Kalem Suresine Dön

Kalemالقلم

9. Ayet

9Kalem Suresi

وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

Onlar, senin kendileriyle uyum içinde olup (sapkınlıklarına karşı yumuşamanı) istediler. (Buna karşılık) onlar da uyum gösterip (sana karşı yumuşayacaklardı).

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

8-9. “Ey Muhammed! Bundan böyle, yalanlayanlara aldırma; (Onlar sana indirilen âyetlerden beğenmediklerini bırakman sûretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.” Öyleyse Peygamberim, sen onu yalanlayanlara itaat etme. Sana mecnun diyenler buna inandıkları, seni öyle bildikleri için değil, onlar isterler ki sen onlara taviz veresin, onlar da sana taviz versinler. Onlar umuyorlar ve istiyorlar ki, sen kendilerine müdâhane edip, onlara yaranmaya, yağcılık yapmaya yönelip kendileriyle uzlaşma yolları arayasın, böylece uzlaşasınız ki sonunda küfürle İslâm’ı sarmaş dolaş yaşasınlar. Onların sapıklıklarına, şirklerine, bozuk düzen hayatlarına dokunmamanı, pisliklerine ilişmemeni isterler. Yani onlar senden öyle bir tavır, öyle bir din istiyorlar ki, bu din onların hayatına karışmasın. Onlar dine değil, din onların zevkine tâbi olsun. Onların günübirlik arzularına göre şekil alabilen bir din olsun bu. Demokrasi dini gibi… Çoğunluğun arzularına göre şekillenen bir din. Bu dinin tanrısı da onlardan ne bir ahlâkî kural, ne ibadet, ne namaz, ne oruç, ne örtünme hiçbir şey istemesin. Onlar istiyorlar ki, sen onlara müdâhane etsen de onlar da sa-na müdâhane etseler. Yani eğer sen onların yamukluklarına, sapıklıklarına dokunmasan, onlar da sana müdâhane edecekler, seni övecekler, seni yağlayacaklar, ne büyük, ne akıllı adam diyecekler. Yani sen onları yağlasan, alçak garazlarına, haksızlıklarına, küfürlerine, şirklerine hiç dokunmayıversen, hiç uyarmayıversen onları, uyarmamak bir yana sen onların yanlışlarına muvafakat ediversen, yani o yanlışlarında onlarla beraber olup onlara eşlik ediversen, onlar da sa-na yağ sürecekler. Yahu bu adam ne büyük adam! Ne akıllı, ne ileri görüşlü, ne aydın, ne derin hoca, diyecekler. Ama sen onlara müdâhane etmez, yağcılık yapmaz, onlardan yana davranmaz da hakkı ortaya koyar, Allah’ın emrini söylersen, Al-lah’tan aldığın âyetleri okuyarak onların hayatlarını yargılamaya ve sorgulamaya kalkışırsan, bilesin ki o zaman seni reddedecek, sana if-tira edecekler, deli diyecekler, mecnun diyecekler. Onlar samimi değil, sen samimi ol ey peygamberim, diyor Rabbimiz. Müdâhene lüzumsuz yere yumuşak davranmak ve yağcılık et-mektir. Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar isterler ki sen, Allah’ı inkâr e-desin, onlar da inkâr etsinler. Senin onlara taviz vermeni beklerler ki onlar da sana taviz versinler. Veya dinin aleyhine onlara yumuşak davranmanı isterler ki onlar da sana yumuşak davransınlar. Müşrikler isterler ki, onların ilahlarına davet etmelerine uyasın da, dinin aleyhine onlara yumuşak davranasın. Onlar da sana, dinleri aleyhine yumuşak davransınlar ve seni Rabbine ibadet etmen hususunda serbest bıraksınlar. Çünkü İsrâ sûresi bunu şöyle anlatıyor: “Eğer seni azimli ve sebatlı kılmasaydık, nerde ise onlara az da olsa meyledecektin. Eğer onlara biraz olsun meyletseydin, dünya ve âhiretin azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra kendin için bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.” (İsra: 17/74-75) “Onlar isterler ki sen onlara kolay davranasın, onlar da sana kolay davransınlar. Sen onlara yaptıkları konusunda ruhsat veresin, onlar da sana ruhsat versinler. Sen onların dininde görünesin, onlar da senin dininde görünsünler. Sen onlara münâfık ve müraî davranasın, yani bir süre sen onların dininde, bir süre de kendi dininde görünesin. Yani sen onlara yaklaşasın, onlar da sana yaklaşsınlar. Sen onlarınkine dokunmayasın, onlar da seninkine dokunmasınlar. Sen bizimkine saygılı olsan, biz de seninkine saygılı davransak, bizimkilerle seninkini karıştırıp hayatımızın bazı bölümlerinde senin Rabbini dinlesek. Meselâ namaz, oruç, hac gibi konularda senin Allah’ını dinlesek, hukuk, eğitim, ekonomi, miras gibi sosyal ve siyasal yapılanmalar konusunda da sen bizim ilahlarımızı dinlesen. Yani hayatımızın bazı bölümlerinde senin Rabbinin yasalarını, bazı bölümlerinde de bizim yasalarımızı uygulasak. Ya da hiç olmazsa arada bir şöyle bizimkine bir uğrayıversen. Şöyle bir yanından geçiversen, bir el sürüversen. Ya da hiç olmazsa bizimkine dokunmayıversen olmaz mı? İlişmeyiversen. Bizimkinin aleyhine konuşmayıversen, sen kendininkini yaşasan, ama biz de kendimizinkini yaşasak. Sen serbest olsan, biz de serbest olsak” diyorlardı. Bunu şöyle anlıyoruz. Böyle bir durumda onların kaybedecekleri hiçbir şey yoktur. Böyle bir durumda müşriklerin hiçbir kaybı olmayacak, kayba uğrayan peygamber olacaktır. Böyle bir uzlaşmada kaybeden taraf iman tarafı olacaktır. Çünkü eğer bir hayatı yüz birim kabul edersek, kâfir ve müşriklerin bu yüz birimlik hayatlarında az da olsa iman birimleri vardır. Kâfirin ve müşrikin hayatında da iman birimleri vardır. Hangi konularda? Bakıyoruz Kur’an-ı Kerîm’in ifadesiyle kimi konularda bunların da hayatlarında iman vardır. Meselâ gökleri kim yarattı? diye sorsanız, derler ki: Allah yarattı. Her şeye gücü yeten kim diye sorsanız, “Allah” derler. Yani müşriklerin hayatlarında da iman birimleri vardır. Peki kaçta kaçtır bu iman birimleri? Meselâ yüzde beş iman birimi varsa, yüzde doksan beş küfür ve şirk birimi vardır. Rasûlullah’ta ve onun yolunun yolcusu mü’minlerin hayatında ise yüzde yüz iman birimi vardır. Şimdi bakın bu adamlar istiyorlar ki, Allah’ın Resûlü böyle bir uzlaşma sonucu ha-yatında yüzde birlik, yüzde ikilik bir şirke düşsün, yüzde yüzlük imanından yüzde ikisini kaybedip yüzde ikilik şirke bulaşsın, onlar da bu uzlaşma hatırına Peygamberin dinine meylederek yüzde beşlik iman birimlerini artırıp yüzde doksana çıkarsınlar. Böylece sonuçta ne oluyor? Kim kazanıyor sonuçta? Yani sonuçta peygamber kimin safında yer almış oluyor? Peygamber hangi sınıfta yer almış oluyor? Yine müşriklerin safında yer almış oluyor değil mi? Çünkü onlar yüzde dok-san müslüman ama yüzde on müşrik olarak yine müşrik kalırlarken, peygamber de yüzde ikilik bir şirkle müşriklerin safına düşecek ve so-nuçta kazanan taraf şirk olacak, müşrikler olacaktır. Zaten dertleri buydu. Böylece istiyorlardı ki, böyle bir uzlaşma sonucunda peygamberin dâvâsı bitirilmiş olsun. İşte Rabbimiz diyor ki, sakın ha peygamberim sen onlara itaat etme, onlara meyletme.