Kalem Suresine Dön

Kalemالقلم

2. Ayet

2Kalem Suresi

مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ

Sen, Rabbinin nimeti sayesinde asla deli/cinlenmiş değilsin.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

2. “Ey Muhammed! Sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli değilsin.” “Ey peygamberim! Sen Rabbinin nimetleri ile, Rabbinin nimetleri sayesinde asla mecnun, deli değilsin!” Bi’setinden, peygamberliğinden, yani Kur’an’ın kendisine nüzûlünden önce Allah’ın Resûlü’ne herkes Muhammed’ül Emin diyordu. En emin, en güvenilir insan di-yorlardı. Önceleri insanlar kendisine böyle derken, kendilerine Kur’a-n’ın nüzûlünden sonra ona deli demeye, mecnun demeye başladılar. Bundan anlaşılıyor ki, onlar onun okuduğu Kur’an’dan ötürü ona deli diyordu. Ey Muhammed! Allah’ın lütfu ve sana verdiği nübüvvet nimeti sayesinde sen cahil müşriklerin iddia ettiği gibi deli ve mecnun değilsin. Allah’a hamd olsun sen akıllısın. Kâfirlerin dediği gibi değilsin. Allah Teâlâ, kaleme ve onunla yazılanlara yemin ederek Ra-sulullah’ın, müşriklerin iddia ettikleri gibi deli olmadığını, zira onun Rabbi olan Allah’ın lütfuna ve nübüvvet nimetine mazhar olduğunu beyan etmiştir. Kâfirler şöyle demişlerdi: “Ey, kendisine Kur’an indirilen! Sen, kesinlikle bir delisin.” (Hicr: 15/6) Biliyoruz ki Rasulullah (a.s) risalet davasından önce Mekkeliler tarafından yörenin en iyi ve en faziletli insanı olarak kabul edilmekte ve herkesçe onun dürüst-lüğüne ve ferasetine güven duyulmaktaydı. Ama Kur'an vahyolunma-ya başlayınca aynı insanlar O'na deli, mecnun demeye başladılar. Şu anlaşılıyor ki, aslında buna sebep Kur'an'dır. İşte bu yüzden Kur'an'ın bu gibi iddialar için yeterli bir reddiye olduğu buyurulmaktadır. Yüce, açık ve beliğ kelamın içerdiği konular da aynı yüksek meziyete sahiptir. Bu Kur'an, Rasulullah'a Allah'ın bir lütfudur, kafirlerin iddia ettikleri gibi bir delilik sebebi değildir. Burada dikkate değer bir husus da şu-dur; hitap Allah Rasûlü’ne olmakla beraber aslında kafirlerin ithamla-rına cevaplar verilmektedir. Yani bu âyet Rasulullah’a, onun deli olmadığına kendisini ikna etmek üzere gönderildiği zannedilmesin. Za-ten Rasulullah'ın böyle bir şüphesi yoktur ki bunu izale etmek için âyet nazil olsun. Asıl gaye kafirlere, Kur'an yüzünden Allah Rasûlü’ne mecnun dediklerini ve bu iftiraya en açık kati cevabın Kur'an'ın bizatihi kendisi olduğunu anlatmaktır. Yani ne zaman ki Allah’ın Resûlü çevresine Rabbinden gelen âyetleri okumaya başladı, işte o andan itibaren kendisine deli, mecnun demeye başladılar. Bundan anlıyoruz ki, bugün de insanlardan kimileri peygamberî bir tavır ortaya koyarak, yani direk Kur’an okuyarak konuşmaya başlayınca, Kur’an anlatmaya başlayınca, etrafına Kur’an duyurmaya çalışınca insanlar onlara da aynı şeyleri söyleyeceklerdir. Çevrelerine Kur’an’ı duyurmaya çalışanlara, bunu kendisine dert edinenlere bugün de insanlar aynı seyi söyleyeceklerdir: “Sen delisin be! Ne biliyorsun sen Kur’an’ı? Nasıl anlarsın sen Allah’ın meramını? Nasıl cesaret edersin buna? Sen ki bir tamirci parçasısın! Sen Kur’an’ı bırak da şu şu kitapları oku bize! Boyundan büyük işlere bulaşma!” O kimseye deli diyecek, sapık diyecek, mezhepsiz, Vaha-bî… diyeceklerdir. Ama bakın Allah buyurur ki, “ey peygamberim! Onlar ne derlerse desinler! Sen Rabbinin nimetleri ile, Rabbinin nimetleri sayesinde asla deli değilsin! Peki Rabbimizin hangi nimetleri sayesinde deli değildi Allah’ın Resûlü? Yani Rasûlullah’a Rabbimizin hangi nimetleri vardı? İman, hidayet, risalet, peygamberlik, vahiy, Kur’an nimeti… Yani ey peygamberim, Kur’an’la, Kur’an sayesinde, Kur’an nimeti sa-yesinde sen asla deli değilsin. Zira bu nimete mazhar olan kişi asla deli olamaz. Kur’an’la beraber olan, vahiyle beraber olan kişi, vahiyle hareket eden kişi asla deli olamaz.” İşte bu Allah’ın tescilidir. Vahiy nimetine sahip olan, Kur’an’la hareket eden, hareket noktası Kur’an olan kişi hiçbir zaman deli olamaz. Hiç kimse ona deli diyemez. Eğer bizler de şu anda Peygamber gibi bir tavır sergileyebilir, Peygamberimizin misyonuna sahip çıkabilir, tıpkı onun gibi Kur’an’la beraber olabilir, Kur’an’la hareket edebilir, Kur’an’ı hareket noktası kabul ederek, imanla, hidayetle, peygamberlikle, vahiyle beraber olabilirsek, o zaman bilelim ki Rabbimizin bu tescili bizim için de geçerlidir ve kesinlikle bilelim ki biz deli değiliz, mecnun değiliz, haktayız, hidayetteyiz, doğru yoldayız. Zerre kadar kendimizden bir şüphemiz olmasın. Ama bunun aksini yapıyor, yani vahiyle beraber değilsek, vahyi tanımıyorsak, konuştuğumuz vahiy değilse, amellerimiz vahiy ürünü değilse, hareket noktamız vahye dayanmıyorsa, yaptığımız ve yapmadığımız şeyler vahiyden kaynaklanmıyorsa, işte o zaman kendi kendimizden şüphede olabiliriz. Acaba biz deli miyiz? Acaba biz mecnun muyuz? Acaba hayat programımızı iki ayaklı ya da ayaksız cinlerden mi alıyoruz? Acaba vahyin yerine cinleri mi oturttuk? Cin kaynaklı bir hayatımız mı var? Bundan her an şüphede olabiliriz. Bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Bugün bizler de peygamber tavrı sergilersek bize de insanlar deli diyecekler. Çevreyi ciddiye almadan vahyin dediklerini yapmaya kalkarsak, hareketlerimizi, amellerimizi, bakışlarımızı, sevmelerimizi, küsmelerimizi, kılık-kıyafetlerimizi, mal-mülk anlayışlarımızı, hayata bakışımızı, ticaret anlayışımızı, dükkanımızı, tezgâhımızı vahyin istediği şekilde ayarlamaya çalıştığımız zaman deli bu diyecekler. Yani sen kâfirler ve müşrikler gibi yapmayıp hayatını Allah için yaşamaya çalışır, malın konusunda o malı sana veren Allah’ı söz sahibi kabul eder ve onu sahibinin yolunda bol bol dağıtırsan, bedenin konusunda Allah’ı söz sahibi kabul eder ve onu Allah’a kulluğa hasreder, namaza, niyaza zaman ayırır, zamanın konusunda Allah’ı söz sahibi kabul eder, onu verenin yolunda harcayarak ilim öğreneceğim, ilim öğreteceğim, hasta ziyaretinde bulunacağım, mü’minlerin yardımına koşacağım diye iki-üç gün dükkanını kilitlersen, hedefin sadece Allah olur ve insanları memnun edecek zamanın kalmazsa, müşteriyi memnun etme adına ikiyüzlülük yapmazsan, elbette ki sana da, size de deli diyecekler. “Bunun aklı yok, bu adam olmaz, bunun sonu kötü, bunun sonu iflas bunun sonu berbat!” diyecekler. Siz de aynen Peygamber (a.s) gibi Allah’ın istediği bir hayatı yaşarsanız, kesinlikle bilesiniz ki size de aynısını diyeceklerdir. Eğer sizler cimrilik yapmayıp, fakirlikten korkmayıp malınızı Allah adına bol bol verirseniz veya faiz alıp zengin olma imkânınız varken Allah korkusundan ve ahiret hesabından ötürü böyle bir yola girmez, bunu kullanmaz, dini yasaklardan ötürü hayatınızı zehir eder (!), teşvik kredisi almaz, reklâma para ayırmaz, düzen dolap çevirmezseniz “aptal bu” diyecekler, “deli bu! Bunun sonu iflas! Bu adam olmaz, bakan olamaz, dekan olamaz, müdür de olamaz, bu hiçbir şey olamaz!” diyecekler. Allah korkusundan ötürü bu bana haramdır diyerek istifade cihetine gitmediği bir kadın yüzünden, oturulmasını caiz görmediği bir makam yüzünden bugün insanlar nicelerine deli, “ağzının tadını bilmi-yor bu enayi!” diyorlar değil mi? Varsın insanlar ne derlerse desinler, Rabbim sen deli değilsin dediğine göre, bizim için Rabbimizin tescili önemlidir.