40. “Ey Muhammed! Sor onlara: “Bunu kim üze-rine alır?” Evet Peygamberim sor onlara! Bu düşüncede olanlara, hayatı böyle, böyle kabul edenlere ya da hayatlarında Allah’ın kitabını yok farz ederek yaşayanlara veya hayatlarında başka kitap var kabul edenlere, ya da Allah’ı aldatabileceğine, Allah’ı şartlandırabileceğine inananlara, sor bakalım: Hangisi buna zaîmdir? Kim zaîmmiş buna? Zaîm kelimesinin dört mânâsı vardır: 1- Zaîm, kefil demektir. Öyleyse sor onlara bakalım peygamberim, böyle düşünen böyle inanan insanların kefilleri kimdir bu konuda? Kime güvenip dayanıyor bu adamlar? 2- Zaîm, Resul demektir. Bu inançta olanların bu konudaki el-çileri, peygamberleri kimmiş sor bakalım peygamberim? Hangi peygamberin örnekliliğinden almışlar yaşadıkları bu hayatı? 3- Zaîm, veli demektir. Yani kimi veli kabul ediyor bu adamlar? Yaşadıkları bu hayatı kimin yasalarına dayandırıyorlar? Onlar adına kim böyle bir karar almış da bunları yapıyorlar? 4- Zaîm, örnek demektir. Sor onlara bakalım peygamberim, ki-mi örnek alıyorlar? Kim dedi onlara bu yaptıklarını? Yani yaparken ke-filleri, örnekleri kim onların? Kim dedi onlara da böyle düşünüyor, böyle inanıyor ve böyle bir hayat yaşıyorlar? Hangisiymiş zaîm? Hangisiymiş peygamber? Eğer onlardan biriyse peygamber, içlerinden bi-risiyse o zaman kitabı neyse göstersin bakalım? Veya o kitabın benden geldiğini ispat etsin bakalım! Rabbimizin ifadesi, her şeyi baştan çözücü bir söz, ya da her şeyi baştan bitirici bir soru. Ama Allah sözü bitirmek, onları mat etmek, onları susturup ilzam etmek için sormaz. İnsanların akıllarını başlarına getirmek için sorduğundan, sormaya, sorgulamaya devam eder Rabbimiz. Kullarına olan merhametinden, şefkatinden, onlar için hayır dilediğinden, sürekli onları cennet yolunda tutmayı murad ettiğinden dolayı sormaya, akıllarını erdirmeye devam eder Allah. Bakın bir soru daha, bir sorgulama daha: