Kalem Suresine Dön

Kalemالقلم

38. Ayet

38Kalem Suresi

اِنَّ لَكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ

“Beğendiğiniz her şey sizindir.” (diye mi yazıyor o kitapta?)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

38. “Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.” Yani canınızın istediği her şey var mı onda? Yani ne tür bir ki-tabınız var ki, sizin istediğiniz her şeye cevaz bulabiliyorsunuz onda? Neler seçeceksiniz? Ne canınız istiyorsa, seçiminize uygun her şey var mı onda? Diler öyle yapın, dilerseniz böyle yapın mı var onda? Si-zin kitabınız böyle bir imkân mı veriyor size? Yani ne istediyseniz, ca-nınız, keyfiniz neyi çektiyse onu içinde bulacağınız kitaplar mı tedris ediyorsunuz? Öyle kitaplarınız var mı var? Yani sizin bu kitabınız size her konuda ruhsat verme özelliğine sahip bir kitap mı? Canlarınızın çektiği, nefislerinizin hoşlandığı her şeyi size serbest bırakan bir kitabınız mı var sizin? Dilediğiniz mesleği seçin, istediğiniz okulda okuyun, istediğiniz gibi giyinin, soyunun, keyfinize göre hareket edin, istediğiniz gibi, istediğiniz şeylerden yiyin-için, hatta siz sevdikten sonra yılan, çıyan, akrep, içki, faiz, şarap fark etmez diyen kitabınız mı var sizin? Dilediğiniz gibi hukuk yapın, istedi-ğiniz gibi miras uygulayın, hangi yazıyı, hangi alfabeyi beğenirseniz o-nu kullanın, nasıl bir ekonomik sistem hoşunuza giderse onu uygulayın, istediğiniz yerden kazanıp dilediğiniz yerlerde harcayın, ister balerin olun, ister artist olun, ister Budist olun fark etmez diyen bir kitabınız, ya da kitaplarınız mı var? Evleriniz, arabalarınız keyfinize nasıl uygunsa öyle olsun, dilediğiniz yerlerden dilediğiniz şekilde kazanın, çalın, çırpın, istediğiniz yerlerde harcayın, nasıl bilirseniz, nasıl isterseniz öyle yaşayın, sizler her konuda serbestsiniz diyen kitaplarınız mı var sizin? diyor Rabbi-miz. Yani Allah korusun da bugünkü müslümanların kitabı tam Yahudilerin ellerindeki Tevrat’larıyla özdeş hale gelmiş. Öyle değil mi? Adamlar ne isterlerse buluyorlardı kitaplarında. Canları neyi çekiyorsa kitaplarında ona cevaz buluyorlardı Yahudiler. Ne isterlerse Tevrat’ta buluyorlardı. Yoksa bile yazıveriyorlardı kitaplarına. Yani Kur’an’ın ifadesiyle söylersek: “Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar...” (Nisa: 46) Tahrif ediyorlardı, hafriyat yapıyorlar, altını üstüne getiriyorlardı. Yani Allah o kelimeleri ne için va’z etmişse onları va’z olundukları mânânın dışına çıkarıyor, Allah’ın muradını değiştiriyor, farklı mânâlar yüklüyorlardı. Ya da âyetleri mevzilerinden, yerlerinden koparıp farklı farklı yerlerde, değişik değişik kalıplara döküp, değişik değişik anlamlar kazandırıyorlardı. Âyetleri Kur’an bütünlüğünden, sûre bütünlüğünden koparıp cımbızla çekercesine başka yerlerde başka kalıplara dökerseniz, elbette onlara Allah’ın yüklemediği mânâları yüklemeniz mümkün olacaktır. O zaman canınız ne istiyorsa, keyfiniz neyi çekiyorsa onu aynen bulabileceksiniz o kitapta. Maalesef Yahudi’nin yaptığı bu kitabı tahrif işini müslümanlar da çok yapmışlar. Âyetleri yerlerinden söküp başka başka yerlerde, başka başka kalıplara dökerek, başka başka anlamlar yükleme işini çok yapmışlar. Meselâ bakın Kur’an’da şehid diye bir kavram vardır. Şehid, yaşadığı müslümanca bir hayatla Allah’ın varlığına şahitlik eden kişiydi. Şehid, Allah adına hayatını fedâ edecek kadar Allah’ın varlığına şahit olan kişiydi. Şehid, îlâ-i kelimetullah uğrunda ölümü, şehadeti, oğul balı gibi yudumlayan insan veya insanların, başkalarının dirilişi için kendini feda eden insandı. Ama müslümanlar bu kavramı mevzisinden kopardılar, va’z olunduğu yerden çıkardılar, farklı yerlerde farklı kalıplara döktüler ve karşımıza çok farklı şehit anlayışları çıkıverdi: Devrim şehidi, demokrasi şehidi, vatan şehidi vs. vs… Kur’an’da velî diye bir kavram var. Velî, müslümanlar adına onlara danışmadan tek taraflı karar verme makamında olan kişi demektir. Vali de, vilâyet de buradan gelir. O da müslümanlar adına ka-ar verme makamı veya o makamda oturan kişi demektir. Allah diyor ki, “kâfirlerin müslümanlar üzerinde velâyet hakkı yoktur.” Yani müslü-an olmayanlar velîlik, velâyet makamına oturtulmamalıdır. Müslüman olmayanlar müslümanlara danışmadan onlar adına karar verme makamına getirilmemelidir. Galiba müslümanların gözünde bu mânâyı kamufle ederek valilik ve vilayet makamına birilerini oturtmak için mi bilmiyorum, bu kavramı Kur’an bütünlüğünden cımbızla söküp çıkardılar, farklı kitaplarda farklı kalıplara döktüler ve karşımıza farklı bir velî anlayışını çıkardılar. “Efendim velî işte gökte alan, yerde yiyen, gaybı bilen, kalpten geçenlere muttali olan, denizde yürüyen bir insandır!” Kur’an’daki zikir kavramı değiştirilmiş, takva kavramı değiştiril-miş, kıraat, ihsan, dua, lanet, iman, kabul ve red kavramları, cennet ve cehennem kavramları, hatta namaz kavramı bile değiştirilmiş. Bu kavramlara Allah’ın yüklediği anlamlar unutulmuş ve farklı farklı anlamlar verilmiş. Yahudi’nin yaptığı gibi, müslümanlar da artık bugün bu kavramları Allah’ın istediği gibi değil, kendilerinin arzu ettikleri gibi anlıyorlar. Yani Allah ondan o âyetten ne kastederse etsin, o kendi kastını, kendi anlayışını o kelâma yüklemeye çalışarak aynen Yahudi’nin yaptığını yapmaktadır. Bugünün insanlarından kim bu konuya örnekse onların hepsi buna girmektedir. Aklediyor mânâyı, anlıyor ama dü-zenini bozmasın diye döndürüp dolaştırıp âyeti farklı mânâya çekebileceği bir yol arıyor. Meselâ adamlar âyetleri okuyorlar: “Efendim işte burada tarikat anlatılıyor, burada parti, burada bilimsel çalışma, burada örgütsel anlatım, burada zengin olmak, burada doktor olmak anlatılıyor. Ya da işte burada bizim şeyhimiz, burada bizim kavmimiz, bizim ırkımız, bi-zim haberimiz, bizim liderimiz anlatılıyor. Burada bunlar anlatılıyor. Kı-saca bu âyetler beni, bizi anlatıyor ama kesinlikle hak olduğumuzu, yanılmadığımızı anlatıyor” diye kendi düzenlerine uyguluyorlar. Allah böyle yapanlara soruyor: Yani sizin başka kitaplarınız var da onlardan başka şeyler mi okuyorsunuz? Her istediğinizi buluyor musunuz? Ne isterseniz var mı orada?