19-20. “Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.” Allah’ı diskalifiye ettiler. Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Yusuf sûresini baştan sona okumak gerekir. O kadar hoş bir örnektir ki! Hayatı düzenleyen, her konuda hayata etkin olan Allah’tır. Rabbimiz bize soru gönderiyor, önümüze bir imtihan alanı açıyor, bize seçenekler gösteriyor, bizi bunlardan birisini seçmeyle karşı karşıya bırakıyor ama bizzat kendi müdahalesine de devam ediyor. Nasıl? Meselâ bakın Yusuf’a (a.s) rüya gösteriyor. Rüyayı gösteren Rabbi-mizdir. Sonra Yusuf (a.s) bu rüyasını babasına anlatıyor. Baba ve Yu-suf (a.s) haktan yana rol alıyor, ama kardeşleri batıldan yana rol alıyorlar. İsteselerdi onlar da hakka karşı rol almazlardı. Ama mesele neydi? İş nereye varacaktı? Yani Allah’ın takdir buyurduğu senaryo neydi? Mesele şuydu: İsrailoğulları yani Yakub oğulları Mısıra gidecekti. İşte senaryo buydu. Allah takdir etmişti bunu. Lakin bu senaryonun gerçekleşmesi adına perdede rol alan birileri vardı. Bu rolcülerden Yusuf’un kardeşleri onu bir kuyuya atıyorlar. Bakıyoruz hemen sahnede rol alanlardan bir kervanı harekete geçiriyor Allah ve yollarını oraya denk getiriyor. Yıllardır o bölgede seyahat eden kervan, o kuyuda suyun olmadığını bildikleri halde rolleri gereği kuyuya kova salıp çocuğu alıyor ve Mısır’a götürüyorlar. Mısır pazarında çocuğu satmaya çalışırlarken, Allah şehrin Azizini harekete geçiriyor ve pazara uğratıyor. Sahnede azizin de rol aldığını görüyoruz. Aziz, Yusuf’u satın alıyor ve artık Yusuf azizin evindedir. Dikkat ediyor musunuz, Rabbimizin takdir buyurduğu senaryo nasıl da saat gibi işliyor? Sanki perdede, görünürde Yusuf’un kardeşleri var, kuyu var, kervan var, aziz var, ama bu konularda sanki Allah’ın müdahalesi yok gibi değil mi? Her şey sanki kendiliğinden olup bitiyor gibi değil mi? Yani şöyle dışardan sahneyi seyrettiğiniz zaman sanki kişiler bizzat kendi rollerini kendileri yapıyorlar. Ama perde arkasında bir el var ki, bunların hepsini O ayarlıyor. Sonra bir başka sahne, bir başka rolcü devrede. Aziz’in karısı, onun Yusuf’a meyli, iftiralar, skandallar, zindan, kralın rüyası ve sonunda Mısır’a sultan. Ama Allah’ın bizzat belli müdahaleleri var yine orada. Ne o? Krala rüya gösteriyor Allah. Bu, Allah’ın bizzat ve direk müdahalesidir. İşte 7 semiz inek, 7 zayıf inekle ilgili olan bu rüyayı krala bizzat Allah gösteriyor, Allah’tan başka kimse yapamaz ki bu işi! Allah sanki diyor ki, “bakın benim müdahalem var! Beni unutmayın!” Meselâ Mısır’a kıt-lık veriyor, bunu Allah’tan başka kimse yapamaz ki! Sahnede rol oynayanlar var, bu rolleri Allah belirliyor, yani böylece olaya Allah dolaylı olarak müdahale ediyor. Bir de Allah’ın rüya ve kıtlık gibi bizzat müdahalesi var. Bakın burada da Allah böyle bizzat müdahale ediyor. Peki nasıl olmuş Rabbimizin bu bahçe sahiplerine müdahalesi? Bakın şöyle: 19-20. “Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.” Allah’tan bir tavafçı, bir taif şöyle bir dolanıveriyor bahçede. Yani yakan bir rüzgar veya her şeyi kül ediveren bir ateş, bahçeyi kapkara ediveren, bağı bozuveren bir ateş şöyle bir tavaf edivermiş bahçenin içinde. Üstelik de onlar uykudalarken ve haberleri bile yokken oluyor bu iş. Kendileri güya bu işe etkinlerdi! Kendilerine güveniyorlardı güya. Güya kendi kendilerine bozabileceklerdi o bahçeyi. Sabahleyin biz bu işi yapacağız diyor ve istisna da yapmıyorlardı. İnşallah da demi-yorlardı. Allah’ı diskalifiye ederek kendilerini bu işe kâdir zannediyorlardı. Bakın uykudalarken, hiçbir şeyden haberleri bile yokken gönderdiği bir tavafçıyla Allah ne yaptı o bahçeye? Allah’tan bir tavafçı dolanıverdi o bahçede de, sonunda: Ne kadar mütenasip bir kelime, ne kadar uygun bir ifade bakın. Ne diyorlardı adamlar? Sabah olunca bağ bozumuna gideceğiz, sabahleyin bağı bozacağız diyorlardı. Allah ne buyuruyor? Onların bozmasına gerek kalmadı, sabah olunca bağları bozuluverdi. Bağları bozguna uğrayıverdi de sarim gibi, sırım gibi oluverdi ve işleri bitti. “Sarîm”, meyvesi biçilmiş, ürünü devşirilmiş bahçeye, hasılatı kesilmiş tarlaya, geceden bir kıtaya veya hiçbir şey bitirmeyen kumluk araziye denir. Yani sanki böyle yanmış, kül yığınına dönmüş, kum yığını olmuş, gece gibi kapkara olmuş, kaya gibi olmuş yere de sarim denir. Bahçe işte bu hale gelmiştir. Şimdi de sahneye diğer taraf getiriliyor. Sanki önce bir bölümü gündeme getiriyor Rabbimiz, sonra o perdeyi kapatıp bir diğer bölümü gündeme getiriyor. Filmlerde, romanlarda da öyledir. Bakın şimdi beri taraf gündeme (sahneye) getiriliyor.