Kalem Suresine Dön

Kalemالقلم

48. Ayet

48Kalem Suresi

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ

Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yûnus Peygamber) gibi olma! Hani dert ve sıkıntıyla (Rabbine) dua etmişti.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

48. “Ey Muhammed! Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi Yunus gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.” “Peygamberim, sen aldırma onlara! Onların bu bozuk düzen durumlarından dolayı sen hayat programını bozma! Sen sadece Rab-binin hükmüne sabret! Ve sakın ha balık sahibi olan Yunus (a.s) gibi olma!” Sûrenin son bölümlerinde Allah’ın kutlu elçilerinden Yunus’un (a.s) hayatı konu edilir. Bakın bu konuyu anlatmaya başlarken Rabbi-miz peygamberimize ve onun şahsında hepimize şöyle buyurur: Yani bugün belki müslümanların en çok muhtaç oldukları bir âyettir bu. Müslümanlığımız için belki yediğimiz yemekten, içtiğimiz sudan, teneffüs ettiğimiz havadan daha çok muhtaç olduğumuz bir âyetle karşı karşıyayız. “Sen Rabbin için, Rabbinin hükmü için sabret peygamberim! Allah böyle dedi diye sabret! Allah öyle istedi diye müs-lüman ol!” Evet bugünkü müslümanların en büyük derdi bu. Ne diyor-lar bugün müslümanlar? “Efendim toplumda âlim yok, ne yapalım? Et-rafımızda fazıl yok, ne yapalım? Bizi toparlayacak, bize yön verecek lider yok, ne yapalım? Karizmatik lider yok efendim, ne yapalım? Para yok, pul yok, ekonomik gücümüz yok, dergi yok, cemaat yok, cemiyet yok! Bu durumda biz ne yapabiliriz?” Hep böyle demiyor muyuz bugün? Ah şunlar şunlar bir olsa! Hayır mesele öyle değil. Allah var ya, tamam müslüman olalım. Allah var ya, ne yapacaksak yapalım. Bakın Allah öyle diyor. “Peygamberim sen Rabbinin hükmüne sabret! Rabbin var mı? Rabbin ne dedi? Rab-bin ne istedi? Rabbin nasıl istedi? Rabbin nasıl hükmetti? Sen başkasına değil ona bak! Onu dinle! Başkasına bakma! Sabret, diren, dayan ve devam et yoluna! Devam et kulluğuna!” Yani Rabbin sana ne tür bir soru göndermişse, “tamam ya Rabbi! Münasiptir ya Rabbi! Uygundur ya Rabbi! Senin beni imtihan şeklin güzeldir ya Rabbi! En münasibini, en mütenasibini sen bilirsin ya Rabbi!” demek, teslim olmak sabırdır işte. Belâlara, musîbetlere, küfrün amansızlığına, küfrün enginliğine, derdin çokluğuna, çevredekilerin ilgisizliğine, yakınların ihanetine, mü'minlerin cehaletine veya toplumsal cinayetlere rağmen mü'min sabretmek durumundadır. Her şeye rağmen mü’min Allah’a kulluk yo-lunda tökezlemeden yoluna devam etmeyi becerebilmelidir. Tüm insanlık karşımıza geçip alkışlasa ya da tüm dünya bize düşman kesilip yuhalasa da Allah’ın istediği biçimde yapacağımızı yine yapmaya, yo-lumuza yine devam etmeye bakalım. Allah ne dediyse yapalım, ne de-meydiyse yapmayalım! Şımarmayalım ya da korkup vazgeçmeyelim. İşte bir örnek. “Sabret peygamberim ve sakın: Hût sahibi gibi de olma! Sakın ha peygamberim, kavminin serkeşliğine, toplumunun inkarına, isyanına, yalanlayıp reddine canı sıkılıvermiş morali bozuluvermiş Hût sahibi gibi, Yunus (a.s) gibi olma sen!” Kur’an-ı Kerîm’in pek çok yerinde “Peygamberim, şöyle ol! Böyle ol! İbrahim (a.s.) gibi ol! İsmail (a.s.) gibi ol! Nuh (a.s.) gibi ol!” buyurularak peygamberine örnekler sunan Mevlâmız burada da Peygamberine “sakın ha Hût sahibi gibi olma!” buyurur. Yani Hz. Yunus-un bir dönemi, bir bölümü, bir yönü gibi olma! buyurulmaktadır. Ne yapmıştı Yunus (a.s.)? Nasıl yapmıştı? Nasıl davranmıştı? Sahibu’z Zünnûn, sahib’ul Hût diye isimlendirilen Hz Yunus, Kur’an-ı Kerîm’de 6 yerde anlatılır. Bunlardan iki yerde, Nisa 63 ve En’âm 86’ da sadece peygamber olduğu anlatılır ve hayatına hiç girilmez. Ama Yunus sûresinde uzunca ve bir de işte bu sûrede de kısmen hayatı anlatılır. Ama tabi Kur’an bize bir peygamberin hayatını anlatmak için gelmemiştir. Kur’an bize, bizim kulluğumuzu anlatmak için gelmiştir. İşte burada da onun hayatından bizim kulluğumuza örnek olacak yönünü anlatır ve bitirir. Allah’ın elçisi, Ninova toplumunu Allah’tan aldığı görevle uyarır. Toplum onu dinlemez. Toplumunu Allah’tan kendilerine gelmekte olan bir azapla uyarır. Ama henüz azap gelmeden, Allah’tan kendisine hicret emri gelmeden toplumunu terk eder. Toplumun inkarcı tavırları karşısında, yola gelmeyişleri karşısında siliverir onları. Belki gülmüştü yüzlerine, belki acı bir tebessüm atmıştı, belki nefret etmişti ama acele etmişti. Kaçmıştı görevden. Halbuki bir peygamberin Allah’tan kendisine hicret emri gelmeden görev mahallini terk etmemesi gerekiyordu. Ölecekse orada ölmeliydi. Allah dilemedikçe orada da ölmeyecekti tabii. Dövecekler, sövecekler, hapse atacaklar, ateşe atacaklar ama yine de gitmeyecekti oradan. Fakat gitti işte. Niye gitti? Öyle yapılınca başımıza nelerin geleceğini bize anlatma adına, gösterme adına, bize bir ders verme adına gitti. Bize bir misal olsun diye arzetti Allah. Yunus sûresinin anlattığına göre koşarak gitmişti. Kölenin efendisinden kaçtığı gibi toplumundan kaçtı ve bir gemiye bindi. Yolda bir fırtına sonucu alabora oldu ve gemide bir kura çekildi. Yunus (a.s.) kendi suçluluğunun farkındaydı ya, belki bizzat kendisi bunu teklif eder ya da kura kendisine çıktığı için denize atılmayı rahat rahat kabul eder ve atılır. Sonra denizde bir balık tarafından yutulur. Allah buyurur ki bakın: “Hani o balığın karnında yutkunarak kederle dolu olduğu halde, Rabbine yalvarıyor, dua ediyordu.” Yunus (a.s) bir süre denizin içinde, balığın karnında karanlıklar içinde kaldı. Denizin içi karanlık, balığın karnı karanlık, işte bu kasvetli karanlıklar içinde Allah’ı zikrediyor, Rabbina dua ediyor, yalvarıp yakarıyordu. O halde bizler de en karanlıklar içinde bile kalsak, en olumsuz şartlar altında bile bulunsak yine Rabbimize iltica edeceğiz. “Aman yetiş ey falan! Ey filan” demeyecek, sadece Allah’a dua edecek ve “yetiş Allah’ım!” diyeceğiz. Rab-bına dua etti, Rabbini tesbih etti. Enbiyâ sûresinde de bu tesbihi anlatılır: “Allah’ım! Seni tesbih ederim! Senden başka İlah yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim.” (Enbiyâ 87) Yunus (a.s) da bizim için böyle bir tesbih örneği de vardır.