37. “Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?” “Ne bu vaziyetiniz sizin? Yoksa sizin Allah kitabından başka kitabınız var da oradan mı okuyorsunuz? Yani sizin Allah’ın gönderdiği kitabından başka kitaplarınız var da ondan mı tedris ediyorsunuz? Ondan mı okuyorsunuz? Yani onun eğitimini mi yapıyorsunuz? Allah kitabının dışında kendinize kitap mı edindiniz? Size birileri kitap mı gönderdi? Benim kitabıma rağmen kitap mı bulabildiniz kendinize? Veya sizlere ayrı bir kitap verdim, Muhammed’e ayrı bir kitap verdim de ikisini mi mukayese ediyorsunuz? Yoksa sizin Allah kitabından başka kitaplarınız var da, ona mı tutunuyorsunuz? Onunla mı amel etmeye çalışıyorsunuz? Bu yaptıklarınız konusunda yoksa Allah size başka bir kitap gönderdi de ondan mı hükmediyorsunuz? Yoksa bu konularda size söz veren başka ilahlarınız mı var? Yoksa sizin yanınızda kitabımız budur diye bağrınıza basıp kendileriyle amel etmeye çalıştığınız başka ilahların kitapları mı var? Yoksa Al-lah’ın kitabıyla öteki ilahlarınızın kitaplarını mı karıştırıyorsunuz? Yani sizler böyle iddia ediyorsunuz. Hâkimiyet bizdedir, bu yaptıklarımız Allah’ın istedikleridir diyorsunuz. Allah da bizden böyle bir hayat ister diyorsunuz. Allah da demokrasiden yanadır diyorsunuz. Allah da laikliği öneriyor diyorsunuz. Allah da böyle bir kıyafetten razıdır diyorsu-nuz. Allah mı dedi bunları size? Yoksa bunları diyenleri Allah mı kabul ettiniz? Yani Allah kitabında size bunları demediği halde, size bu konularda izin vermediği halde, sizler bütün bu konularda size ruhsat tanıyan başka ilahlar mı buldunuz? Kendinize başka ilahlar buldunuz da yoksa Allah’ı mı şartlandırmaya çalışıyorsunuz? Allah’a yol göstermeye, akıl vermeye mi çalışıyorsunuz? Yani bir kere ben size böyle bir kitap göndermedim. Ben size bu yaptıklarınız konusunda izin vermedim. Sizden bu tür şeyler yapmanızı istemedim.” Hâşâ Allah niye sorsun da değilse? Yani Allah böyle bir kitap göndermediğini, onlardan böyle şeyler istemediğini bil-diği halde niye sorsun bu soruyu? Peki ne çıkar öyleyse bundan? Bundan çıkan şudur: Ben size böyle bir kitap göndermediğime göre sizden bu yaptıklarınızı asla istemediğime göre, yoksa kendiniz İlah, Rabb zannıyla birilerine gidip bu konularda kendisinden izin aldınız da onu mu ilah zannediyorsunuz? Ona mı kulluk edip, onu mu razı etmeye çalışıyorsunuz? Müddessir’de Rabbimiz buyurur ki: “Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini isterler.” (Müddessir 52) “Hayır hayır, bunların derdi her birinin önüne açılmış sahifeleri, kitapları olsun isterler. Hepsinin kendilerine mahsus kitapları olsun is-terler. Yani bunlar hepsi peygamber olsun isterler. Hepsine ayrı ayrı birer kitap verilsin, hepsinin kendilerine mahsus kitapları olsun isterler. Hepsi kendilerinin özel kitapları olsun ve hepsi de kendi kitaplarına bakarak “Allah’ın istediği budur! Allah’ın muradı budur! Benim kitapta böyle deniyor! Ben bunu kitabımdan böyle anladım!” demek is-terler. “Dolayısıyla benim anlayışım doğrudur! Benim düşüncem, benim metodum, benim dinim, benim yaşadığım hayat doğrudur! Kesin doğrudur!” diyecekler, hiç kimseye bağımlı olmayacaklar, Allah’ın is-tediklerini istedikleri gibi yorumlayacaklar. Galiba Peygamberi ve onun sünnetini diskalifiye etmeye çalışanların çabası da bu gibi görünüyor değil mi? Yani Kur’an’ı peygamberin kitabı, peygambere gelen kitap, peygamberin anlayıp yaşadığı, peygamberin anlayıp uyguladığı, örneklediği bir kitap olmaktan çıkarıp kendilerince anlamak istiyorlar. Çünkü Kur’an’ı peygamberin kitabı, peygamberin anlayıp yorumladığı kitap olarak kabul edip peygambere bağımlı anlamaya çalıştıkları zaman düşüncelerine, anlayışlarına peygamberî bir sınır gelecektir. O zaman hayatlarına yasaklar gelecek, onun anlayışının dışına çıkamayacak ve daha bir müslümanca yaşamak zorunda kalacaklar. Ama peygamberi ve peygamberin sünnetini, peygamberin anlayışını, peygamberin uygulamalarını diskalifiye ederek Kur’an’ı peygambere bağımlı olmadan anlamaya çalıştılar mı, kendi istedikleri gibi âyetleri yorumlama imkânları olacak. İşte peygamberi ve onun sünnetini silmek isteyenlerin tek derdi budur. İstiyorlar ki “benim kitabımdan bunu anladım. Benim kitapta bunlar var. Ben böyle anladım, beni başkası bağlamaz” diyecekler ve keyiflerine uygun bir hayat yaşama imkânı bulabilecekler. Bakıyoruz kimileri öyle Kur’an’a sarılıyorlar, öyle Kur’an’dan yana, Kur’ancı oluyorlar ki, hatta peygamberi bile diskalifiye ediyorlar, “kitapsız olmaz” diyorlar. “Kitapta birleşelim” diyorlar, ama hangi kitapta birleşeceğiz? O adamın kitabında tabi. Evet Kur’an haktır, Kur’an'a aykırı hiçbir hadisi kabul etmeyelim. Tamam, ama hangi Kur’an’a aykırı olan hadisi reddedeceğiz? Adamın kendi Kur’an’ına aykırı olanı reddedeceğiz. Yani o hadis benim Kur’an’ıma uygun da, Zemahşerî’-nin Kur’an’ına, Buhâri’nin, Müslim’in, İmam Ebu Hanife’nin, İmam Şafiî’nin Kur’an’ına uygun da, adamın Kur’an’ına ters olunca onu reddediyorlar. Peki herkesin ayrı Kur’an’ı mı var? Kur’an herkese bir şeyler yansıtıyor, adam Kur’an’dan neler aldıysa, ne kadarına muttali olduysa bunu Kur’an’ın tümü kabul ediyor, veya kendisine yansıyanı Kur’an zannediyor. Kur’an’ın tümü kabul ediyor bunu ve hadisi onunla yargılayarak reddediyor. Meselâ benim bir dinim var, adına İslam diyorum. Bunun bir dini var adına İslam diyor, onun bir dini, herkesin bir dini var. Ama bir de Allah ve Resulü’nün ortaya koyduğu bir din var. Gerçek din, hak din odur. Bizim dinimiz o dine ne kadar uygunsa biz o kadar müslü-manız. O dini bizimkine uydurma çabamız boştur öyleyse. Yani Allah da bunu ister! Hayır. Zaten Kur’an onu yasaklıyor. “Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, “Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?” (A’râf 28) Yaptıkları her şeyin sonucunda zaten Allah da böyle istiyor di-yordu ya müşrikler, Allah da diyor ki: “Hayır, yalan söylüyorsunuz Allah asla fahşayı, kötülüğü emretmez! Nerden çıkardınız bunu!” Öyleyse herkes Kur’an’dan kendi anladığını, kendi kavrayabildiği kadarını Kur’an’ın aslı, Kur’an’ın tümü zannedip hadisi onunla yar-gılayarak reddetmeye kalkışmasın. Değil Kur’an, insanların sözleri için bile bu böyledir. Örneğin bir şairin yazdığı şiir var. Adamın şiirini on kişi yorumluyor, o kendine yo-rumluyor, öbürü kendine göre, beriki kendine göre yorumluyor ve hep-si de iddia ediyor ki, bu şiirinde şair bunu demek istemiştir! Üstelik te hepsinin yorumu farklı, ama hepsi de iddia ediyor ki şair burada şunu demek istemiştir. Halbuki şairin farklı bir demek istediği vardır elbette. Belki onlardan, o yorumlardan birine uygundur, belki onlardan birine uygunluğu yüzde şu kadardır da, şairin demek istediği daha farklıdır.