize yönelik, yeni kitaplar olmalı… Yani bize bunlar değil, bize daha çağdaş, daha özgün, daha yeni kitaplar olmalı” diyorlar. Yeni satırlar, ye-ni kitaplar arıyorlar. “Efendim işte bunlar on üç asır öncesine ait şeyler. İmamlar dönemine, mezhepler dönemine ait şeyler… İmamlar döneminde, mezhepler döneminde anlaşılmış, ayarlanmış, uyarlanmış şeyler. İmamlar döneminde fıkha dökülmüş şeyler,” demeye çalışıyorlar. Garip ama bu alçakların dediklerini şimdi müslümanlar söy-lüyor. “Efendim artık bugün Kur’an okumaya gerek yoktur, çünkü Kur’an imamlar döneminde fıkhî kalıplara dökülmüştür, bu nedenle bugün fıkıh okunmalıdır,” diyorlar. Veya, “işte bu mitoloji, yani efsane” diyorlar. Kur’an’ın istediği hayatı mitoloji, efsane görmeye çalışıyorlar. Bunu müslümanlar yapıyor. “Efendim, o peygamberdi, elbette kitabı o anlayacaktı. Biz peygamber değiliz ki! Biz onun gibi değiliz ki bu kitabı anlayabilelim!” di-yorlar. “Efendim onlar sahâbeydi elbette bu kitabı onlar anlar ve yaşar” diyorlar. “Yani şimdi bizler sahâbe miyiz ki bu kitabın âyetlerini anlamak ve yaşamakla sorumlu tutulalım. Mümkün değil arkadaş bu-gün bunu yapmak!” diyorlar. “Eğer müslümansan, müslüman olduğunu iddia ediyorsan o zaman kızını böyle giydireceksin, hanımını böyle eğiteceksin, şuradan kazanacak, şurada harcamayacaksın” diye ken-dilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman, Allah’ın âyetlerinin muhtevası duyurulduğu zaman, “bu devirde bunları yapmak kesinlikle müm-kün değildir” diyorlar. “Belki o devirde, eski zamanlarda bunları yapmak mümkündü ama bu devirde kesinlikle olmaz bu,” diyorlar. Meselâ namazsız, abdestsiz olmaz diyeceksin, çaysız bir hayat düşüneceksin, televizyonsuz bir hayat düşüneceksin, vallahi bu devirde imkânı yok, olmaz bunlar!” diyorlar. Yani Kur’an’ın ön gördüğü hayatı mitoloji, yaşanması mümkün olmayan efsane kabul ediyorlar. Allah korusun ama dünkü ahlâksızların, kafirlerin söylediklerini bugün müslümanlar söylüyorlar. Kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman, kendilerine Allah’ın emirleri duyurulduğu zaman bunlar “Esatîr’ul Evvelin” diyorlar. Yani bunlar ancak bir zamanlar insanların uyguladıkları, ama bu zamanda uygulama imkânı olmayan şeylerdir, diyorlar. Hem masal diyorlar, hem de insanları bundan engellemeye çalışıyorlar. Hem masal diyorlar, hem de insanların Kur’an’a yönelmelerinden korkuyorlar. Kuran kurslarını kapatmaya, Kur’an eğitimine yasaklar koymaya çalışıyorlar. Madem ki masal, öyleyse niye korkuyorsunuz bu kadar? Madem ki masal, bırakın dinlesin insanlar! Hikâye anlatan başka insan yok mu dünyada? Hayır hayır, öyle diyorlar ama buna kendileri de inanmıyor. Çünkü hem kendilerine, hem de çevrelerindeki insanlara tesir edeceğinden korkuyorlar. En’âm sûresinde şöyle buyrulur: “Onlar hem kendileri Kur’an’dan uzaklaşırlar hem de insanları ondan uzaklaştırırlar. Böylece kendi kendilerini mahvederler de farkına varamazlar.” (En’âm 29) Hem Kur’an’a masal diyorlar, hem de insanları, kölelerini, çocuklarını menediyorlar o Kitaptan. “Aman duymayın, dinlemeyin” diyerek insanları ondan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Dinlemiyorlar, dinletmiyorlardı. Gürültü çıkararak, el çırparak, müzikle engellemeye çalışıyorlardı. Bakıyoruz bugün de zalimler insanları Allah’ın kitabından, Allah’ın dininden alıkoymak istiyorlar. Din eğitimini yasaklamaya çalışıyorlar. İnsanların Allah Kitabını duymalarına engel olmaya çalışıyorlar. “Aman bu insanlar dinle tanışmasınlar, aman bu insanlar Kur’an-la, kitaplarıyla tanışmasınlar” diye insanlarla kitapları arasına engeller koyuyorlar. O gün de, bugün de din düşmanlarının yaptıkları şey budur. Bakın Allah diyor ki: “Nasıl isterseniz öyle yapın! Nasıl derseniz deyin! Ama bilesiniz ki: