Kalem Suresine Dön

Kalemالقلم

18. Ayet

18Kalem Suresi

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

“İnşallah” demiyor (yoksulların hakkını ayıracaklarına dair istisnada bulunmuyor)lardı.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

17-18. “Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini dene-diğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.” Bir zamanlar bir bahçe varmış, ne zaman olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz. Ya o dönemde, bu âyetlerin indiği dönemde bu âyetlerin muhatapları tarafından bilindiği için Allah bildirmemiş, ya da bilinmesi gerekmediği için genel tarif edilmiş. Çünkü bu imtihandı ve her dönemde bu bahçeler ve onlarla imtihan edilenler vardır. İşte şu anda bahçeleriniz, arabanız, eviniz, oğlunuz, kızınız, bağınız-bahçe-niz, size verilen her şeyiniz imtihan konusudur. Bir bahçe ve de onun sahipleri var: Yemin etmişler bu bahçenin sahipleri. Hani yeminciye de uymayacaktık ya, önceki âyetlerde yemin edene itaat etmeyin denmişti ya, bakın burada hemen bir örnekle hatırlatıveriyor Allah: Yemin ediyorlar. Hangi konuda? “Kesinlikle, vallahi, billahi, tallahi kesinlikle sabahleyin biz bu cenneti keseceğiz! Biz bağı bozacağız! Biz bu bahçenin ürününü devşireceğiz” diye yemin ediyorlar. Yani o cenneti keseceklerine, bağı bozacaklarına, ürünü devşireceklerine, sabahleyin bu işi icra edeceklerine yemin ettiler. Ama istisna etmediler. İki mânâsı vardır bunun: 1- İnşallah demediler, Allah izin verirse demediler. Allah nasip ederse biz bunu yapacağız, demediler. 2- Ya da miskinlerin hakkını istisna etmediler, fakir-fukaranın hakkını da düşünelim, onların hakkını da verelim demediler. Anlaşılan şöyle: Bunlar en azından üç kişiler, yani ikiden fazla kişiler, üç kardeşler ve babalarından miras olarak kendilerine intikal eden mallar, mülkler var. Babaları zengindi, hayır, infak ehliydi ve her kese veriyordu. Hayattayken babaları fakir-fukaranın hakkını ihmal et-miyordu. Onun için daha önceden o bahçenin bozumunda fakir-fuka-ra bildikleri için kulak kabartıyorlardı. Babaları vefat edip te bu bahçe kendilerine intikal edince, “efendim, babamız tek kişiydi, elbette o bundan fakir-fukaraya bolca veriyordu, ama bizim şu anda sayımız çoğaldı, kaç kişiye bölünecek şimdi bu bahçe? Evlad çok, arazi az, nasıl vereceğiz ki herkese? Bu durumda biz nasıl verelim?” diyorlardı. Aynı bizim mantık, aynı anlayış değil mi? “Yetmiyor ya! İşte mutfağa şu kadar, ata, arabaya şu kadar, sigaraya bu kadar, benzine şu kadar, plaja, pikniğe bu kadar, yetmiyor efendim!” diyoruz ya! İşte bunlar da yetmiyor dediler ve fakir-fukaranın hakkına engel olmaya çalıştılar. Fakirin hakkını verelim demediler, istisna etmediler. Veya birinci anlamıyla inşallah demediler, yani bu işi yapma eylemini kendilerine izâfe etmediler. “Ben bilirim, ben kazanırım, ben yaparım, bu bahçeyi biz bozarız, bozacağız” dediler. Ama Allah da vardı hesabın içinde, Allah’ı hiç düşünmediler.