1. “Nûn; kalem ve onunla yazılanlara andolsun ki,” Nûn. Bu, huruf-ı mukattadır. Bu konuda daha önceki sûrelerde açıklamalarda bulunduğumuz için, burada sadece bunun Allah’tan gelmiş müteşabih bir âyet olduğunu ve geldiği gibi iman ettiğimizi söylüyoruz. Nûn harfi hakkında birçok yorum yapılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Nun, Yunus’tur (a.s.), bu sûrede Sahibi’n -Nûn olan Yunus (a.s.) anlatılacağı için sûrenin başında ona dikkat çekilmektedir. Nûn, kılıçtır ve sûrenin başında kılıç ve kaleme yemin edilmektedir. Birisi ilmin, ötekisi de cihadın farziyetini ortaya koyuyor. Nûn, divittir; Cenâb-ı Hakk divite ve kaleme yemin ediyor. Allah bilir, bunlardan birisi de olabilir, hiçbirisi de olmayabilir. Allah böyle bir yeminle söze başlıyor diyoruz. Sonra, “kaleme ve onunla yazılanlara yemin olsun ki” buyuru-luyor. Buradaki kalemden murad, kendisiyle Kur’an’ın yazıldığı kalemdir. –:IO²K«<_«8«: ifadesinden anlıyoruz ki, kalemle yazılan şey Kur’-an’dır. O halde yemin, kalem ve Kur’an üzerinedir. Yani bu kitap, Kur’an vahiy katiplerinin elleriyle yazılmaktadır. Öyleyse bu husus Allah Resûlü’nün deli olmadığının açık bir delilidir. Veya buradaki üzerine yemin edilen kalem konusunda şöyle iki söz vardır: Bu kalem ya Levh-i Mahfuzu, kâinatın kaderini, hayat programını yazan kalemdir, –:IO²K«<_«8«: dan kasıt da Levh-i Mahfuzdur, veya Levh-i Mahfuzun mübarek yazıcıları olan meleklerdir. Ya da bu-radaki kalem, hepimizin elindeki kalemdir ve yazdıklarından kasıt da her birimizin yazdıklarıdır. Öyleyse Rabbimiz: 1- Kur’an’a ve onu yazan kalemlere, onun vahiy katiplerine yemin ediyor, 2- Veya Levh-i Mahfuza, onu yazan kaleme ve onun yazıcıları olan kutlu meleklerine yemin ediyor, 3- Yahut da şu bizim elimizdeki kalemlere ve onlarla yazdıklarımıza yemin ediyor. Kaleme ve yazdıklarına, kaleme ve yazıcılarına yemin edildiğine göre, kaleme ve yazdıklarımıza dikkat etmek zorundayız. Çünkü bu yeminle anlıyoruz ki, kalemle yazılması gereken sadece vahiydir. Kalemi yaratan Allah, elbette onu nerede kullanmamız gerektiğini de bilen ve belirleyendir. Allah onu nerede kullanmamızı istiyorsa, orada kullanmak zorundayız. Bu yeminle Rabbimiz, “kaleme yemin olsun ki onu nerede kullandığınızdan hesaba çekileceksiniz” buyurmaktadır. Yazmanız gerekirken yazmadıklarınızdan, yazmamanız gerekirken yazdıklarınızdan hesaba çekileceksiniz. Öyleyse vahiyden yazmanız gerekenleri yazmayarak ya da vahyin dışında yazmamanız gerekenleri yazarak zulmetmekten sakının, diyor Allah. Rasulullah Efendimizin bir hadislerine göre Rabbimizin ilk yarattığı şey kalemdir. “Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kaleme Allah, “yaz” buyurdu. Kalem: “Neyi yazayım ya Rabbi?” dedi. Allah buyurdu ki, “kıyamete kadar gerçekleşecek kaderi yaz!” (Tirmizi, Kader: 17; Tefsir: 68) Zemahşeri şöyle der: “Yüce Allah, kalemin şanının yüceliğini göstermek için kaleme yemin etti. Çünkü onun yaratılıp düzlenmesinde büyük bir hikmete işaret vardır. Ve çünkü onda anlatılamayacak kadar çok fayda ve yararlar vardır.” İmam Râzi de şöyle der: "Vel-Kalem" hakkında iki görüş var-dır. Birisi budur ki, yemin edilen kalem, gerek gökte bulunanın, gerek yerde bulunanın yazdığı kalemin hepsini içine alan cins ismidir. Yüce Allah mantığı ihsan etmekle "İnsanı yarattı, ona beyanı öğretti." (Rah-mân:3-4) diye minnet buyurduğu gibi "Rabb'in en büyük kerem sahibidir. O, insana kalemle öğretti. İnsana bilmediğini öğretti" (Alâk:3-5) diye kalem ile yazmayı ihsan etmesiyle de minnet buyurmuştur. Bu-nunla faydalanmanın izah ve yorumu şudur: Kalem üçüncü şahsı ikin-ci şahıs yerine koyar. Bu sebeple insan dil ile yakınına anlatabildiği is-tek ve maksadını kalem ile uzağa da anlatabilir. İkincisi, üzerine ye-min edilen kalem "Allah'ın ilk yarattığı kalemdir." diye hadiste bildiri-len daha evvel sözü edilen kalemdir. Yüce Allah bunu evvela yaratmış, sonra da onu kıyamete kadar olacakları yazdırmış, saat gelene kadar olacağı, bütün ecelleri, amelleri yazar, bu kalem, uzunluğu gök ile yer arası kadar nûrdan bir kalemdir. Rabbimizin ilk yarattığı kalem, yeryüzünde varlıkların en şereflisi olarak yarattığı insana lütfettiği beyanın yarısını gerçekleştirme va-sıtasıdır. Allah, kullarından sadece insana beyan gücü vermiştir. Rah-man sûresi bunu şöyle anlatır: “Rahman olan Allah Kur’an’ı öğretti, insanı yarattı ve ona beyanı öğretti.” (Rahman: 12) Allah insana beyanı öğretmiştir. Beyan, insanın karşısındakine mânâ naklinin adıdır. İnsanın karşısındakine duyurmak istediklerinin nakline beyan diyoruz. İnsanın karşısındakine bu beyan imkânı verilmiştir ki, bu, yeryüzünde Allah’ın varlığına en büyük delildir. Konuşmak ve anlamaktan daha büyük bir mucize olamaz. Konuşulunca anlıyorsunuz değil mi? Peki nereden anlıyoruz bunları? Söylenilenleri, bu mânâyı, bu meramı nasıl anlıyorsunuz? Gerçekten de bu, Allah’ın bize en büyük lütuflarından birisidir. Beynimizden geçirdiklerimizi karşımızdaki kimselere anında empoze edebilme imkânına, gücüne sahibiz. Konuşabiliyoruz, karşımızdaki de anlayabiliyor. İşte buna mânâ nakli veya beyan gücü diyoruz. Bunu bize veren Allah’tır. Allah bize bu beyan gücünü vermeseydi, meselâ dağı anlatabilmek için dağı kucaklayıp getirmek ve göstermek gerekecekti. Alâk sûresinde de bu beyanın, bir de kalemle olduğunu şöyle anlatır: “Oku! Ki senin Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O kalemle yazmayı öğretmiştir.” (Alâk 3) Yani zaman ve mekan birlikteliği içinde bizim karşımızdakine dille mânâ nakletme imkânımız vardır. İkinci bir ihsan olarak da Rab-bimiz kalemle yazmayı öğrettiğini anlatır: Kalemle bu mânânın intikalinin zaman ve mekân ötesine taşırılmasını öğretti Allah. Öyleyse kalem, gaibi muhatap menzilesine ko-yar. İnsan, lisanla yakınındakilere anlattıklarını kalem vasıtasıyla uzaktakilere anlatma, ulaştırma imkânına sahiptir. Yeryüzünde bunu becerebilen ikinci bir varlık yoktur. Ne büyük bir lütuf, ne büyük bir şe-ref değil mi? Ama o nispette de sorumluluğu büyük bir şeref tabii. Bu iki âyet bize bir taraftan bu beyanın Allah’tan olduğunu an-latırken, diğer taraftan ilimle Kur’an’ı birleştirmemiz gerektiğini anlatmaktadır. Yani ilim eşittir Kur’an, Kur’an eşittir ilim. İlim de, beyan da sadece Allah’a aittir. Beyanı açıklamak, tanımak, tanıtmak, açmak, şerh etmek sadece Allah’a aittir, Kur’an’a aittir. Kuranın böyle bir açıklama, beyan etme özelliği vardır. “Sen daha önce bir kitaptan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.” (Ankebût 48) Bu âyetin ortaya koyduklarıyla birlikte düşünecek olursak, o zaman bu kalemle Rasulullah Efendimiz arasında bir ilgi kurulduğunu da anlamaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki Rasulullah Efendimizin dünyasında vahiy öncesi kalem yoktu. Peki vahiy sonrası oldu mu? Biliyoruz ki, vahiy sonrası da yine olmadı. Ama bakın kalemin sözünün edildiği, yani kalem üzerine yemin edildiği bu âyetin hemen sonrasına, ikinci âyete bakıyoruz, Rabbimiz buyuruyor ki: “Kaleme yemin olsun ki ey peygamberim sen mecnun değilsin.” Peki hangi kalem bu yemin edilen kalem? Rasûlullah’ın kendi kalemi mi? Hayır. Çünkü Rasûlullah’ın kalemi de, yazması da yoktur. Yani başkalarının kalemine yemin ediliyor ve arkasından da deniliyor ki, “sen mecnun değilsin.” O zaman herhalde şu bizim bildiğimiz bir kalem olmayacaktır buradaki kalem. Peki o zaman ne anlayacağız ya bundan? Levh-i Mahfuzu da, onu yazan kalemi de, onun yazıcılarını da bilmediğimize göre, herhalde Allah bir kaleme yemin ediyor, aynen iman etmek zorundayız. Bilmiyoruz derken, bunun mahiyetini bilmiyo-ruz. Değilse Allah’ın Resûlü mi’râca çıktığı gece bir kalem gıcırtısı duyduğunu haber vermektedir. Yine Rasulullah Efendimizin İbn-i Abbas efendimize tavsiyelerini içeren hadislerinde: “Kalemler kaldırılmış, sahifelerin mürekkepleri de kurumuştur.” buyurduğunu da biliyoruz. İşte belki de burada üzerine yemin edilen kalem bu kaldırılan kalemdir. Yani Allah en iyisini bilir, öyle bir kalem düşüneceğiz ki, o kalem bizim hayatımız ve ölümümüzle, sosyal, ekonomik ve siyasal gi-rişimlerimizle, bizim ve tüm kâinatın hayat programıyla, varlıkların ka-derleriyle ilgili Allah’ın iznini, takdirini, buyruğunu yazan kalemdir. Bu haktır, bu batıldır, bu iyidir, bu kötüdür, bu cennetliktir, bu cehennemliktir gibi Allah’ın takdirini, Allah’ın tescilini, mührünü vuran kalemi ha-tırlayacağız burada. Tüm kainatın kaderini yazan kaleme, bu kalemle yazanlara, yazılanlara, yani Allah’ın tesbit buyurduğu kaderine, yazgısına yemin olsun ki, diyeceğiz. Bunun sonunda da hemen şuna ikrar ve iman edeceğiz: Demek ki bu kâinat, bu varlıklar başıboş değildir. Varlık, tesadüfî değildir. Demek ki tüm bu varları var eden ve onlara hayat programı takdir eden, kader takdir eden bir Allah vardır. Demek ki Allah bilendir. Demek ki Allah takdir edendir. Demek ki Allah bilgisi değişmeyendir. Al-lah kesin bilendir ve demek ki sizin teslim olmanız gereken Allah’tır. İşte burada kendisine teslim olunması gereken Allah anlatılıyor.